Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

GÜVEN DUYGUSU--------PAKİSTAN'IN FETÖ'SÜ TAHİR-UL KADRİ

GÜVEN DUYGUSU

Necdet TOPÇUOĞLU

Güven, bir insanın kontrolü dışındaki olaylardan zarar görmesini önleyen veya olumsuz etkilerini azaltan bir süreçtir. Güvenin karşıtı olan korku, bir tehdit ve tehlikeyi olduğundan daha büyük algılamamıza neden olur. Bu durum bizi savunmacı davranışlar içine sokar, gerginliği artırır, iletişimi zayıflatır ve ilişkileri koparır. Güven duygusu ise, insanı tekrar denge ve kontrol noktasına getirir. Bu sayede iletişim ve ilişki sürecini yeniden tesis etmek mümkün olur. Korku olumsuz düşünce ve duyguları, güven ise olumlu duyguları ve huzurlu bir ortamı besler. Güven duygusu ruhsal enerjinin akışını kolaylaştırdığından sorunların çözülmesi ve engellerin aşılmasında kolaylık sağlar.

Güven duygusu; kişilik, aile, eğitim, çevre, inanç ve değer sistemleriyle bağlantılıdır. Bütün bunlar insanın zihinsel tutumunu oluşturarak güven duygusunun oluşmasına yardımcı olur. Oluşan güven duygusu, dostluk, açıklık, paylaşım ve adalet duygularıyla pekiştirilirse ortaya çıkan enerji sorunların aşılması için gerekli olan bir güce dönüşür. Güvenin; kendine güvenmek, başkalarına güvenmek ve güvenilir olmak gibi üç boyutu bulunmaktadır. Bu üç boyut birbirini yakından etkilemektedir. Önemli olan bunların bir arada ve dengeli olması gereklidir. Kendine güveni olamayan bir insan, genellikle başkalarına güvenemeyeceği gibi, başkalarının da kendisine güvenmesini beklemez. Bu nedenle, güvenilir olmak gibi bir endişesi de yoktur.

Güven, bütün sosyal ilişkilerin temelidir. Güven duygusu sayesinde insanların çatışmasız, korkusuz ve kaygısız bir ortamda yaşamaları mümkündür. Güven, ancak bir sosyal birliktelik içinde gelişen, yeşeren ve meyve veren bir ağaç gibidir. İnsansız güven olmayacağı gibi, insan ilişkilerinden kopuk olarak güven duygusunun gelişmesi de mümkün değildir. İnsanların bir araya gelmelerini ve birbiriyle sosyal bağlantılar kurmalarını sağlayan mekan ve zaman, güven ilişkisinin toprağı ve suyu gibidir.

Güven duygusu, insan ilişkilerinde en zor kurulan ve çok kolay yıkılan bir duygudur. Bu sebeple, güven duygusunun sarsılmasına fırsat verilmemelidir. Aksi takdirde sarsılan güven duygusunun yeniden tesis edilmesi kolay olmamaktadır. Dürüstlük kültürünün hakim olduğu yıllarda “söz senettir” ilkesi geçerliydi. Ancak, güven duygusunun erozyona uğrayarak güven bunalımına dönüştüğü yıllarda ise sözün yerini senetler almıştır. Günümüzde senetlere bile itibar edilmediği için bunların yerine çekler kullanılmakta, hatta zaman zaman çekler bile karşılıksız çıktığından güven sorunu yaşanmaktadır.

Kişi güvenilir olmadığı zaman onun yeminine bile inanılmamaktadır. Onun için atalarımız “Bir emin iki yeminden evladır” demişlerdir. Sağlıklı bir toplumda güven duygusunun, toplumun her kesiminde ve her alanında bulunması zorunludur. Bu güven duygusu tesis edilmeden sosyal refahın ve kalkınmanın sağlanması mümkün görülmemektedir. Diğer taraftan, günümüzde devletler arasında meydana gelen güven bunalımları da çağdaş uygarlığın temel sorunları haline gelmiştir. Nasıl insanlar birbirine güvenini yitirirse toplumlarda birbirine olan güvenlerini yitirebilmektedirler. Güven kaybının temel nedeni ise, adalet, eşitlik, özgürlük ve dürüstlük gibi temel erdemlerin göz ardı edilmesi olarak değerlendirilmektedir.

