Bülent BAŞARAN
TÜM MUHALEFET CHP ÇATISI ALTINDA MERKEZE ÇEKİLEREK, DİĞER SOSYALİST PARTİLER TABANSIZ BIRAKILACAKTI
Emperyalistler, Arap ülkelerini mezhepsel ve etnik olarak ayrıştırarak, Türkiye'yi ise bir potada eritip birleştirerek sömürdüler. Ulus devleti, sömürünün çok kullanışlı bir aparatı haline getirdiler.
Farklı sesleri ve haklı mücadeleleri, farklı kimliklerin "bölücü" ilan edilen taleplerinin birer uzantısı lanse ederek düşmanlaştırıp, marjinal ilan edip cadılaştırdılar. Yıllarca bu ülkede sol sosyalist grupların, emekçilerin, öğrencilerin ve sendikaların; sınıfsal talepleri başta olmak üzere, tüm demokrasi ve özgürlük taleplerini, halka "teröristlerin bölücü niyetlerinin" dışavurumu olarak aktardılar.
Böylelikle tüm muhalefeti, kapitalist rejimi tehdit etmeyecek bir biçimde merkezi bir noktada toplayarak etkisizleştirdiler. Kemalizm paydasında ehlileştirilen muhalefete, kapitalist sömürüyü hedef almayan, tali şeylerle uğraşan sınırlı bir hareket ve simgesel bir muhalefet alanı bıraktılar. Kasıtlı bir biçimde Cumhuriyete, ulus-devlet (üniter yapıya) ve Atatürk'e saldırarak muhalefetin tüm enerjisini bunları savunmaya harcamasını sağladılar. 1950'li yıllardan bu yana bu ülkede bilinçli olarak hep kapalı-açık, laik-anti laik ve İslamcı-Kemalist ayrımları üzerinden siyaset yapıldı. Halbuki büyüyen ve yaygınlaşan siyasal İslam değil, kapitalist sömürüydü.
CHP'nin altı okunda kristalize olan ulusal değerler sürekli hedef tahtasına konularak bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı. İlki, insanlar emek sermaye çelişkisinin yerine, laik-anti laik karşıtlığını koyacaktı. İkinci olarak ise bu yolla tüm muhalefet CHP çatısı altında merkeze çekilerek, diğer sosyalist partiler tabansız bırakılacaktı. Bugün gelinen noktada bunu başardıklarını açık bir şekilde görüyoruz. "Karnelerde neden Atatürk fotoğrafı yok" biçimindeki sistem içi söylem kitle içinde çok çabuk taraftar bulurken, "ülkenin tüm yer altı ve yer üstü kaynaklarının veya borsasının %90'ının emperyalist şirketlerin kontrolünde olması" çok da önemsenmeyecekti.
Tüm bunlar ise kesinlikle yarı İslami görünümlü bir iktidara yaptırılmalıydı. Çünkü böylelikle kapitalist sistem, iktidarı yem ederek kendisini aklamış oluyordu. Aslında sistemde bir sorun yoktu. Tek suçlu AKP iktidarıydı. AKP iktidarı, Kemalizm ve Cumhuriyet karşıtı ilan edilerek, tüm muhalif saldırılar ona yönlendirilecek ve fakat asıl çıban başı olan kapitalist sömürü arka planda devam edecekti. Böylece halk daha geri ve sistemle çatışmayan bir mevzide konumlandırıldı.
İktidarıyla muhalefetiyle herkes ülkeye yabancı yatırımcıların ve yabancı sermayenin girişini sağlayacaklarını seçim mitinglerinde boğazları yırtılırcasına vaat ederken, parti liderlerini elleri patlarcasına alkışlayan halk, karnede neden Atatürk fotoğrafı yok diye kıyametler koparıyordu. Halbuki vaat edilen "yabancı sermaye girişi" kendilerinin sömürülmesi ve ülkelerinin ekonomik olarak istila edilmesinden başka birşey değildi. Bu bir çeşit mandacılıktı. Hani "manda ve himaye kabul edilemez"di!!!
--------
Hilmi Güler'i patronu kabul ederek ondan izinsiz ağzını açamayan, kendisini onun elemanı sanan, sanki oraya onları Hilmi Güler seçmiş gibi davranan, o koltukların ebediyen kendilerinin olacağına inanan özellikle muhalefet partisinin meclis üyeleri benim için yok hükmündesiniz.
Sizler... Her biriniz; kendi örgüt disiplininizden bile kopmuş, partinizin il ve ilçe örgütünün 3 aydır birlikte mücadele yürüttüğü çevre platformundaki insanlara sırtını dönen, "aman Hilmi başkan bana kızmasın" diye her denilene el kaldıran, tüm mücadeleden haberiniz olduğu ve hatta bazılarınız bizzat orada bulunduğu halde habersizmiş gibi davranan, kendi çıkarlarının peşinde koşan insanlarsınız.
Bir taneniz bile söz alıp "ya arkadaşlar, bu insanlar ne istiyor, dertleri nedir, bir dinleyelim" diyemedi. "Bizim partimiz bu mücadelede aylardır onların yanında yer aldı, biz de onların yanında olmalıyız" diyemedi. Ama muhalif parti meclis üyeleri olarak, yarıştığınız iktidar partisi belediyesinin doğru yanlış her yaptığına el kaldırmada çok cesursunuz. Niye iktidar olamıyoruz diye soruyorsanız, cevabı bu tutarsızlığınızda gizli... Bakalım bir sonraki seçimde sizi o koltuklara Hilmi Güler mi seçecek!!!
İster belediye başkanı ister seçilmiş meclis üyesi olun, ne oturduğunuz koltukları ne de size verilen oyları hak ediyorsunuz. Her birinizle insani olan da dahil tüm ilişkim bitmiştir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.