Bülent Hakan ALTUNCU
DÜŞMANIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEK
Seçim yapılmış, koalisyon görüşmelerine devam ediliyordu.
Kop dağlarının kuzey-batısında bir kuytuda, Kabak tepe denen dağın eteklerinde, geri kalan tüm çevresi küçük tepelerle kaplı olduğundan çıplak denilebilecek bir arazide geceleri sıcaklığın -30, gündüz ise en iyi ihtimal -5 olduğu ilk görev yerim olan Bayburt ili Taht köyünde görevliydim.
Sabah kalktım, açık bir gökyüzü, güneş ışınlarının karlara çarpması sonucu yaldız yaldız parlayan, bu yüzden gözleri yoran ve baş ağrıtan bir ışıkta sağlık ocağının giriş sahanlığında dikildim köyü izliyordum.
Az ilerimde köyün baş tarafından merkezine inen yol vardı. Baş tarafından aşağı doğru koşarak ilerleyen, koştukça ihram denilen boy örtüsü rüzgardan açılıp saçılan, açılıp saçıldıkça ön ve yüz kısımlarını örtmeye çalışan bir kadın çığlıklar atarak ilerliyordu.
-Kalkın, kalkın, duydunuz mu Ecevit geliyor, Kızılbaşlar gelecek hepimizi kesecek.
Daha göreve başlayalı bir ay olmuş veya olmamış ve köyü, köylüyü tanımaya çalışıyordum. Anladım bana nerelisiniz diye sorduklarında Trabzonluyum deyince neden o kadar çok sevindiklerini ve “Oooo hemşeriyiz” diye bana sarıldıklarını. Çünkü uzak diyarlara, kültürlere o kadar yabancıydılar ki Trabzonluluğu hiç yoktan iyi sayıyorlardı.
O kadında meğer köyün “deli” kabul ettiği bir kadınmış; delisine bile bu kadar empoze edilebilmiş yanlış bilgilerin olduğu bir yerin akıllılarının hafızalarında kim bilir ne ön yargılar, ne yanlış bilgiler, ne korkular vardır siz düşünün.
Ta ki ne zamana kadar sürdü bu hemşeri yakınlığı: Ramazan ayında sahurda ışıklarımın yanmadığını bir de sağlık ocağının çöplüğünü karıştırıp orada rakı şişesi bulmalarına kadar. Ondan sonra işin rengi değişti.
Oysa benim için onlar ne kadar gerçeklerden habersiz ve önyargılı olsalar da bu benim onlara önyargılı bakmama neden olmaz aksine onlara daha yakın davranmama ve daha yardımcı olmama neden olurdu, çünkü bu durum tahmin etmediğim absürt bir durum değildi, bildiğim ve beklediğim bir şeydi.
Çünkü: Emekleri din-iman, vatan-millet-Sakarya edebiyatlarıyla en çok sömürülen ve gerçeklere gözleri kapatılmış, yalanlara inandırılmış insanlardı.
Beni beynamaz, kafir, vatan haini, komünist bilseler de benim onlara kötü gözle bakma şansım olamazdı. Fakat maalesef kendini modern, seküler, laik, aydın, entelektüel ve hatta sosyalist sayan insanların bir kısmı bunlara hep kötü gözle baktı ve bizi bugünlere getiren vatan-millet-bayrak-din-iman tacirlerinin ekmeklerine yağ sürdü.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.