Şeref ÖZKAN
ENGELLİLİK: BİREYİN EKSİKLİĞİ DEĞİL, TOPLUMUN KURGUSU
ENGELLİLİK: BİREYİN EKSİKLİĞİ DEĞİL, TOPLUMUN KURGUSU
Türkiye’de engelliliğe ilişkin yasal tanımlamalar, yalnızca teknik bir çerçeve sunmakla kalmamakta; aynı zamanda toplumun engelliliğe yüklediği anlamın ideolojik bir yansımasını da oluşturmaktadır. Mevcut yaklaşım, büyük ölçüde tıbbi modele dayanmakta ve engelliliği bireyin bedensel ya da zihinsel “eksikliği”, “işlev kaybı” veya “anormalliği” üzerinden tanımlamaktadır.
Bu modelde engellilik, bireyin kendi içinde taşıdığı bir sorun olarak kurgulanır. Buna göre engelli birey; “şanssız”, “talihsiz” ve çoğu zaman “trajik” bir yaşamın öznesi olarak görülür. Böylece engellilik, toplumsal bağlamından koparılarak bireysel bir kader meselesine indirgenir. Bu indirgeme, yalnızca analitik bir hata değil; aynı zamanda politik bir tercihtir.
Çünkü tıbbi model, sorumluluğu sistemden alıp bireyin üzerine yıkar. Erişilemeyen kamusal alanlar, kapsayıcı olmayan eğitim sistemleri, dışlayıcı istihdam politikaları görünmez hale gelirken; engelli birey, kendi yaşamının “başarısızlığı” ile baş başa bırakılır. Bu durum, önyargıların ve ayrımcılığın doğallaştırılmasına ve meşrulaştırılmasına hizmet eder.
Oysa engellilik, bireyin bedensel durumundan ziyade, o bedeni dışlayan toplumsal düzenle ilişkilidir. Merdivenlerle dolu bir şehir, işaret dili bilmeyen bir kamu hizmeti, erişilebilir olmayan bilgi ve iletişim kanalları… Bunların hiçbiri “doğal” değildir. Tam tersine, bunlar engeli üreten ve yeniden üreten toplumsal tercihlerdir.
Bu noktada sosyal model, engelliliği bireysel bir eksiklik olarak değil; toplumsal bir inşa olarak ele alır. Engelli bireyi pasif bir “yardım nesnesi” olmaktan çıkarıp, hak talep eden bir özne olarak konumlandırır. Böylece mesele “bakım” ya da “yardım” değil; eşit yurttaşlık ve adalet meselesi haline gelir.
Ancak burada kritik bir gerilim açığa çıkar:
Hak temelli bir yaklaşım, devletin ve toplumun dönüşmesini zorunlu kılar. Oysa tıbbi model, mevcut düzeni sorgulamak yerine onu korur. Çünkü bireyi “düzeltmeye” odaklanmak, sistemi dönüştürmekten çok daha az maliyetlidir—hem ekonomik hem de ideolojik olarak.
Bu nedenle engellilik meselesi, yalnızca bir sağlık ya da sosyal hizmet konusu değil; doğrudan doğruya bir iktidar, eşitlik ve hak mücadelesi meselesidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, engelli bireyleri “normalleştirmeye” çalışan politikalar değil; toplumu farklılıklarla birlikte yeniden kurmayı hedefleyen radikal bir eşitlik perspektifidir.
-----------
Engelli araç da karmaşa
Türkiye’de engellilik politikaları ne yazık ki temelden yanlış bir bakış açısıyla ilerliyor. Bugün “müjde” diye sunulan düzenlemelere bakıyoruz.Yeni yasaya göre, %40 ve üzeri engelli olup araç kullanamayanlara ÖTV’siz araç hakkı verildi.
Ama halen 10 yıl satış kısıtı, yerlilik oranı şartı devam ediyor… Özellikle tekerlekli sandalye kullanan ortopedik engelliler için bu şartlar hayatı kolaylaştırmıyor, aksine zorlaştırıyor. Çünkü bizim ihtiyacımız “araç almak” değil, bağımsız yaşayabilmek... Bunu bir türlü iktidara ve topluma anlatamadık.
Daha büyük sorun ise sistemin kendisinde... Türkiye’de yaşlılık ve engellilik birbirine karıştırılmış durumda. %90 ve üzeri raporla yaşlıların aldıkları araçları aile kullanıyor. Zaten engelli park yerleri çoğu yerde işgal altındayken, bir de bu durum eklenince gerçekten ihtiyacı olan ortopedik engelliler için hayat iyice zorlaşıyor. Basit bir örnek: Bir ortopedik engelli için park yeri bulamamak, o mekana hiç girememek demek...
Dünyada ise sistem bambaşka işliyor. Yaşlılar ayrı bir sistemle destekleniyor. Bakım hizmetleri, huzurevleri, evde destek gibi... Engelliler için ise ihtiyaca göre destek politikaları var. Örneğin, ortez, protez ve cihazların karşılanması, ev ve iş yerinin düzenlenmesi, erişilebilir şehirler gibi...
Amaç şu: İnsanı bağımlı hale getirmek değil, bağımsız yaşatmak... Türkiye’de ise en büyük çelişki şu: Yürümeyi sağlayan ortez yok, ama araba alımında vergi indirimi var!.. Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz!.. Oysa ortez bir lüks değil. Bir ortopedik engelli için o, bacağının bir parçası...
Bugün engellilere sunulan ÖTV muafiyeti bir hak gibi gösteriliyor ama gerçekte sadece pansuman... Sorunu çözmüyor. Bu yasadan sonra da iyice Arapsaçı olacak...
Gerçek çözüm ne?
Devletin görevi, tüm engelleri ortadan kaldırmaktır. Erişilebilir şehirler, uyarlanmış evler, desteklenen iş hayatı, karşılanan temel ihtiyaçlar... Ve en önemlisi, herkese aynı şeyi vermek değil, herkese ihtiyacı olanı vermek...Bugün yapılan ise tam tersi. Sonra da “suistimal var” denilerek tüm engelliler cezalandırılıyor. Sorun insanlardan çok sistem...
Ve bu sistem değişmeden hiçbir “müjde” gerçek bir çözüm olmayacak...
Satı İlen
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.