Bülent BAŞARAN

Bülent BAŞARAN

DEDELİK KURUMU ve ALEVİ ÖRGÜTLERİ!

DEDELİK KURUMU ve ALEVİ ÖRGÜTLERİ!

Son yıllarda Alevi topluluğu içinde dedelik kurumu kadar tartışılmış bir konu olduğunu sanmıyorum. Yıllardır Alevilik ile ilgili araştırmalar yapan, alevi örgütlülüğünün içinde yer alan ve onların karşısında bir talıp olarak dâr'a duran birisi olarak konuyu kendimce bir değerlendirme ihtiyacı duydum.

Bu değerlendirmeyi sağlıklı bir biçimde yapabilmemiz için öncelikle Alevi toplumunun doğal örgütlenme biçimini ele almamız gerekiyor. Aleviler ancak 1980'lerin sonunda kurulan Pir Sultan Abdal Derneği ile birlikte modern anlamda bir örgütlülükle tanıştı. Ondan sonra başka başka örgütler kurularak bu sayı arttı ve çeşitlendi. Bu bilgiye bakarak Alevi topluluğunun daha önce örgütsüz olduğunu söylemek bence yanlış olacaktır. Binlerce yıldır her türlü baskı, kıyım, katliam ve asimilasyon çabasına karşın bir toplumun örgütsüz ayakta kalabileceğini düşünmek saflık olur. Bence Alevilik bugün ayaktaysa bunu geçmişten beri var olan "doğal" örgütlülüğüne borçludur. Bu örgütlülüğün adı da "ocak" sistemidir.

Her Alevi topluluğu yıllardan beridir, bir mürşit, pir ve dede ocağına bağlıdır. Dedeler pirlere, pirler ise bir mürşide bağlı olarak hiyerarşik bir yapı oluştururlar. İnanış odur ki, kadim sırlar ile dini ve erkan bilgileri mürşitler tarafından pirlere, pirler tarafından da dedelere öğretilerek nesilden nesile ulaştırılmıştır. Bugün Aleviler hala Alevi olarak kalabilmiş ise bu temel doğal hiyerarşik yapının sağlıklı bir biçimde işletilmesiyle mümkün olmuştur. Eksiği gediği olsa da, toplumsal yozlaşmadan ve ahlaki erozyondan belli ölçülerde nasibini almış olsa da bizler Aleviliğin yaşatılması açısından dedelere çok şey borçluyuz. Bu nedenle Alevi toplumunda ortaya çıkan her türlü problemin merkezine dedeleri koyarak, onları günah keçisi ilan etmenin acımasız ve yanlış bir şey olduğunu düşünüyorum.

Son yıllarda hayli cesametli bir yapıya ulaşan "yapay-hukuki" Alevi örgütleri ile bu eski "doğal-kadim" ocak sistemi arasında bence yıkıcı bir tartışma ve düşmanlaşma olduğunu gözlemliyorum. Örgütler dedeleri, dedeler de örgütleri suçlar bir hale geldiler. Ve ne yazık ki, Aleviliğin inançsal öğelerinin taşıyıcıları dedeler ile sosyal, ekonomik ve siyasal haklarının savunucuları örgütler arasında bir yabancılaşma hasıl oldu. Ben bu yabancılaşmanın temelinde, bu iki grubun birbirlerinin görev alanlarına çok fazla müdahale etmelerinin yattığına inanıyorum.

Dedeler Alevilerin manevi ve moral liderleridir. Onlar; kadim manevi sırların, 12 hizmet yürütülmesine ilişkin esasların, ahlaki öğretilerin ve topluluğun bu ahlakı öğeleri pratikte uymasını sağlayan disiplin esaslarının taşıcısı ve uygulayıcısıdırlar. Bu anlamda dedeler; Aleviliğin inançsal, mitolojik ve ahlaki koruyucusu rolünü üstlenirler. Onlar olmasaydı Alevilik bugüne gelemezdi. Bunu kabul etmek, adil vicdani bir hak tesliminin temel zorunluluğudur.

Tabi ki; köyden şehre göç, bozulan toplumsal yapı, kapitalizmin yarattığı ekonomik baskı, asimilasyon çalışmaları ve siyasal manipülasyonlar dedelerde bazı erozyonların oluşmasına neden olmuştur. Nihayetinde onlar da bir beşerdir ve nefsini kontrol konusunda zafiyet gösterenler olmuştur. Bu yol "demirden bir leblebidir" talıp için bile bu kadar zorken, dedeler ve pirler için bin kat daha zordur. Elbette savrulanlar ve düşkünlük gösterenler olmuştur. Ama bu topyekun bir biçimde Aleviliğin omurgasını oluşturan bu yapıyı karşımıza almamız için bir gerekçe oluşturamaz.

