Doğan ÖZGÜDEN
YILMAZ GÜNEY 43 YIL ÖNCE SÜRGÜNDEYKEN, EVREN TARAFINDAN TÜRK VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKARTILMIŞTI
YILMAZ GÜNEY 44 YIL ÖNCE SÜRGÜNDEYKEN, EVREN CUNTASI
TARAFINDAN TÜRK VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKARTILMIŞTI
12 Eylül faşist diktasının yurt dışındaki muhaliflerine karşı başlattığı “vatandaşlıktan çıkartma” uygulamasının hedeflerinden biri de ünlü film yönetmeni ve oyuncusu, yazar ve eylem insanı Yılmaz Güney olmuştu.
Türkiye’de hapisteyken kurgusunu yaptığı Yol filmi Cannes Festivali’nde Altın Palmiye ile ödüllendirilen Yılmaz Güney’in Türk vatandaşlığından çıkartılmasına 44 yıl önce, 26 Ekim 1982’de karar verilmişti.
Yılmaz Güney 1 Nisan 1937 yılında Urfa'da doğmuştu. Hayatı boyunca emekten ve emekçiden yana oldu. Sosyalist kimliği yüzünden hapis yattı, Türkiye'den çıkmak zorunda kaldı. Özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanındı.
Yılmaz Güney son derece zor bir çocukluk dönemi geçirdi. Topraksız bir Kürt ailesinin iki çocuğundan biriydi. On yaşlarındayken ailesinden kaçarak, Adana'da akrabalarının yanında yaşamaya çalıştı. Burada hayata, emeğe ve emekçilere dair gözlemler yapabilme fırsatı buldu. Sinemacılığa ilgi duymaya başladı. Bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Sonra üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
1959 yılında ilk defa bir filmde profesyonel anlamda yer aldı. Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazdı, hem de söz konusu filmlerde rol aldı. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda yönetmen yardımcılığı yaptı.
Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılandı ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına ve sürgüne mahkum oldu.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çekti. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde "Çirkin Kral" lakabını aldı. Bu dönemdeki en önemli filmi, Ömer Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı bir film olan "Hudutların Kanunu"dur. Yılmaz Güney bu dönemde oyunculuğunu geliştirdi, abartısız ve yalın bir anlayış yerleştirdi.
Yılmaz Güney, 1972 yılında "devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı" gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkum edildi. Yılmaz Güney hapishanede kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınladı. 1974′de cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti.
Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken, Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu tabancayla vurarak öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976′da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde yazdığı "Sürü" Zeki Ökten tarafından, "Yol" da Şerif Gören tarafından çekildi. Her iki film de büyük ilgi gördü.
12 Eylül döneminde kendi dergisi olan Güney, 13. sayıdan sonra sıkıyönetim tarafından kapatıldı. Yılmaz Güney hakkında, yazıklarından ötürü 10 ayrı dava açıldı ve toplam 100 yıl hapsi istendi. Güney, 1981′de Isparta yarı açık cezaevinden izinli olarak ayrıldı ve sürgüne çıktı.
Kurgusunu yeniden yaptığı Yol Cannes Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ödülüne layık görüldü.
26 Ekim 1982'de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılan Güney, Paris'te Kürt Enstitüsü'nün kuruluş çalışmalarına da katıldı.
Paris'te Tuncel Kurtiz'in de katılımıyla Duvar filmini gerçekleştiren Yılmaz Güney 1984’te mide kanserinden yaşama veda etti.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.