Doğan ÖZGÜDEN
HARBİYE DİRENİŞİ VE İNÖNÜ"NÜN MANEVRASI: "İŞTE ŞİMDİ KAYBETTİ HARBİYE KOMUTANI!”
HARBİYE DİRENİŞİ VE İNÖNÜ"NÜN MANEVRASI:
"İŞTE ŞİMDİ KAYBETTİ HARBİYE KOMUTANI!”
64 yıl önce, 21 Şubat 1962’de, İngiltere'ye hareket etmeden önce, İzmir temsilcisi olduğum Öncü Gazetesi'yle görüşmek üzere Ankara’ya gitmiştim. Gazetede gergin bir hava vardı. Öncü'nün sahibi Nilüfer Yalçın:
- Şu anda Ankara’da önemli gelişmeler oluyor. Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir’in darbe yapacağı söyleniyor. Ben şimdi Meclis’e gidiyorum. İstersen sen de gel, dedi.


Öncü’deki arkadaşlarla ayaküstü beş on dakika sohbet ettikten sonra Nilüfer Yalçın’la bir taksiye atlayarak doğru Meclis’e gittik.
Koridorlarda sürekli koşuşmalar, endişeli tartışmalar oluyordu. Basın Bürosu’na doğru ilerlerken İlhami Soysal’a rastladım.
- Böyle bir günde senin Ankara’da işin ne? dedi. Yeni bir darbe olmak üzere. Başarılırsa İzmir’de güvenilir arkadaşlara gerek var. Buraya gelmek için kötü gün seçmişsin...
Kendinden öylesine emin bir hali vardı ki, sormadan edemedim:
- Darbe olacaksa bu askerin işi. Size ne oluyor?
- Ne demek ne oluyor? Askerin sivil kadrolara da ihtiyacı var. Yarın çok şey değişebilir.
- Askeri darbeyle hiçbir şey değişmez. İsmet Paşa kaçın kurası, eninde sonunda baskın çıkar. Zaten bir aksilik olmazsa ben yarın öbürgün İngiltere’ye gidiyorum.
......
İlhami’yle sohbet ederken, birden Basın Bürosu’ndan yüksek sesle bir anons yapıldı:
- Tüm basın mensupları hemen Basın Bürosu’na gelsin. Önemli bir açıklama yapılacak.
Açıklamayı dinlemek üzere Basın Bürosu’na doğru ilerliyorduk ki, birçok milletvekili de büyük merak içerisinde gazetecilerle birlikte aynı istikamete koşuşturmaya başladı. Büro gazetecilerle dolup taştığı için milletvekilleri kapının önünde kümelenmiş ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu.
Açıklama kısa ve netti:
- Şu anda tanklar Meclis’e doğru harekete geçmiş bulunuyor. Sizlerden ricamız...
Daha cümle tamamlanmamıştı ki herkes yazı işlerini haberdar etmek üzere telefonlara hücum etti.
Milletvekilleri de durumun vehametini kavramıştı.
Önce AP’li milletvekilleri durumu öğrenir öğrenmez koşar adım Meclis’i terketmeye başladı. Kırmızı plakalı ya da özel arabalar, taksiler tıka basa dolu birbiriyle yarışarak Meclis’ten uzaklaşıyordu.
CHP’li milletvekilleri daha sakin görünmeye çalışıyordu. İçlerinden birisi,
- Nasıl olsa bize dokunmazlar, diyecek oldu.
Tecrübeli gazetecilerden biri:
- Siz öyle sanın. Bu kez darbe yapılırsa 27 Mayıs gibi olmaz, CHP’liler de AP’liler gibi kendilerini Yassıada’da ya da bir başka adada bulabilir.
Bunun üzerine CHP’li milletvekilleri de tabanları yağlayarak kendilerini Meclis dışına atabilmek için kapıya doğru koşuşturmaya başladılar.
Yarım saat bile geçmemişti ki, Meclis’te gazetecilerle birkaç görevli dışında kimse kalmadı.
Biz de bir taksiyle Kızılay’daki gazete bürolarına ve Gazeteciler Cemiyeti’ne uğradıktan sonra Rüzgarlı Sokağa döndük.
Bazı gazetecilerin sanki darbe başarılmış, genç subaylar yönetime elkoymuş gibi sevinç gösterilerinde bulunmalarına karşılık Nilüfer Yalçın:
- Bunlar romantik... Daha sabaha kadar çok vakit var. Gün doğmadan neler doğar? diyordu.
Gerçekten de ortada bir darbe girişimi falan yoktu. Sadece CHP-AP iktidarının ordu içinde yapmak istediği tasfiyelere karşı bir tepki söz konusuydu, başta Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir olmak üzere direnişe katılan diğer komutanlar atama kararlarının iptalini istiyorlardı.
Harp Okulu dışında Tank Okulu, Süvari Grubu, Muhabere Okulu, Zırhlı Birlikler Eğitim Merkezi, Jandarma Okulu, 229. Piyade Alayı ve en önemlisi Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı da direnişe katılmıştı.
Başta Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ve Başbakan İsmet İnönü olmak üzere devlet zirvesi Çankaya Köşkü’nde direnişi çökertmenin planlarını yapmak üzere toplandıklarında Muhafız Alayı Komutanı Binbaşı Fethi Gürcan hepsini kolaylıkla tutuklayabileceği halde, darbe yapmak niyetinde olmayan Albay Talat Aydemir tutuklama fikrine karşı çıkmış, hepsini serbest bıraktırmıştı.
Ne ki insani duygularla böyle davranan Aydemir’in karşısında daha milli mücadele yıllarında efsanevi gerilla komutanı Çerkez Ethem’i tasfiye etmiş, siyasetin tüm entrikalarını son derece iyi bilen, duygularla değil kurmay hesaplarıyla hareket eden tilki gibi kurnaz bir başka asker vardı: İnönü.
Aydemir’in kendilerini serbest bıraktırdığını öğrenir öğrenmez, çevresindekilere müjdeyi verecekti:
- İşte şimdi kaybetti Harbiye Komutanı!
Direnişin son bulmasından sonra İnönü başbakan olarak direnişe katılan hiç kimse hakkında kovuşturma yapılmayacağına dair bir de imzalı güvence belgesi verecekti.
(Dogan Özgüden, "Vatansiz" Gazeteci, Cilt I, Sürgün Öncesi, Belge Yayinlari, 2010 Istanbul)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.