Bülent Hakan ALTUNCU
KİMİN UĞRUNA?
KİMİN UĞRUNA?
Bize tarih öyle bir anlatıldı ki “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur”, Müslüman olmayan her topluluk Müslüman düşmanıdır diye.
Oysa Türkler Maveraünnehir’e gelip güneye doğru ilerlerken güneyde Abbasi devleti vardı. Türklerin savaşkan yeteneklerini gören Abbasiler onları asker olarak almışlar ve belli bölgelerin yönetimini onlara vermişler. Topladığın verginin şu kadarı sana geri kalanı bana demişler.
Zamanla bu Türkler Abbasilerin yönetimini önemli oranda ele geçirdiler. Moğollar denen bir Türk imparatorluğu Abbasi devletini yıktı. Nasıl mı yıktı? Tabi ki Abbasilerin yakasını kaptırdığı Türklerin desteğiyle. 
Sonrasında Türk ve Kınık boyu Selçuklu devleti kuruldu; resmi dili ve edebiyat dili Farsça, bilim dili Arapçaydı. Hafiften bir Araplaşma başlamıştı yani. Daha sonra Selçuklu devleti yıkıldı ve beylikler dönemi başladı. Bu beylikler Selçukluların varisleriydi ama akrabalık, din, iman tanımıyor birbirleriyle savaşıyorlardı. Bu beyliklerden en batıda olan Osmanlı beyliği ise sınır komşuluğu nedeniyle Bizans’la ilişkiler kuruyordu. Bizans’da tıpkı Abbasiler gibi Türklerin savaşçı yeteneklerini biliyorlardı.
Fatih Sultan Mehmet’in babası veya dedesi (şimdi hangisi olduğunu unuttum, kurt dedesi de olabilir-Sevan Nişanyan’ın Türkiye Tarihi kitabında okumuştum) Bizans imparatorunun kızıyla evlenmiş ve bundan sonra Osmanlılar ile Bizanslılar arasında iyi ilişkiler gelişmiş. Hatta Osmanlılar Bizans’ın iç yönetiminde de çok etkili hale gelmiş.
Bu yıllarda Bizans bir yandan Haçlı seferleriyle uğraşıyor, bir yandan Anadolu beylikleriyle, bir yandan da Trabzon Rum İmparatorluğu ile.
Bize hep anlatılan şudur: Fatih Sultan Mehmet Trabzon’u fethedeceği zaman bölge Müslümanlaşsın diye Çepni boylarını yanında getirip bölgeye yerleştirmiştir. Bu Çepni boyları herkesin bildiği gibi Alevidir.
Fakat Bizans’ın Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine yaptığı seferlerde askerlerinin küçük bir kısmının kendi vatandaşı, çoğunluğunun ise Sırp ve Türk olduğu bilgisi bilimsel tarihi belgelerde mevcuttur. Tabi ki bunlar Çepniler miydi bilemem, olmayabilir de.
Ama ben bu ilişkilerden, savaşların hiçbir zaman dini veya ırkı bir payda üzerinden yapılmadığını tamamen egemenlerin çıkar ilişkileri üzerinden yapıldığı kanaatine varıyorum. Din ve ırk konuları sadece halkları birbirine kırdırmak için kullanılan araçlar olmuşlardır her zaman.
Yakın zamanlarda bir yazı okumuştum: Her toplum üretmekte mahir olduğu bir şeyi dünyaya satar, diye. Ve yazının sonunda bizim de yüzyıllardır, insanlık tarihine sattığımız ürünümüzün asker olduğunu belirtmişti yazar. Bu tarihi bilgi ile örtüşen bir makaleydi. ABD hesap ediyormuş kendi askeri kaça mal oluyormuş, başka ulusların askerleri kaça…. Buna göre o ülkelerle temasa geçip bu tür işlerini en ucuza mal edecek ülkelere yaptırıyormuş.
Bunu bir tek ikinci dünya savaşında başaramamışlar İsmet İnönü sayesinde. Sonrasında bizler Kore savaşına bedavaya katılmışız zaten. Sonrasında da bugün de dünyanın birçok yerine asker göndermişiz ve hala bulundurmaktayız. Sorsanız “bekamız” için!
Çünkü yüz yıllardır en ucuz insan hayatı bizde. Kimse bunun hesabını soramaz devlete. Yoksa çok soylu bakanımız “bilmem kaç yüz bin şehit verir İsrail’i yok ederiz açıklamasını bu kadar rahat yapabilir miydi? Gavurlar da bunu çok iyi biliyorlar ve bizi istedikleri gibi kullanıyorlar, biz ise “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” safsatalarına kanıp sadece gençlerimizi heba ediyoruz, iç ve dış mihraklarımızın emperyal, sömürücü ilişkileri uğruna.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.