Bülent BAŞARAN
İDEOLOJİLER ÖLDÜ DİYENLER, ŞİMDİ MUTLUDUR UMARIM!
İDEOLOJİLER ÖLDÜ DİYENLER,
ŞİMDİ MUTLUDUR UMARIM!
İdeolojileri ve ideolojik düşünmeyi bir ahmaklık, bir akıl tutulması yada aklın kiraya verilmesi, bir çeşit düşünsel kölelik olarak tanımlayanlar ve George Orwell denen "ısmarlama kalemin" kapitalist teorisyenlerce yapılandırılmış "1984" kitabını mutlak bir doğru olarak referans gösterenler umarım şimdi mutludurlar.
Nietzsche'nin soyluları ve bir avuç eliti kastederek yarattığı "üstün insanını" ilahlaştıran, bireyi dünyanın merkezi haline getirerek insanları birbirine yabancılaştıran, düşmanlaştıran, herkesin birbirini aptallıkla suçlamasına ve kendini sürüden ayrılan "üstün varlık" olarak görmesine neden olan önermelerini kutsayanlar şimdi umarım mutludurlar.
İdeolojiyi salt "bireyin yok edilmesi" noktasından ele alan, ideolojilerin yarattığı toplumsal ahlakı, dayanışma ve birlik duygusunu, "biz" duygusunu ve ortak bir ülküye ulaşmak için canı pahasına mücadele etme adanmışlığını yok sayanlar umarım şimdi mutludurlar.
İdeolojiler ölürse işte böyle oluyor. O kahraman, bu hain oluyor. Dün tanrı yapılanlar, bugün şeytanlaştırılıyor. Dün düşman olanlar, bugün sadık dostlar olarak bağra basılıyor. Dün aptallıkla suçlananların düşünceleri bugün başvuru kaynağı oluyor. İlkeler değil, kişiler tartışılıyor. Kişi fetişizmi öyle bir noktaya ulaşıyor ki, kahramanı öven herkes başka hiç bir şeyine bakılmaksızın dost, aksini yapanlar ise içeriğine bakılmaksızın düşman ilan ediliyor.
İlkeler, tarihsel ve kültürel birikim, örgüt gelenekleri, vefa, vicdan, yoldaşlık, disiplin, ahlak, dayanışma ve tartışma kültürü yok edilerek yerini mutlak bir fanatizm alıyor. Gündelik kahramanlar yaratılarak bunun etrafına bir fanatizm inşa ediliyor. Günün şartları neyi gerektiriyorsa ona göre pozisyon alınıyor. İlkelerin yerini para, çıkar, koltuk hırsı ve kişisel hesaplar alıyor.
Şimdi ideolojisiz olmanın yarattığı karmaşaya güncel durumdan örnekler verelim.
Dün Ordu'da Bucak Mahallesi'ne solcu sokmayan, sokaklara hükmeden Cemal Enginyurt önce koyu bir CHP'li oluyor, sonra koyu bir Kılıçdaroğlu fanatiği oluyor ve hatta seçim sonucu nedeniyle eleştirilen Kılıçdaroğlu'nu ölürcesine savunuyor, bugün ise koyu bir Özel'ci oluyor, Kılıçdaroğlu'nun CHP'liliğini, solculuğunu ve ahlakını sorgulayarak onu iktidarın maşası olmakla suçluyor. Hatta CHP'nin kapısında devrim marşları söyleyerek Kılıçdaroğlu'nu partiye sokmayacağını iddia ediyor.
Fatsalı devrimcilerin acı dolu anılarla hatırladığı eski ülkücü reis Müsavat Dervişoğlu'nun CHP binasında yaptığı konuşma avuçlar patlarcasına alkışlanıyor. Yine aynı Dervişoğlu'nun partisinin eski başkanının seçim döneminde masadan kalkıp oturarak Türkiye'nin Cumhurbaşkanı'nın değiştirilememesinin bir numaralı faillerinden biri unutuluyor. Yine barış sürecinde görüşmelere katılan CHP'ye ettiği laflar unutuluyor. Aynı kitle dün İyi Parti ile masaya oturduğu için Kılıçdaroğlu'nu sağcılarla işbirliği yapmakla suçluyordu.
Dün kahramanlarının grup toplantısında yaptığı veda konuşmasını salya sümük ağlayarak ayakta alkışlayanlar, seçimden bir gün sonra onu yıkmak ve ondan kurtulmak telaşına düşüyor. Dün, kendi ağzından "Mühürsüz oylarla ilgili Kemal Bey'e haksızlık yapılıyor. Biz bütün hukuksal yollara başvurduk ve gerekli tüm kapıları bizzat grup başkan vekili olarak ben çaldım" diyenler, şimdi "2,5 milyon mühürsüz oy onun yüzünden geçerli sayıldı" diyor.
Dün "topuklu efe" diye gereksiz yere abartılanlara sonradan edilmedik küfür kalmıyor. "Ben bu şehre DEM'li sokmayacam" diyen bir ırkçı ağız, bu cümleyi sarf ederken eleştirileceği hatta görevden alınacağı yere "helal olsun, erkek gibi kadın" diyerek kutsanıyor. "Kocanı bırak gel, biz sana sahip çıkarız" dendikten sonra saf değiştirince edilmedik küfür bırakılmıyor.
Kılıçdaroğlu'nu Alevi olduğunu saklamakla suçlayanlar, "Ben bir Aleviyim" dedikten sonra, bu sefer mezhepçilik yapmakla ve "Alevi olduğunu söyledi artık seçilemez" diyerek suçluyor. Dün kapısında "pirom" diye koltuk bekleyenler, bugün "O Alevi olamaz, Yezit'in ortağı" diyor. Üstelik Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde onun Aleviliği üzerinden yürütülen kara propagandaya aylarca şahit oldukları halde yapıyorlar bunu!
