Necdet TOPÇUOĞLU
SİYASİ PARTİ AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR
SİYASİ PARTİ AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR
Necdet Topçuoğlu
Siyasi partiler amaca ulaşmanın araçlarıdır. Atatürk siyasi partilere değil, birlik ve beraberliğe muhtacız demiştir. Türkiye de faal durumda olan 190 civarında siyasi parti olduğu söylenmektedir. Bu kadar ayrı fikir olduğunu söylemek mümkün değildir. Belliki herbirisinin bir amacı vardır. Hiçbir yurttaş bir siyasi partiye nikahlı değildir. Beklentileri karşılamıyorsa bırakmayı bilmelidir. Zira futbol takımı tutar gibi, renk aşkı ile bir siyasi partinin taraftarı olmak, rasyonel görülemez.
İktidar ortağı siyasi partiler, Bahçeli'nin önderliğinde, Terörsüz Türkiye süreci başlatmışlardır. Abdullah Öcalan'ın 50 yıldır mücadelesini verdiği sürecin başlaması için Çerçeve Kanun teklifini Meclise getirmişlerdir. Söz konusu Kanun, PKK'lıların af edilmesini, Anayasa değişikliğini ve Üniter devlet yapısının terk edilmesini hedeflemektedir. Baktığınız zaman bunu görmek mümkün değildir. Ancak arka planda oyun başkadır. Buna karşı çıkmak her vatanseverin görevidir. Çılgın Kürt Milletvekilleri daha şimdiden çemkirmeye başlamışlardır.
Şimdi bazıları çıkacak, ne yapalım yani ömür boyu terörlemi yaşayalım diyeceklerdir. Kimse terörle yaşamayı istemez. Ancak yapılan işlemin devlete yakışması gerekir. Peki bu Kanunu çıkarmak devlete yakışmadımı? Tabiki yakışmadı. Devlet teröristi muhatap almaz, almamalıdır. Herşeyden önce çıkartılan Kanun değildir. Kanun olması için önce Devletin Anayasasına uygun olması gerekir. Bunun için ne yapılmalıydı? TBMM Anayasa Komisyonunda görüşülmeliydi. Elbette biz Anayasaya bağlı yurttaşlar olarak bu teklifi neden Anayasa Komisyonunda görüşülmediğini sorgularız.
Mademki yaplan Ansyasa suçu değilse, neden söz konusu Kanunun10.Maddesinde, bu uygulamada görev alan kamu görevlileri her türlü cezadan muaftır düzenlemesi getirilmiştir. Sanki bunu getirmek çözümmüdür? Gün gelecek Anayasa suçu işleyenler yargılanacaklardır. Tıpkı demokrasiye karşı darbe suçu işleyen, 12 Eylül darbecilerinin yargılandığı gibi. Zaman aşımı olmayan suçluların Kanunla korunması mümkün değildir. Hiçkimse hukukun üstünde değildir. Güç zehirlenmesine uğrayanlar öyle zannedebilirler. Ancak tarih bunu kaydetmemiştir.
Kürt Tavan Hareketi, Siyasi kanat ve Terör Örgütü olarak ikiye bölünmüştür. Siyasi kanadı TBMM'deki parti, Yani HDP veya DEM, Terör Örgütünü de PKK temsil etmektedir. Devlet Siyasi çözüm istiyorsa, muhatap Siyasi kanat olmalıdır. Devlet Terör örgütünü muhatap alamaz, almamalıydı. Siyasi kanadın sembol ismi Selâhattin Demirtaş'ın muhatap alınması meşruiyet açısından daha doğru olurdu. Çünkü seçilmişlerin muhatabı seçilmişler olmalıdır. Selâhattin Demirtaş Cumhurbaşkanlığı seçiminde %10 oy almıştır. Mademki Kürt Halkı diyorsunuz, meşru muhatap o halkın seçtiği liderdir.
Abdullah Öcalan Kürt Halkının meşru temsilcisi değil, Silahlı Terör örgütünün lideridir. Gücünü silahlardan alan bir terörist başına önder demek, terörü meşrulaştırmaktır. İktidar Devlet imkânlarını kullanarak, Kürt tavan hareketinin Silahlı kanadıyla görüşme yapmayı seçmiştir. Siyasi kanadı da bu yoldan kıskaca almaya çalışmıştır. Bu bir tercih değil, emperyalizmin dayatmasıdır. Ancak muhalefet partileri buna mecbur değildir. Muhalefetin görevi iktidarın kuyruğuna takılmak hiç değildir.
İktidarın Abdullah Öcalan kartına karşılık, muhalefetin meşru Siyasi önder olan Selâhattin Demirtaş'ı öne çıkarması gerekirdi. Maalesef bunu yapmamış, İktidarın kuyrukçuluğunu tercih etmiştir. Selâhattin Demirtaş hukusuz bir şekilde 10 yıldır hapiste yatmaktadır. Bunu ben demiyorum. Hakkında Anayasa Mahkemesi kararı ve AHİM Kararı mevcuttur. Yani özgürlüğüne kavuşması için Çerçeve Kanuna ihtiyacı yoktur. Mevcut kararların uygulanması yeterlidir.
Muhalefet Kürtler konusuna bu açıdan yaklaşmamakla hata yapmıştır. Onlar da İktidarın peşine takılarak "Önder Apo" serüvenine biat etmişlerdir. Çerçeve Kanun'un TBMM de 10 Ağustosta kabul edilmesi bile bir rastlantı değil, bir tercih olmuştur. Bu İkinci Sevr Antlaşmasının yolunun açılması demektir. Anamuhalefet Yönetimi bu Kanun'a evet oyu vererek Anayasa suçuna iştirak etmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesine gitme avantajını tepmiştir.
Söz konusu Kanun Anayasaya aykırı olduğu için, iptali konusunda AYM'ye götürme hakkı Anamuhalefet Partisinindir. Bu hak bile göz göre göre kaçırılmıştır. Bu bir işbirlikçilik değilse nedir?. Geriye Anayasaya apaçık aykırı olan Çerçeve Kanunun, Anayasa Mahkemesine götürülmesi için, Milletvekili sayısının beşte biri olan 120 milletvekilinin başvurusu kalmıştır. Ancak bir siyasi parti öncülük etmediği sürece bu sayıyı yakalamak imkansızdır. İktidar bile Kanunun 467 evet oyu ile geçmesini beklemiyordu. Elde edilen psikolojik üstünlük ile Anayasanın referandumsuz değiştirilmesi bile mümkündür. İşe yapamadıktan sonra biz ne yapalım böyle bir muhalefeti. Buna bütün partiler dahildir.
(13, Ağustos, 2026-Ordu)
Necdet Topçuoğlu'nun bu yazısını kendi fotoğrafını da arşivinden bularak grafik tasarım yap tasarıma Nejdet Topçuoğlu'nun fotoğrafını da koy
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.