Güven duygusu çok ince bir çizgidir. Bunun mutlaka tarafları vardır. Bu duygunun tek taraflı olması mümkün değildir. Yeri gelmişken bu durumu bir örnekle açıklamanın faydalı olacağını düşünüyorum.

İngiltere’de yargıçların maaşı yoktur. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri vardır. Yani İngiltere Devleti yargıçlarına bu kadar güven duymaktadır.
Bir gün yargıcın biri bir bankaya gidip, yüklü miktarda bir çek bozdurmak istediğini söylemiş ve ortalık birbirine girmiştir. Bunun üzerine banka yetkilileri en üst makamlardan onay almadan bu miktardaki parayı ödeyemeyeceklerini belirterek, ilgili ve yetkili makamlara başvurmuşlar, aldıkları cevap “ödeyin” olmuştur.

Ancak, o gün için banka şubesinde o miktarda nakit para bulunmadığından Yargıçtan ertesi gün gelmesi rica edilmiş, talep ettiği para bir bavul içinde bir gün sonra kendisine teslim edilmiştir.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra olay Yargıç tekrar bankaya gelerek aldığı parayı geri iade etmek istediğini bildirmiştir. Bu durum karşısında büyük bir şaşkınlık içine düşen Banka yönetimi, Adalet Bakanlığı’nı arayarak durumu bildirmiş ve Bakanlık müfettişleri devreye koyarak yargıcın bu davranışının sebebini incelemeye almıştır. Yapılan inceleme sonucunda Yargıç; “Kraliçe’nin hükumeti gerçekten bize bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım” demiştir.

Müfettişlerce hazırlanan rapor Adalet Bakanlığı’na iletilmiş, yapılan değerlendirme sonucunda Yargıç görevinden azledilerek kendisine gönderilen yazıda gerekçe şu şekilde açıklanmıştır. “Kraliçe hükumetinin sayın bir yargıcı, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.” denilmiştir.
Bireylerin ve toplumların birbirine güvendiği bir dünyada huzur ve barış içinde yaşamalarını dilerim.

(06, Mart, 2026-Ordu)

PAKİSTAN'IN FETÖ'SÜ TAHİR-UL KADRİ

Necdet Topçuoğlu

Afganistan ile Pakistan arasında savaş çıkınca, Pakistan'ın Fetö'sü aklıma geldi. Her Müslüman ülkenin mutlaka bir Fetö'sü vardır. Pakistan'ın Fetös'ü Tahir-ul Kadri 19 Şubat 1951’de Jhang şehrinde tıp doktoru, din alimi ve şair bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Okul hayatına 1955’te bir Hristiyan okulunda başlayan Kadri, aynı zamanda 1962 yılında din eğitimi almaya başladı. Babasından da yoğun bir İslami eğitimi alan Kadri, daha çocuk yaşta hem İslamiyet hem Hristiyanlıkla tanıştı.1974 yılında Lahor Pencap Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu.

Tahir-ul Kadri, aynı dönemde Başbakan Navaz Şerif’in babası Mian Muhammed Şerif ile tanıştı. Mian Muhammed Şerif tarafından kendi demir çelik fabrikaları ve hastanelerine ait bir camide imam hatip olarak görevlendirdi. Navaz Şerif’in, eyalet bakanı olduktan sonra, Kadri’yi devlet televizyonunda program sunucusu yapması, onun ülke çapında şöhretini artırmasını sağladı.

1980’lerde Kadri’nin konuşmaları birçok din âlimini kızdırdı. Çünkü Kadri, “Hazreti Muhammed ile ilgili rüyalar gördüğünü” öne sürüyordu ve bu nedenle büyük tartışmalara neden oldu. Kadri bir süre avukatlık yaptıktan sonra, 1978 ile 1983 arasında mezun olduğu ve daha sonra hukuk doktorasını tamamladığı fakültede hukuk eğitmeni olarak görev yaptı.