Kılıçdaroğlu geldi Baykal hain ilan edildi. Sonra Muharrem İnce kazanamadı o hain ilan edildi. Sonra Kılıçdaroğlu kazanamadı o hain ilan edildi. Emin olun çok sürmez bir kaç yıl sonra Özgür Özel için edilmedik laf bırakılmayacak. Bir parti devamlı kendi içinden hain yetiştirir mi? Yetiştirir! Bir partinin ideolojisi yoksa, kişiler üstünden rüzgarın yönüne göre yelken şişiriyorsa o partide hain yetişir.
Bir dönem askerle kol kola girip darbe umar, bir dönem darbe karşıtı demokrasi yanlısı olursa,
Bir dönem türban karşıtı olup sonra türbanlılara rozet takarsa,
Bir dönem antiemperyalist sonra ardından "biz dünyayla kopuyoruz, NATO'suz var olamayız" derse,
Bir dönem "biz Kürtlerin haklarını savunuyoruz, bunu hukuksal güvence altına alacağız" deyip hemen ardından "biz Türk'üz, andımız geri gelmelidir, Ne mutlu Türküm diyene" derse,
Bir dönem biz devletçiyiz deyip bir dönem İngiltere'den sermaye bulmaya giderse,
Bir dönem gariban halka "sadakacı, makarnacı" deyip hemen ardından kendisi yemek ekmek dağıtmaya başlarsa,
Doğudaki kayyumlarda sessiz kalıp, batıdakilerde feryat figan ederse,
Bir belediyede yolsuzluk yapıldığında başkanını savunmak için "sizde de yapılıyor, ona sesinizi çıkarmıyorsunuz" derse,
Yenilenen bir kongrenin YSK tarafından kabul edilmesinden sonra Mahmut Tanal "bu ülkede onurlu hakim ve savcılar var, hukuk bitmemiş, hakim ve savcılarımıza güveniyoruz" deyip, iki gün sonra "bu yargı hükümetin yargısı, bu yargının hiç bir kararını tanımıyoruz" derse...
O partide her dönem hainler çıkar.
İşte tüm bunlar ideolojisi olmayan partilerin savrulmalarının göstergeleridir. İdeoloji yoksa, kişiler ve kahramanlar vardır. Partinin tüm politikaları o kişi veya kişilerin insafına terkedilir. Partinin ahlakı, o kişilerin bireysel ahlakı kadardır. İşte bu kişilerde yaşanacak ahlaki ve politik savrulmalar partiyi yerle bir eder.
Küçücük bir Ordu'da bile kutsanan şahıslar etrafında parti politikaları inşa ediliyor. Hizipler arası mücadelenin tarafları birbirini hain ilan ediyor. O'cular bu'cular birbiri ile selamlaşmıyor. Partinin adayını beğenmeyen ya da kendisine bir koltuk verilmeyen, hemen diğerlerini hain ilan edip partiye muhalefet ediyor. CHP seçmeni, AKP'den çok CHP içindeki klikler arası çekişmelerde öğütülüp kayboluyor. Çünkü partinin bir ideolojisi, bir düsturu yok. Piyasacı mı, devletçi mi? Milliyetçi mi, evrenselci mi? Laik mi, İslamcı mı? Halkçı mı, sadakacı mı? Hiç bir şey belli değil... Bir başkan geliyor, günün koşullarına göre biraz öyle oluyor, biraz böyle oluyor. Sonraki gelen ise onun bu savrulmalarını suçlarken kendi de benzeri savrulmaları yaşıyor.
Ne Kılıçdaroğlu kahramandır, ne Özel kahramandır...
Ne de herhangi biri haindir.
Kişiler üzerinden bu sorunu tartışıp çözmeye çalışanlar yüz yıl daha uğraşmak zorunda kalır.
Bir partinin yarısı, diğer yarısını hain olmakla suçlayamaz. Böyle bir şey mümkün olamaz.
Biliyorum sinir uçlarına dokunacak bazılarının ama ta ilk başta haklı/haksız haklarında soruşturma açılan parti mensupları hakkında disiplin süreçleri işletilerek parti, hükümet yargısına bırakmadan kendi disiplin kurullarıyla bu işleri çözmek yoluna gitseydi en azından bu kadar yıpranmayacaktı. Onlarca belediye başkanı ve meclis üyesi hakkında çeşitli yüz kızartıcı suçlara ilişkin davalar açılmış, Allah aşkına bunların tamamı uydurma olabilir mi?
Hakkında hukuki süreç devam eden hangi partili hakkında disiplin sürecini işlettiniz? Hangi belediye başkanınız yada meclis üyenize "gel bakalım kardeşim, hakkında böyle böyle bir iddia var, bunun aslı astarı nedir" diye sordunuz? Özkan Yalım'ı, Muhittin Böcek'i ve Manavgat Belediye Başkanını savunmaya kalktınız. Bu mu yönetsel başarı! Siz kendinizi açık hedef haline getirdiniz. Hükümete fırsat yarattınız. Hükümet de boş attı, dolu tuttu. Halbuki başta siz bu üyelerinizin üyeliklerini askıya alıp, mahkemelerden bağımsız olarak kendi disiplin süreçlerinizi de işletip eğri ile doğruyu birbirinden ayırsaydınız, bu olaylar bu noktaya gelmeyebilirdi. CHP bunu yapsaydı, ahlaki üstünlüğü ele geçirecekti. Şimdi ne oldu? Daha mı iyi oldu?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.