Bülent Hakan ALTUNCU
Annem geldi. İlahiyatçı Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ı çok sever ve dinler.
Annem geldi. İlahiyatçı Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ı çok sever ve dinler.
-Bulent, Mehmet Okuyan hoca deyur ki: Elen (ölen) elur gider, yok oyle arkasindan okuyayim da ona Kuran göndereyim. Yok oyle bir şey deyur. Bence da ya!
-Niye anne? Sen her Perşembe akşamı yasin okursun; peygamberlerden başlar dedemden, anneannemden, dayıma, babama, akluna kim gelurse yarım saat herkese dağitursun
-Düşundum şimdi adamun birunun bu dünyasi cennet gibi geçti. Bir eli yağda bir eli balda, saraylarda. Astuğu astuk, kestuğu kestuk… Ama yapmaduğu zulüm kalmadi… Eeee elecek gidecek öteki dünyaya. Zaten dünyanun varluğini bırakacak efradina, olarda parayi basıp hocalara kuran okutacaklar ruhuni da yaptuklarini çekmeyecek he mi?
-E o zaman elli senedur boşuna okudun hau kada kuranlari
-E ya sükut sen da, oni Allah bilur. Hoş bağa bir zarari yok.
(Arkadaşlar annemle olan sohbetlerimi çok beğeniyorsunuz biliyorum ama bu iletiden bir önceki iletim de en az bu sohbet kadar hatta daha fazla değerlidir, okursanız sevinirim)

-------------
AİLE, EĞİTİM ve YARGI
Doğru, düzgün, sakin, selim insan olmak kolay bir işmiş gibi görünse de öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değildir.
Şiddetten uzak, asgari düzeyde de olsa demokratik ilişkilerin olduğu sevgi temelli bir aile ortamı gerektirir. Ceza, gerek toplumun yönetiminde gerek çocuk eğitiminde uygulanmak zorunda kalınan bir yöntemdir fakat ceza verenin amacı hatayı düzeltmek olmalıdır, cezalandırdığı kişinin ruhsal sağlığını bozacak, onun bilinç altına işleyecek boyutlarda verilen cezalarda çocuk gelişimini olumsuz etkiler ve doğru, dürüst, sakin, selim bir insan ortaya çıkmasını engeller. Bu yüzden toplumun gidişatını başta aile belirler. Ne var ki çoğu aile bu özelliklere sahip değildir.

Sonra eğitim sistemi gelir. Eğitimde çocuklara ve gençlere diğer insanlarla aynı haklara sahip oldukları, başkasının hakkına girmenin yemenin ayıp olduğu öğretilir. Paylaşmanın, çevresiyle, doğayla barış içinde yaşamanın, gerekliliği öğretilir. Ne var ki bizim eğitim sistemimizde ekonomik, sosyal ve kültürel nedenlerle eşit halkalara sahip olmayan insanlar anlatılmaz, bunların nedenleri irdelenmez. İnsan, doğa ve hayvan sevgisi derinliğine işlenmez. Aksine insanlara hükmeden, insanları sömüren, doğayı katleden insanlara saygılı olmaları öğretilir. Tabi bu dile getirilmez ama öğretmeninin müdürü karşısındaki veya bir siyasi karşısındaki duruşunu gören çocuk bunu hemen öğrenir.
Sonrası; geleceğinin nasıl olacağı, ne iş yapacağı hakkında en ufak bir fikir ve umut sahibi olmadan üniversiteyi okuma.
Sürekli bir korku, belirsizlik, hakkım yenir endişesi ve bunun getirdiği psikolojik sorunlar, bunları bağımlılık yapabilecek şeylerle doldurma çabası.
Tüm badireleri sağ salim atlatabilmek başta dediğim gibi ilk önce demokratik bir aile yapısı, sonrasında belirli bir zeka düzeyi, özgüven duygusu ve ruhsal iç barış gerektirir.
Ne var ki bunlar toplumun büyük çoğunluğunun eksik olduğu şeylerdir.
Bu tür de zaafları olan insanlar öncelikle kolaycı yolları denemeye çalışır, olmadı başkasının haklarına tecavüz eder, gittikçe kirlenir ve özüne yabancılaşır.
Sonuçta binlerce yıllık kadim kültürü ve değer yargıları olan aynı zamanda çoğunluğu kendini Müslüman olarak tarif eden bir toplumuz. Doğru, dürüst, sakin, selim yollarla kendini var edemeyen insan gittikçe yanlışa, ayıp işlere bulaşır ve günah defteri kabarır.
Kabardıkça kendini toplumuna beğendirmek için bayrağa, dine, imana sarılır. Sarılıp değer gördükçe daha ayıp ve günah işleri de kendine hak görür.
Dün IŞİD teröristlerinin öldürdüğü üç polisimize çok üzüldüm ve bir yazı paylaştım. Yılları terörle mücadele de polislik yaparak geçmiş bir arkadaşım aradı ve bana: Bunları çok iyi biliyoruz, bakma öyle Allah, Kuran demelerine… Bunların yüzde sekseni psikatrik ilaç kullanıyor, bir çoğu geçmişinde uyuşturucu, adam yaralama, gasp gibi adi suçlar işlemiş sonra da güya böyle Allah yolunda olduklarını düşündükleri bu yollara girmişler.
Sonra bende düşündüm: Suriye’yi kana bulayan birçok örgütün her türlü ırktan ve dinden militanı var. Birçoğu geçmişinde hatalar yapmış, günahlar işlemiş, derin korkuları olan ve kendi vicdanlarını rahatlatmak için güya bir dava uğruna silaha sarılmış insanlar.
Başa ve çözüme dönersek! Çözüm demokratik aile yapısı; ırkını, dinini, bölgesini, aşiretini diğerlerinden üstün göstermeyen laik, demokratik bir eğitim sistemi ve haklıyı koruyup, haksıza da onu düzeltmek amaçlı ceza veren bağımsız bir yargı…
Yoksa bu gidişatta devam edersek; doğru, düzgün, sakin, selim insanlarımızı çoğaltmaz, aksine ya yok eder, ya dünyanın başka yörelerine gönderir, orta doğu bataklığına döneriz.
"Bak şu bebelerin güzelliğine
Kaşı destan gözü destan
Elleri kan içinde
Kör olasın demiyorum
Kör olma da gör beni"
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.