1981 yılında Pakistan’da “Dinler arası diyalog” çalışmalarına başladı. Aynı zamanda “Kur’an Yolu Hareketi” diye bir cemaat ihdas etti.1981 yılında Hristiyanlarla Müslüman âlimleri bir araya getirerek Müslüman-Hristiyan Diyalog Forumu’nu kurdu ve başkanlığa getirildi. Bu forumun başkanlığını yürüten Kadri, Ekim 1981’de değişik dini azınlıklarla dinlerarası diyaloğu başlatan ilk örgüt olan merkezi Lahor’daki Uluslararası Minhaj-ul Kuran Örgütü’nü, ardından Lahor’da Minhaj Üniversitesi’ni ve Minhaj Refah Vakfı’nı kurdu.

Dünyanın birçok şehrinde şubesi bulunan Uluslararası Minhaj-ul Kuran Örgütü’ne 2011’de Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından “Özel İstişare Statüsü” verildi. Kadri, 25 Mart 1989’da halen liderliğini yaptığı Pakistan Halk Hareketi adlı siyasi partiyi kurdu.2005 yılında Pakistan’dan ayrılarak Kanada’ya yerleşti ve çifte vatandaşlık aldı.

Cemaatin tüm çalışmalarını Kanada’daki malikânesinden yürütmeye başladi. Bir taraftan da kurduğu Kur’an Yolu Hareketi adlı cemaat çatısı altında öğrenci yurtları öğrenci evleri başta olmak üzere kendine bağlı öğrenciler yetiştirmeye başladı. Zamanla Avrupa, Amerika ve Ortadoğu’da yaşayan Pakistan’daki eski öğrencileri sayesinde bir ağ kurmayı başardı ve yüksek miktarlarda para topladı.

Büyük servet edinen Kadri, Kanada resmi makamlarının dikkatini çekmeye başladı. Burs temin ederek yetiştirdiği öğrencileriyle başta askeriye ve Pakistan Yargı teşkilatı içinde örgütlendi. Öyleki 2012 yılı itibariyle Pakistan Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı Kadri’nin öğrencilerinden oluşuyordu.

Yurt ve evlere parasal kaynağı Şerif ailesinden aldığı paralar ve halktan topladığı himmetlerle sağlıyordu.2012 yılında Pakistan Anayasa Mahkemesini tamamen ele geçirince 2012 yılı Aralık ayı içinde ani bir kararla “Siyasetini değil devletini koru” sloganıyla Pakistan’a geri döndü. Minar-i Pakistan’da büyük bir halk kitlesine hitap etti ve mevcut sistemin iflas ettiğini anlatarak hükümeti protesto etti.

Ayrıca 10 Ocak 2013’e kadar bu durum değişip iyileşmezse 14 Ocak 2013’te İslamabad’a bir milyon kişinin katılımı ile büyük bir yürüyüş düzenleyeceğini ve İslamabad’ı Tahrir Meydanı’na çevireceğini ilan etti. 14 Ocak 2013 tarihi aslında devlet içine yıllardan beri soktuğu ve özenle yerleştirdiği elemanlarına verilmiş üstü örtülü bir saldırı talimatıydı.

Sonuç olarak, Pakistan Anayasa Mahkemesi 15 Ocak 2013 te hükümeti düşürdü ve Pervez Müşerrefi yolsuzluk suçlaması ile tutukladı. İsmi Muhammet Tahir’ül Kadri Bu adam kim midir? Pakistan’daki paralel devlet yapılanmasının (Kanada’da yaşayan ve Kanada vatandaşı olan) lideridir.

Vikipedi’den bakarsanız, din adamı, bursiyer (Bursla öğrenci okutan)” olarak kayıtlı olduğunu görürsünüz. Ne tesadüf yine yurtdışında yaşayan bir hoca, yine bir cemaat, yine devlet içinde bir paralel devlet yapılanması ve ele geçirilen mahkemeler, yine Aralık ayı, yine yolsuzluk suçlaması, yine tutuklanan bir başbakan. Bunların hepsi plânlanmış uygulamalardır. Asla tesadüf olamaz.

(28, Şubat, 2026-Ankara)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.