Bülent BAŞARAN

Bülent BAŞARAN

AKP; SALT BİR BASKI MEKANİZMASI MI?

AKP'nin uyguladığı anti demokratik uygulamaları, hukuksuzlukları, baskıları herkes dile getiriyor. Lakin kimse AKP'nin taktiksel başarısından hiç bahsetmiyor. Muhalefet onun sadece hukuki ve fiili "şiddet içeren yöntemleri" ile ilgilendikleri için, diğer tarafı ihmal ediyorlar. Israrla söylüyorum siyasi bir körlük içindeler.

img-8782-001.jpegimg-8782-001.jpeg

Muhalefet AKP'yi salt bir baskı ve şiddet mekanizması olarak karşısına aldığı için, arka planda çevirdiği siyasi manevraları fark etmiyor. Fark etse de buna siyasi akıl, kadro ve örgüt kalitesi olarak karşı hamle üretemediği için ses çıkarmıyorlar. AKP'ye muhalefet, şiddet ve şiddete uğramış mağdurlar düzleminde yürütülüyor. Mağdur olduğu iddia edilen isimlerden bazılarının, son dönemde olduğu gibi gerçekten mağdur değil "ayıp sahibi" insanlar oldukları ortaya çıkınca, hükümet birden pozitif bir reaksiyon alarak mevzi kazanıyor. Bunu çok kolay başardığını gören hükümet, bu duruma karşı kah şaşkınlıkla, kah suçluluk duygusuyla, kah basiretsizlikle ve kah korkuyla politika üretemeyen muhalefete vurdukça vuruyor. Bilinci yarı açık rakibine, bir boksör gibi sürekli seri yumruklar indirerek kendisine gelmesine izin vermiyor.

Halbuki AKP iktidarının bu kadar uzun sürmesindeki asıl başarı; fiili baskıdan çok, oldukça yaratıcı toplum ve hukuk mühendisliğine, rakiplerinin yumuşaklığına, vizyonsuzluğuna, Tayyip Erdoğan'ın gücüne onların bile hayran olmalarına, ona benzeme çabalarına ve dağınıklıklarına dayanıyor.

Şimdi bu politik hamlelerden bazılarını ele almak istiyorum. Öncelikle AKP, bugün "hukuksuzluk" denen şeyi, geçen yıllar içinde hukuk marifetiyle inşa etti. Küçük küçük, adım adım bir dizi hukuksal metinler ortaya koyarak bugünkü ortam yaratıldı. Tabir caizse kurbağayı yavaş yavaş ısıttı. O günlerde küçük hamleler yapılırken büyük tepkiler gösterilip, yüksek sesler çıkarılmadığı için bugünlere gelindi. Herkes -muhalefet bile-, uluslararası sermayenin yardımıyla yaratılmış "ekonomik rahatlığın" konforuna hayran kaldı, sokak jargonuyla "tav oldu"... Bu büyü altındayken, hukuksal tehlikeleri görmediler ve umursamadılar. Hatta yer yer destek oldular. Burada kritik nokta Selahattin Demirtaş'ın içeri alınmasıydı. Demirtaş, muhalefetin "sarı öküzü" idi ve onu verdiler. Daha sonra ilan edilen OHAL, geri kalan eksik bırakılmış "hükümet hukukunun" yaratılmasını kolaylaştırdı. OHAL döneminde açıkçası muhalefetin de eli kolu bağlıydı. Onları suçlamak bence abartı olur.

AKP, özellikle pandemi sırası ve sonrasında görece güç kaybına uğramaya başlayınca bugün bambaşka bir taktiğe başvuruyor. Oy kaybettiğini ve bazı toplumsal kesimlerin desteğini kaybettiğini görünce, etrafına küçük sağ partilerden oluşan bir barikat kuruyor. Bir kısmını kendisinin kurdurduğu, bir kısmı ise var olan partileri parlatarak etrafını bir koruma kalkanı yada hendekle çepeçevre sarıyor. Böylece çeşitli nedenlerle AKP'den seken oyların direkt ana muhalefetin eline geçmesi engellenmiş oluyor. İYİ Parti, ZAFER Partisi, YENİDEN REFAH Partisi, ANAHTAR Parti, DEVA Partisi, GELECEK Partisi gibi sağ orjinli, bir kısmı liberal, bir kısmı muhafazakar/milliyetçi partilerin varlığı hükümetin çok hoşuna gidiyor. Çünkü bu partiler AKP'den seken oyları toplayarak, halkın muhalif grupla ilişki kurması engelleniyor. Burada sayılı partilere bakarsanız hepsinin başkanlarının ya AKP'li ya da MHP'li olduğunu görürsünüz. Aslında bu bir projeydi ve AKP etrafına bu hendeği çok başarılı bir şekilde kazdı.

