Bülent BAŞARAN

Bülent BAŞARAN

ALEVİ TOPLUMUNUN ENFEKTE OLAN NOKTALARI-II

ALEVİ TOPLUMUNUN ENFEKTE OLAN NOKTALARI-II
(Oldukça uzun bir yazı oldu. Tüm Alevi dostlarımın okumasını ve eleştirilerini belirtmelerini isterim)

Dün başladığım yazı dizisinde bugün Aleviliğin enfekte olan noktalarından iki tanesini ele alacağım.

ALEVİ ÖRGÜTLERİ VE ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ
2 Temmuz 1993 yılında Sivas'ta yaşanan katliam; belleklerde çok acı hatıralar bırakmakla birlikte, bir uyanışın ve kenetlenme duygusunun da meşalesi oldu. Sivas'ta yaşanan dehşet Alevilerde "bizim bizden başka dostumuz yok, biz kendimize sahip çıkmazsak görüyoruz ki devlet de dahil olmak üzere kimse bize sahip çıkmıyor" düşüncesinin oluşmasını sağladı ve Alevi kitleleri kendi örgütlülüklerini kurmaya zorladı. O tarihten itibaren Aleviler, Aleviliklerini inkar yada saklama noktasından hızla uzaklaşarak bu defa üstüne basa basa ve görmeyen gözlere soka soka "ben Aleviyim" demeye başladı. Hakkını teslim etmeliyiz ki, bu görece ileri noktaya ilerleyişte en büyük pay kurulan Alevi örgütlerine ve onların yiğit yöneticilerine aittir. Şimdi burada adlarını tek tek sayamayacağım bu yiğit insanların hepsine şahsım adına teşekkür ediyorum.

Doksanlı yıllar aynı zamanda köyden kentlere göçün hızlandığı, büyük şehirlerin varoşlarının çoğunlukla fakir (yüksek) Anadolu köylerinden kopan insanlarla dolduğu yıllardı. Dönemin bir diğer özelliği de devlete ait gayrı resmi ellerin ve yapılanmaların insanlar üzerinde uyguladığı terördü. O yıllara faili meçhuller dönemi dersek abartmış olmayız. Bugünkü AKP iktidarına rahmet okutan ve AKP'nin onların yanında liberal hatta demokrat sayılmasına cevaz verebilecek ölçüde saldırgan ve faşizan uygulamaların olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Yıllardır evlatlarının kemiklerini bile almaya razı halde mücadele yürüten ve bir çoğu Hakk'a yürüyen Cumartesi Anneleri o dönemin faşizminin en anıtsal örneğidir.

İşte böyle terörize edilmiş bir ortamda, köylerinden kovulan, köyleri boşaltılan yada garibanlıkları nedeniyle karnını doyurmak isteyen özellikle Kürt ve Alevi köylerinde yaşayan insanlar büyük şehirlerin varoşlarına doluştular. Köklerinden, toprağından ve kadim geleneklerinden bu hızlı kopuş, bu insanlar üzerinde haliyle sosyolojik bir çok yıkımın gerçekleşmesine neden oldu. Bir kısmı köklerini ve geleneklerini tamamen geride bırakarak kültürel olarak çözüldüler. Bir kısmı ise geleneklerine ve kimliklerine sahip olmak isterken, yaratılan baskı ve şiddetin kurbanları oldular. Cezaevlerine dolduruldular, faili meçhul oldular yada işkencelerde insani becerilerini yitirdiler. Egemenler büyük şehirlerin varoşlarına "ucuz işgücü" olarak yığdıkları bu insan gruplarının geçmişleriyle ve kadim kültürleriyle ve hatta kimlikleriyle bağını koparmak için ne gerekiyorsa yaptı. Bugün "varoş" diye aşağıladığımız bu kültürsüzlüğü taa 90'lı yıllarda bizzat egemenler yarattılar. Bir hastalık olan bu kültürsüzlük bugün toplumun neredeyse %80'ine sirayet etti.

Böylesine kirli, puslu ve tekinsiz bir ortamda ilk Alevi örgütleri kurulmaya başlandı. Tamamı dönemin sosyalist, devrimci, ilerici ve sendika kökenli insanlarından oluşan bu ilk kurucular gerçekten yiğit insanlardır. Hepsinin anısı ve emeği önünde saygı ile eğiliyorum. Başlangıçta sadece politize olmuş Alevilerin üye olduğu bu dernekler, uzun bir süre terör odağı oldukları gerekçesiyle hücre evi muamelesi gördüler. Baskılara ve kapatmalara maruz kaldılar. Yöneticileri ve kurucuları tutuklandılar. Hal böyle olunca zaten korkutulmuş olan Alevi yığınlarının bu derneklere koşarak gittiklerini söylemek abartı olur. Bu dernekler sadece devletin değil, Alevilerin de gözünde uzun bir süre sakıncalı yerler olarak görüldü.

