Şeref ÖZKAN
Yerin Altında Yanan Işık! Doruk Direnişi!
Yerin Altında Yanan Işık! Doruk Direnişi!
Yerin altına inen bir işçinin hikâyesi, çoğu zaman görünmez. Ama o görünmezlik, sessizlik değildir. Tam tersine, en büyük çığlıklar çoğu zaman yerin altından gelir. Çünkü orada insan, hayatla ölüm arasındaki çizgiyi her gün yeniden hisseder. Ve bir noktadan sonra sadece çalışmaz, sorgular.
Bugün Doruk madencilerinin direnişi tam da böyle bir sorgunun sonucudur. Bu mücadeleyi yalnızca bir ücret pazarlığı ya da dar bir işçi talebi olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Burada mesele daha derindir. Çünkü Doruk’ta yaşanan, bir işçinin “artık bu koşullarda yaşamayacağım” demesidir. Bu söz, yalnızca bireysel bir çıkış değil; kolektif bir bilincin ifadesidir.
Tarih bize şunu gösterir: Bu tür çıkışlar bir anda ortaya çıkmaz. Onların arkasında biriken bir öfke, biriken bir adaletsizlik ve en önemlisi biriken bir farkındalık vardır.
1914’te ABD’de yaşanan Ludlow Katliamı, işçinin insanca yaşam talebinin nasıl kanla bastırılmak istendiğini gösterdi. Ama aynı zamanda şunu da gösterdi: Bastırılan her direniş, daha büyük bir bilinç ve sıçrama yaratır.
Türkiye’de Kozlu Direnişi, işçinin “artık yeter” dediği andı. Ardından gelen Zonguldak Madenci Yürüyüşü ise bu “yeter”in bir toplumsal harekete nasıl dönüştüğünü gösterdi. Bugün Doruk’ta yaşanan direniş, bu tarihsel hattın devamıdır. Ama aynı zamanda yeni bir aşamasıdır.
Çünkü artık mesele sadece yerin altındaki emek değildir. Aynı düzen, yerin üstünü de talan etmektedir. Bu yüzden madencinin mücadelesi ile doğayı savunanların mücadelesi aynı yerde kesişir. Birinde insanın emeği sömürülür, diğerinde yaşamın kendisi.
Doruk madencilerinin direnişinde bu bütünlük açıkça görülür. Burada yalnızca hak talebi yoktur, onur mücadelesi vardır. Korkuya karşı bir duruş vardır. “Boyun eğmeyeceğiz” diyen bir irade vardır. Bir işçi korkuyu yendiği anda, artık yalnız değildir. Çünkü korkunun kırıldığı yerde dayanışma büyür. Dayanışmanın büyüdüğü yerde ise sistemin kurduğu denge sarsılmaya başlar. Doruk madencilerinin direnişi tam da bu yüzden önemlidir. Bu sadece bir kazanım meselesi değil, bir eşik meselesidir.
Bu dünyada hiçbir hak kendiliğinden verilmez. Her kazanım, birilerinin karanlığa inip oradan ışık çıkarmasıyla mümkün olur. Bugün o ışığı taşıyanlar Doruk madencileridir.
Karanlığa inenler yalnızca kömür çıkarmaz, cesaret çıkarır. O cesaret bir kez yeryüzüne ulaştığında, artık hiçbir şey eskisi gibi kalmaz.
Bugün Doruk madencilerinin direnişini daha da çarpıcı kılan bir gerçek var. Bu mücadele, sendikal yapıların büyük ölçüde sessizliği içinde direnişini sürdürdü. Başta DİSK ve Türk-İş olmak üzere büyük konfederasyonların bu direnişe destek sunmaması, sadece bir eksiklik değil, bir tercihtir.
Tam da bu noktada “sarı sendika” kavramı anlam kazanır. Çünkü işçinin en kritik anında susan yapı, fiilen sermayenin yanında durur. İşçinin olmadığı yerde sendika olmaz, ama işçinin yanında olmayan sendika da sendika değildir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.