Bülent Hakan ALTUNCU

Bülent Hakan ALTUNCU

MOBİNG

Ağrı’da genç bir kadın öğretmen evinde ölü bulunmuş. Öğretmen hakkında; bir arkadaşına müdüründen şikayetçi olduğu telefon görüşmesi kaydını dinledim, bir de köylerde köylülere yardım yaparken çekilmiş bir videosunu izledim.

img-0596.jpegGerek mobing yaptığını söylediği müdürünü gerek çalışma arkadaşlarını dinlemeden yorum yapmak doğru olmaz ama mobing konusunu duyduğum an tüylerim diken diken oluyor. Aklımdan bin türlü şey geçiyor.

Yemekten içmekten kesilmeler, geceleri ter içinde uyanmalar, sürekli gerim gerim duran baş ve boyun kasları, bir nefes atmosferden bir nefes sigaradan çekililerek geçen bir üç yıl. İçine bir mucize gibi düşen hiç söylenmemiş sözleri ve melodileri birleştirip içini döküp rahatladığın eserini sosyal medyada paylaşmanın sonucu sana getireceği cezan idam olsa da o anlık rahatlamak için sana gelen cesaret!

Bu yüzden üzerinden yıllar geçse de bir mobing olayı dinleyince veya okuyunca saatlerce sanki bir başkasına anlatıyormuş gibi kendi kendime konuşmaya başlarım. Kolay kolay çıkamam bu duygu-düşünce fırtınasından…

Bir seçimin hiç de eşit koşullar altında yapılmadığını bu yüzden bu adaletsizlik sayesinde seçimi kazananların bu kadar ortalığı ayağa kaldırmasını, zaten kazanacaklarının seçim öncesinden çok net belli olduğunu, bu adaletsizliği görmeyip veya normal karşılayıp sevinip ortalığı yangın yerine çevirenlere sözüm olmadığını ama bu adaletsizliği gayet iyi bildiği halde gece yarısı silah atışlarıyla uykumuzu zindan edenlerin “şerefsiz” olduklarını... Şu an bu yazdığımdan çok kısa bir cümleyle facebook’ta ifade etmiştim.

Ertesi gün ameliyathanede çalışırken başhekimliğe çağrıldım. Tüm koltuklar dolu, hepsi sivil polis, arabaya bindirilip, bir hastaneye getirilip sağlık raporum alındı, oradan da emniyet. Amirim olacak başhekime baktım, yüzünü çevirdi. Emniyette ifade ( yalan yok bu süreçte yüzüme insan gibi bakan tek yer emniyettekilerdi) ardından savcı yüzünü çevirdi, ardından mahkemenin hakimi aynı şekilde. Tabi bunlar sonraki süreçler. İfademin ardından serbest bırakılıp hastaneye dönünce şunu gördüm: Konu başhekimle sınırlı kalmamış, önce idari kattaki herkes, ardından tüm hastane personeli, en yakın mesai arkadaşlarım bile benim aleyhimde bir yargıya varmış ve benden kaçıyor, selamını benden sakınıyorlar.

Sadece iş çevren mi? Hayır. Seçimi kazanan partinin wathsap kadın kollarının da gündemindeyim. Bir katil ilan etmemişler beni! Bu gruptaki Çaykaralı bir hemşerim bir düğünde karşılaştıkları bir arkadaşıma bana çok üzüldüğünü ama beni bitireceklerini üzülerek söylemiş. Sürgün kararım verilmiş. Bir yolunu bulup sürgün kararımı verenlerle randevu ayarlamayı başardım, yanlarına gittiğim ilk anda kendimi Yunan işgali altında Yunanlılara esir düşmüş bir Türk subayı gibi hissettim. Geri adım atmadım üzerlerine yürüdüm, her şeyi anlattım. Nasıl olduysa vicdana gelip sürgünümü durdurdular. Benim anlattıklarımdan mı yoksa bana bu randevuyu ayarlayan başka bir ilin iktidar partisi yöneticisinin ricasından mı onu bilemiyorum.

Yani öyle bir örgüt veya dedikodu ağları var ki bunların, anında hepsi sana hiçbir şey sormadan sana dair bir ön yargı ediniyor ve idam hükmünü verebiliyor. Kaymakama da gitseniz, valiye de çıksanız, ulema dedikleri aksakallılarına da gitseniz kimse sizin ne dediğinizi dinlemez, yazdıklarınızı okumaz; sadece onlara iletilen söylentilere bakar.

Belki vicdanlarına dokunurum diye; “Hak” dediğinizi “Adalet” dediğinizi yani işin aslı “Allah” dediğinizi sayfalarca cümleyle izah etmeye çalışsanız da ilk paragrafını dahi okumayacaklarını bilerek, mevzuyu en kısa yoldan nasıl anlatırım diye beyninizi lime lime ezip parçalayıp özetlemeye çalışırsınız, ne derseniz deyin hiçbir fayda etmeyeceğini bilerek (Savunmamın hiç okunmadığını da bizzat il disiplin kuruluna sözde sendika temsilcim olarak katılan ve cezama hiçbir itirazda bulunmayan kişiden öğrendim).

Bir gün gemileri yaktım. Mıçarım bunlarını ağzına dedim. İster memuriyetimi ister mesleğimi yaksınlar yeter artık dedim. Üstelik idari nöbetçi olduğum bir gün zaten gemileri yakmışım ne olur diyerek 35’lik bir viski alıp nöbete gittim ve direk cumhurbaşkanının vicdanına seslenmeye çalışan “Sayın Cumhurbaşkanı” hitabıyla başlayan ama asla yalvarmayan tam aksine adamlarının, idarecisinden, vali yardımcısından, yargı mensubuna kadar ne alçak namussuz olduklarını ona anlatan bir video çekmeye başladım. Yani ekmeğimi kazandığım mesleğimden menedilip, içeri atılmayı bile göze aldım.

Çektiğim videoları izleyip bir yerinde bir kusur bulunca tekrar çektim. Bu arada benim sesimi duyan biri tarafından kız kardeşime bu adam kafayı yemiş gelin bu adamı durdurun demiş ve birden odamdan içeri sivil kıyafetlerle kız kardeşim girdi. Şok oldum. Bana bağırdı çağırdı ve videoyu paylaştırmadı.

Yani bu mobing olayı öyle bir işkencedir ki nezarette, cezaevinde bedenine yapılan işkencelerin bile çok ötesinde, ruhuna, varlığına yapılan en ağır, insanı intihara bile sürükleyen işkencedir. Umarım Ağrı’da hayatına son veren bu kadın öğretmen hemcinsi bir müdür yüzünden dolayı hayatına son vermemiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.