Ordu'dan örnek vereyim. Ordulu Alevilerin bence asla hakkını ödeyemeyeceği sevgili abim Hüseyin Bektaş derneği kurduğunda, içinde benim ve aile çevremin de olduğu sayısı elliyi bulmayan bir insan grubu dışında kimse derneğe uğramıyordu. Derneğin yönetim kuruluna yazacak isim bulmak için insanlara yalvarıyorduk. İnsanlar korkutuldukları için yaklaşmıyordu. O dönem Gürgentepe'den bir grup dede, dönemin Hocaoğlu ve Ören Köyü muhtarları, kimsenin derneğe gitmemesi gerektiği, oranın bir terör yuvası olduğu konusunda cemlerde Alevilere nasihat ediyordu. Uzunca bir süre hakikaten derneğe kimse gelmedi. Gelenler de diken üstünde gelip, başımıza iş gelir korkusuyla koşarak çıktılar. Şimdi ise dernekte seçim döneminde listeler yarışıyor ve insanlar yönetimi ele geçirmek için birbirini çiğniyor.

Yıllar geçti... Türlü türlü Alevi dernekleri ve bunlara bağlı cemevleri kuruldu. Alevi olmak ve alevi derneklerinde yer almak modernitenin, sekülerliğin, Atatürkçülüğün ve laisizmin birer sembolü haline geldi. Bu dernekler kurulurken iki ana damardan beslenerek farklılaştılar; biri siyasi duruş, diğeri ise daha geleneksel olan ocak temelli (bölgesel) Alevi dernekleri olarak çeşitlendiler. Bu derneklerin içinde her zaman en sert, en kararlı ve Aleviliğin tarihsel birikimine en uygun duruşu sergileyen hiç inkar edilemez ki Pir Sultan Abdal Dernekleri oldu. Bu durumun halen daha değişmediği düşüncesindeyim.

Başlangıçta siyasal yiğit bir duruş sergileyen ve Alevilerin gerçek gündemi ile ilgilenen dernekler ve dernek yöneticileri zaman içinde değişime uğradılar. Sistem yok ederek yada öldürerek sindiremediği Aleviliğe ilişkin olarak daha başka bir yöntem denemeye karar verdi. "Meğer ki, biz bu Alevilerin hepsini katlederek onlardan kurtulamayacağız, o zaman onları asimile edelim!" Bu noktada da en elverişli ortamı özellikle Cem Vakfı gibi bir kaç Alevi örgütü onlara hazırlamıştı ve yöneticileri de buna teşne idi. Devlet tutum değiştirerek, bu defa Alevi örgütlerinin çeşitlenerek bölünmesine ve farklı Alevilik tanımları ortaya atılarak bunların tartışılmasına ve nihayetinde Alevi kitlesinin bölünmesine çaba harcadı. Böylece devletin istediği Alevilik ve Alevilerin yaşadığı Alevilik olarak iki kavram ortaya çıktı. Aleviler temel sorunlarını bir kenara bırakarak devletin yarattığı bu çatlak üzerine yoğunlaşıp, kendi iç tartışmalarına boğuldular.

Devlet bununla da kalmadı. Alevi örgütlerinin hemen hemen hepsinde kendisinden yana bir grup oluşturarak ve o grubun başındaki kişileri finanse ederek dernek yönetimlerini ele geçirme yoluna gitmeye başladı. Bu noktadan itibaren Alevi örgütleri de başlangıçtaki işlevlerini ve saflıklarını yitirdiler. Artık Alevilerin yaşamsal ve kimliksel sorunlarını bir kenara bırakıp tıpkı siyasi partiler gibi liste ve koltuk savaşlarına sahne olmaya başladılar. Bu sırada siyasi partiler de boş durmadı. Alevi örgütlerinin yönetimlerinden bazı insanları parlatıp destekleyerek partilerine adam devşirmeye çalıştılar.