Alevi dernek yöneticilerimiz ve yeni nesil talıplar (yani Alevi halkı) elbette ki bir çoğu üniversite mezunu insanlardır. Gençlerimiz elit üniversitelerin seçkin bölümlerini bitirmektedirler. Dernek yöneticilerimizin bir çoğu sendikacılıktan gelmiş, politik ve okumuş insanlardır. Görece olarak bakıldığında dedelerimiz, onlara göre daha cahil kalmışlardır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, dededen ne beklendiğidir. Biz dededen ne bekliyoruz? Onlardan tıpkı bir sosyolog, bir siyaset uzmanı yada psikolog gibi, cemlerde topluma ilmi seminerler vermesini mi bekliyoruz? Elbette bu mümkün değildir. Onların zihinsel ve entelektüel bilgi birikimlerinden daha çok, ahlaki olgunluklarına ve yolun kadim mitolojik sırlarına ilişkin bilgilerine ihtiyacımız var. Onlar, toplumun manevi ve moral değerlerini beslesinler ve inançsal erkanları eksiksiz yürütsünler yeterlidir.

Halkın sosyal, politik ve örgütsel bilincini yükseltmek dedelerin değil, Alevi örgüt temsilcileri ve yöneticilerinin işidir. Alevilerin politik ve örgütsel bilinçsizliğinden ve dağınıklığından dedeler değil, Alevi örgütleri sorumludur. Bu asıl olarak onların işidir. Bu noktada dedelerimize de şu eleştiriyi getirmeliyiz. Örgütler, halkın politik ve sosyal uyanışı için çaba gösterirken, dedeler bu işe eğer diliyorlarsa destek olmak dışında karışmamalıdır. Bu alan da onların alanı değildir. Alevi örgütleri birer demokratik kitle örgütü ise; bunların Alevilerin temel siyasal, toplumsal, ekonomik ve kimlikle ilgili açıklamalar yapmaları ve bu alanda kurdukları ilişkiler ve yürüttükleri eylemlilikler dedeleri ilgilendirmez. Kısacası dedeler kendi işine, örgütler de kendi işlerine baksınlar ve birbirlerinin alanlarına müdahale etmesinler.

Bazı yerlerde dedelerin, cemlerde kitleyi örgütlerin yürüttükleri demokratik mücadeleye karşı kışkırttığını görüyoruz. Bu yanlıştır. Aynı şekilde örgütlerin, kendi başarısızlıklarını ve tembelliklerini dedelerin "cahilliklerine" fatura ettiğini görüyoruz. Bu da yanlıştır. Sanki bu iki grup yani dedeler ve örgüt yöneticileri birbirine rakipmiş gibi, birbirinin yerine ikame edilebilirmiş gibi bir izlenim ediniliyor. Halbuki ne bir dede bir örgüt yöneticisinin işini yapabilir ve o yeterliliktedir, ne de bir örgüt yöneticisi bir dedenin yaptığını yapabilecek yeterliliktedir. Bu iki grup birbirine saygı duyarak hakkını teslim etmeli ve rızalık göstermelidir.

Dedeler, Alevi örgütlerini sadece cemevinden ibaret sanıyorlar. Cemevi kısmı, Alevi örgütlerinin sadece bir bölümüdür. Cemevi kısmının idaresi ve oranın yönetimi postta oturan dede kimse ona aittir. Örgütün diğer sosyal, idari ve politik yönetimi ise dernek yöneticilerine aittir. Alevi örgütleri, diğer politik ve sivil toplum örgütleri ile dayanışma yapabilir, beraber eylemlilikler düzenleyebilir ve açıklamalar yapabilir bu dedelerin görev alanına giren bir konu değildir. Aynı şekilde bir dedenin kendi süreği icabınca 12 hizmeti nasıl yürüttüğü de örgüt yöneticisinin müdahale edebileceği bir iş değildir. Tabi ki, gönlümüz arzular ki, dernek yönetimleri ile dedelerimiz her konuda ortak bir iradeye ve tutuma sahip olsunlar. Ama bu sağlanamıyorsa bile kimse kimsenin işine karışmamalıdır.

Son söz olarak, pir ve dede ocaklarımızın başında duran manevi liderlerimizden ricamız şudur ki, geleceğin dedelerini çok iyi eğitsinler, çocuklarının üniversitelerde okuyarak donanımlı insanlar olmalarını sağlasınlar ve çocuklarının içinden dedelik yapma gönüllüğünde olanlara Aleviliğin kadim sırlarını ve öğretilerini en iyi şekilde aşılasınlar. Örgüt yöneticilerimizden isteğimiz de şudur ki; kendilerini Aleviliğin tarihi, sosyal, politik geçmişi ve inançsal öğeleri hakkında yetiştirsinler ve sadece bu konuda kendilerini yeterli sayan insanlar Alevi örgüt yöneticiliğine talip olsunlar. Böylece bu iki grup arasındaki gerilim azalacak ve hatta kaybolacaktır.

Sabredip sonuna kadar okuyana aşk olsun...
Aşk ile... Yol cümleden uludur...
@öne çıkar

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.