Bülent BAŞARAN
SANDIK NASIL GELECEK?
Her geçen yıl, biz emekçilere ve toplumun ezilen kesimlerine çok daha ağır yükler yükleyerek geliyor. Yeni yıla bir önceki yıldan daha fakir ve daha borçlu olarak bir toplum olarak uyandık. Topraklarımızın, kıyılarımızın, ormanlarımızın ve sularımızın her geçen yıl daha çok talan edildiğini ve kirletildiğini görüyoruz. Siyasal, sosyal, hukuksal ve insani etik değerlerin paramparça edildiği, toplumsal dayanışma duygusundan giderek uzaklaşıldığı bir sürecin hızlandığını görüyoruz. Kültürsüzlüğün, bencilliğin, yabancılaşmanın ve vicdansızlığın had safhaya ulaştığı bir dönemdeyiz.
Siyasal olarak alternatifsiz bırakılmış, kötüler ve benzerler arasında bir seçim yapmaya zorlanmış bir kitle haline getiriliyoruz. Farksızlar arasında seçim yapmanın nafile olduğu, seçme fiilinin göstermelik bir olgu olduğu ve bir şeyin değişmeyeceği inancı yaygınlaşarak kitlelerde umutsuzluğun ve çaresizliğin derinleşmesine yol açıyor. Nerdeyse toplumsal tüm sorunlara karşı duyarlılığını yitirmiş, ultra bencil bir yığın haline geldik.
Bu umutsuzluk ve çaresizlik sanılanın aksine muhalefeti değil, iktidarı güçlendiriyor. Biçare insanlar ne yazık ki, güçlü olandan yana olma ve en azından mevcut durumunu muhafaza etme güdüsüyle her geçen gün iktidara yakınlaşıyor. Yoksulluk, çaresizlik ve korku insanları yanlış da olsa bile bile gücün yanına doğru itiyor. Muhalefet ise bu kitle psikolojisine sağır bir şekilde, popülist söylemlerle hala saraydan kız kaçırma işiyle uğraşıyor.
Tüm bu umutsuzluk ve çaresizlik bizlere çok büyük görevler yüklüyor. Mücadele olanaklarımızı kısıtlasa da, hareket alanımızı genişletiyor. Yerelde ve genelde ekonomiden ekolojiye bir çok alanda devrimci tavrımızı ve söylemlerimizi ortaya koyabileceğimiz bir çok alan sahibiz. Bu ise, devrimci ve halkçı bir üçüncü yol oluşturma görevimizi hiç bir dönemde olmadığı kadar elzem hale getiriyor. Birleşik bir cephe oluşturmadığımız sürece bu ülkede bir iktidar değişiminin mümkün olmadığı gün gibi ortada duruyor. Birbiriyle hemen hemen farksız kişilerden ve yapılardan halkın bir umudunun kalmadığını göremeyenler ancak iktidar rüyaları görüyorlar.
2026 seçimin değil, mücadelenin yılı haline getirilmelidir. Eğer toplumsal mücadeleyi ve halk muhalefetini her alanda örgütleyebilirsek seçim kendiliğinden gelecektir. Sandığı getirecek olan şey, otobüsün üstünden yapılacak hamasi çağrılar değil, alanlarda, meydanlarda, çadırlarda ve grevlerde örgütlenecek olan toplumsal muhalefetin keskin ve kararlı sesi olacaktır. Yoksa son derece komik biçimde bir otobüsün üstünden "erkeksen sandığı milletin önüne koy" lafı sadece hamasi bir söylemden ibarettir. Sandığı kitlelerin mücadelesi getirecektir. Büyütülmesi gereken şey her hafta bir kaç bin kişiye daracık bir alanda türküler söyletip, sloganlar attırıp sandık dilenmek değil, toplumsal dinamikleri harekete geçirmektir. Otobüsün üstünden sandık istemek sizin partinizdeki iktidarınızı sağlayabilir ama geniş halk yığınlarını iktidarın kucağına iter.
2026 yılının dünyaya ve Türkiye'ye barışın hakim olduğu, mücadelenin her alanda yaygınlaştığı ve devrimci kazanımların elde edildiği bir yıl olmasını diliyorum.
@öne çıkar
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.