Siyasal partilerin kendi içlerindeki adamcılık bu defa Alevi derneklerine sıçradı. Dernek yönetimleri dışardan siyasi partiler tarafından dizayn edilmeye başlandı. Hatta bazı siyasi partiler kendi iç çekişmelerinin aynısının dernekler içinde oluşmasına sebebiyet verdi. Güncelden bir örnek verecek olursak, CHP içindeki Kılıçdaroğlu'cu grup ile şimdiki İmamoğlu-Özel grubu bazı Alevi derneklerinde söz sahibi olmak için kendi listelerini yarıştırdılar. Bir çok dernekte Kültür Bakanlığına bağlı Cemevleri Daire Başkanlığına bağlanmayı isteyen AKP'li gruplar, Kılıçdaroğlu'cu gruplar ve Özel'ci gruplar birbiri ile yarıştılar. Her grup kendisinin Alevilerin gerçek temsilcisi olduğu iddiasında bulundular.

Tüm bu gelişmeler Aleviler arasında bir fay hattı yaratmakla kalmadı. Alevi örgütlerinin de kendi içine kapanarak, Alevilerin değil, kendi örgütlerinin problemlerini çözmekle uğraşmalarına neden oldu. Alevilerin sorunları bir kenara itilerek, örgütlerin sorunlarına ve örgüt içindeki vesayet savaşlarına öncelik verildi. Alevi örgütleri eğer bu sarmaldan çıkmazsa artık varlıkları ile yoklukları farksız hale gelecektir. Yaratılan bu örgüt içi tartışmalar ve liste savaşları, tıpkı siyasal partilerdeki gibi liyakatsiz insanların yönetimlere taşınmasına fırsat yarattı. Yönetimlere alınacak kişilerin bilgi birikimine, donanımına, Alevilik konusundaki yetkinliğine ve yeterliliğine bakılmadan, tıpkı siyasal partilerdeki gibi "delege sayısı", getireceği oy sayısına göre kişiler yönetimlere alındı. Diğer yandan yönetimler oluşturulurken, siyasal nüfusuna, ekonomik gücüne ve hatta iktidarla olan iyi ilişki kurma kabiliyetlerine bakılarak insanlar seçildi. Böylece Alevilik konusunda bir malumatı olmayan sadece iş bitiren ve tesis kazandıran insanlar yönetici yapıldı.

Dernek yönetimleri iş bitiricilik ve donatı sağlayıcılık konusunda birbiri ile yarıştılar. Yeni bina yapmayı, yeni bir cihaz ya da eklenti almayı birer başarı olarak gördüler. Halbuki bu arkadaşlarımızın şunu bilmesi gerekirdi; dernekler insan topluluklarıdır, eşya ve mal toplulukları olan vakıflardır. Bir çok Alevi derneği, dernek olduğunu unutarak bina, eşya ve mal biriktirmeye başladı. Yani birer vakıfmış gibi davrandılar.

Geldiğimiz noktada kendi içine gömülmüş, milletvekilliği yada meclis üyeliği gibi siyasal pazarlık yapmanın aracına dönüştürülmüş, Aleviliğe ve Alevilere ilişkin çok az şey bilen ve söyleyen, sadece kendi iç sorunlarıyla boğuşan bir Alevi örgütlülüğü var. Elbette bu devasa yapının içinde son derece nitelikli, iyiniyetli ve sağduyu sahibi insanlar var. Ama bu insanların sayısının da giderek azaldığını, en azından örgütlülüğün söz sahibi noktalarından uzaklaştıklarını görmek üzücü...

Alevi örgütlülüğü bir reorganizasyona acilen ihtiyaç duymaktadır. Görünürde bir birliktelik sergilense de kavramsal ve yönetsel bir dağınıklığın olduğu görünüyor. Dernek genel merkezleri ile taşradaki birimleri arasında bir bağ yok ya da olan da çok zayıf. Genel merkez başka bir şey söylüyor ve savunuyor, yereldeki yapılar bambaşka noktalarda pozisyon alıyor.

Alevilerin, ekonomik, sosyal, kimliksel ve inançsal bir çok sorunu var. Derneklerin asıl uğraşması gereken bu meselelerdir. Bu meselelere ilişkin çalışmalar yapmalıdır. Ayrı çalışma birimleri kurulup, bu birimler çalıştaylar ve saha incelemeleri yapmalıdır. Bu da ancak alanında uzman kişilerin derneklerde söz sahibi ve yetkin olmasıyla mümkündür.

Aşk ile... Sabırla okuyanlara aşk olsun...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.