Saçma bir Kılıçdaroğlu tartışması açmadan şunu belirtmek istiyorum ki, Kılıçdaroğlu bu savunma hattını gördü ve hükümeti oradan vurmak istedi. Yani AKP'den seken oyları emen bu yapıları bir blok olarak yanına almak için altılı masa denemesini yaptı. Bence taktiksel olarak oldukça akılcı ve başarılı bir hamle olsa da, çok ciddi güvenilirlik tehlikesi olan bu masa her türlü ihanete açıktı ve nihayet organize bir ihanet sonucu Kılıçdaroğlu seçimi kaybetti. Bugün ise CHP, bu yapılarla ve büyük ölçüde Kürtlerle ilişkisini büsbütün kesip, iyice yalnızlaştığı için sadece kendi seçmenine güvenmek zorunda kalacak. Yüzde 25 seviyesinde olan oyunu 27-28'lere çıkarması olası gözükse de, iktidar olmanın fersah fersah uzağında bir potansiyele sahipler.

AKP'nin üçüncü başarısı ise bir toplumsal dağınıklık yaratmayı başarmasıdır. AKP'nin doğal muhaliflerini oluşturan parti ve toplum kesimlerini sayalım desek; Aleviler, Kürtler, Sosyalistler ve CHP'liler akla gelenlerdir. Ve dikkat ederseniz AKP bu sayılan dört grubu da paramparça etmeyi başardı.

Kürtler, yılların siyasi birikimi, politik bilinci ve mücadele inancıyla bir arada görünmeye çalışsa da, yine de perde arkasında bir kazan kaynadığı ve küçük çatlakların oluştuğu hissediliyor. Bu konuda bölgeyle ilgili çok da iyi bir bilgiye sahip olmadığım için bunları demekle yetineceğim. Ama barış sürecinin bazı çıktıları olacaktır.

Aleviler ise büyük ölçüde asimile edilmiş biçimde bir kaç bloğa bölünmüş durumdalar. Bu bloklar arasında ağza alınmayacak hakaretlerle aradaki gerilim tırmandırılıyor. Avrupa Alevileri, Alevi Kurumları, Dedeler, İslamcılar, İslam dışıcılar, Türkçüler, Işıkçılar, Cem Vakfı grubu ve son olarak işbirlikçiler olarak türlü kollara ayrılmış bir Alevi kitlesi var. Bu gruplar bir araya gelerek, bir uzlaşı zemini aramak yerine sürekli kendisinin haklı olduğunu söyleyerek hakimiyet savaşı veriyorlar.

Birbiriyle uğraşan bu grupların elebaşları Alevi toplumuyla bağlarını neredeyse tamamen koparmış durumdalar. Hemen hemen hepsi Alevilerin ruhban sınıfının kendisi olduğunu iddia ederek Alevilerle sistem arasındaki pazarlıkta söz ve yetki sahibi olmaya çalışıyorlar. Burada şu anda en güçlü grubu Alevi kurumları ve dedeler oluşturuyor. Hükümet de bu iki grubu kendisine çekmeyi büyük ölçüde başarmış görünüyor. Kitleye karşı ne kadar büyük büyük laflar edilse de kapı arkasında hükümetle hem genel merkezler düzeyinde hem de yerelde çok "yakın" ilişkilerin olduğu bir sır değil...

CHP ise hükümet ve işbirlikçi -kripto- yöneticileri tarafından lime lime edildi. Kılıçdaroğlu'cular, Özel'ciler, İmam'cılar hepsi ayrı bir yere savrulmuş durumda, elleri yüreklerinin üstünde yarın nasıl bir istifa, utanç ya da ihanetle karşılaşacaklarını düşünüyorlar. Taşra örgütlerinde de benzer şekilde ocular, bucular diye bölünmüş durumdalar. Hizipçilik zaten geleneğinde olan CHP, son dönemde yaşanan etik ve yönetsel zafiyetler sonucunda iyice kendi derdine düşerek kitleden uzak, parti içi bir iktidar savaşıyla uğraşıyor.

Velhasıl AKP, karşısında birleşseler güçlü bir muhalefet oluşturabilecek ana damarları bölük pörçük ederek işlevsizleştiriyor. Eğer, muhalif bloklar mevcut söylem ve davranışlarına devam ederlerse, AKP miting bile yapmadan, en zor geçmesi beklenen seçimi en kolay şekilde kazanabilir. CHP CHP'li ile, Alevi Alevi ile, Kürt Kürt ile uğraşıyor. Sosyalistlere gelince... Onlar için sözlerimi bir önceki yazımda etmiştim.

Bunların içinde en tehlikeli olan durum hangisi derseniz... Ben Alevi kitlesinin parçalanmasını ve hükümetin kendi etrafına bir conta gibi yerleştirdiği küçük sağ partilerin varlığını en tehlikeli durumlar olarak görüyorum. Dileyen dilediğini söylesin, Alevi olmazsa CHP oyları maksimum % 15 civarındadır. Hükümetin Aleviler ile bu kadar çok ilgilenmesi salt asimilasyon amaçlı değil, politik bir hamledir. Çünkü biliyorlar ki, blok Alevi oylarını parçalayabilirlerse CHP'yi %25'in bile altında tutabilirler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.