Bülent BAŞARAN
KÜÇÜK BURJUVA PANSUMAN ÖNERİLER
KÜÇÜK BURJUVA PANSUMAN ÖNERİLER
Türkiye’nin siyasal, sosyal ve hukuksal olarak artık parlamenter sisteme dönüşü mümkün değildir. Parlamenter sistemin uygulandığı dönemin karanlığı ve karmaşası düşünüldüğünde, bu sisteme dönülmesi tek başına yeterli, gerekli ve doğru mudur? Bu bile tartışılabilir. Ama mevcut sistem üzerinde yapılacak düzenlemelerle daha “demokratik” hale getirilmesi mümkündür. Naçizane ben de bu konudaki “küçük burjuva” önerilerimi paylaşmak istiyorum.
• İlk olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni resmi temsil yetkisi Cumhurbaşkanı’na değil, TBMM başkanına ait olmalıdır. Burjuva demokrasinin ruhu gereği halkın temsilcileri meclistedir.
• Adındaki yanıltıcı büyüye rağmen “Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Sistemine” geçişle beraber ortadan kaldırılan makam sanıldığı gibi Başbakanlık değil, Cumhurbaşkanlığı’dır. Cumhurbaşkanı şu an, parlamenter sistemdeki cumhurbaşkanının da yetkisini kendi elinde toplamış bir “süper başbakan” durumundadır. Şu an yaşayan cumhurbaşkanlığı makamı değil, başbakanlıktır.
• Ayrı bir cumhurbaşkanı seçimine gerek yoktur. Parlamenter sistemde iktidar olan partinin başkanı nasıl başbakan oluyorsa, şimdi de cumhurbaşkanı olmalıdır. Bu anlamda tarafsız cumhurbaşkanlığı beklentisi hayalden ibarettir. Nasıl olursa olsun seçimle gelen bir kişinin tarafsızlığından söz etmek saf dillilik olacaktır.
• İktidar olan partinin başkanı yüzde kaç oy alırsa alsın cumhurbaşkanı olmalıdır. %50+1 gibi istikrar adına demokrasiyi ve çok sesliliği boğazlayan şart ortadan kaldırılmalıdır.
• Tüm bunlara paralel olarak cumhurbaşkanı ifadesi kaldırılarak adı “devlet başkanı” olarak düzeltilmelidir.
• Kanunları onaylama yetkisi cumhurbaşkanının elinden alınmalı ve Anayasa Mahkemesi’ne devredilmelidir. Böylece çıkarılan kanunlar için ayrıca bir anayasaya uygunluk incelemesi külfetinden kurtulmuş olunacaktır.
• Bakanlar kesinlikle meclisteki milletvekilleri arasından seçilmelidir.
• Bir milletvekili maksimum üç dönem vekillik yapabilmelidir.
• Partisinden istifa eden bir milletvekili seçim dönemine kadar bağımsız olarak kalmalı, başka bir partiye geçememelidir.
• Seçilme yaşı en az 25, en fazla 65 olmalıdır.
• Hükümetler kuruluşunda ve her iki yılda bir güven oylamasına tabi tutulmalıdır. Böylece görev süresi boyunca 3 defa güvenoyu almak zorundadır.
• HSYK üyeleri tamamen hâkim ve savcıların kendi içlerinde yapılacak bir seçimle, belli bir süre için belirlenmelidir. Hiçbir şekilde yürütme tarafından bir atama yapılmamalıdır. Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi üyeleri de HSYK tarafından belirlenmelidir. Adalet Bakanlığı; sadece adliyelerin, mahkemelerin ve cezaevlerinin fiziki şartlarının iyileştirilmesi ile bunlara ilişkin maddi konularda (ödenek, maaşlar, bina yapımı vs) yetkili olmalıdır. Adalet Bakanı hukuksal hiçbir işleme karışmamalıdır.
• Merkez Bankası Başkanı ve MİT müsteşarı Bakanlar Kurulu’nun hükümet dışı “daimi” üyeleri olmalıdır. Bu iki kurum yetkilisi altı aylık dönemlerle “açık ya da kapalı” oturumlarla meclisi bilgilendirmek zorunda olmalıdır.
• Valilikler ve kaymakamlıklar kaldırılmalıdır. Merkezi idarenin yetki ve görevleri, bakanlıkların il ve ilçe müdürlüklerince zaten yürütülmektedir. Valilik ve kaymakamlık gibi il/ilçe yönetimlerinde çift başlılığa neden olacak hiyerarşik bir ara basamağa gerek yoktur.
• Belediyelerin görev ve yetki alanları yeniden ve kati sınırlarla tespit edilmelidir. Belediyeler bu yetki ve görev alanları dışında işlere ilişkin idari tasarrufta bulunamayacağı gibi para da harcayamamalıdır.
• Belediye meclisi ve/veya il genel meclisi adlı göstermelik kurullar kaldırılmalıdır. Bu kurulların hiçbir kararda veya yapılacak bir işte işlevsel hiçbir etkisi yoktur. Bunların yerine il ve ilçelerde; belediye başkanlarından, genel idarenin il ve ilçe müdürleri ile yerelde halk tarafından seçilmiş üyelerden oluşan “kent konseyleri” kurulmalıdır. Bu konseylere belediye başkanı başkanlık etmeli ve kararlar oy çokluğu ile alınmalıdır. Bu konsey yerelde en üst karar organı olmalıdır.
• Partilerin gerek belediye başkanı ve gerekse milletvekili belirleme sürecinde ön seçim kanuni bir zorunluluk haline getirilmelidir.
• Partilerin disiplin ve/veya denetleme kurulları kesinlikle parti yönetimleri tarafından belirlenmemelidir. Bu kurullar bağımsız olmalıdır. Mümkünse o ildeki mahkemeler tarafından “ihtiyaç ya da talep” üzerine görevlendirilecek bilirkişilerden oluşmalıdır. Bir yönetimin seçtiği bu kurullar, o yönetimi denetleyemez. Bu akıl ve mantık dışı bir beklentidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.