Ordu Kürt Mahallesi

Ordu Kürt Mahallesi

Ordu’da kimsenin üzerine tek kelime dahi yazmadığı ve bugün kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı Ordu Kürt Mahallesi üzerine uzun süredir hem saha araştırması hem de sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştiriyorum. Kürt Mahallesi; Aziziye Mahallesi, Güzel Ordu Sokağı içerisinde yer alıyor. Eski tarifle; Zaloğlularının üst sınırından başlayıp Ermeni Mahallesi’ndeki Çitçiyan Çeşmesi’ne uzanan aralık.

Ordu’da Kürt Mahallesi’ni meydana getiren süreç, 1925 Şeyh Sait İsyanı sonrasında, 14 Haziran 1934’te çıkarılan 2510 sayılı İskân Kanunu ile başlıyor. Yasa, nüfusun devlet eliyle coğrafi olarak yeniden dağıtılmasını ve farklı bölgelerde iskân edilmesini düzenleyen kapsamlı bir politikanın hukuki çerçevesini oluşturdu. Uygulama, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan farklı bölgelere yönelik zorunlu iskân ve göç dalgalarına yol açtı.

img-0111.jpeg

Yaptığım sözlü tarih görüşmelerinde, Ordu'ya gelen Kürt aileler arasında en çok adı geçen ailelerden biri Cemiloğulları. Felat Cemiloğlu o günleri şöyle anlatıyor:

“Ben 8 yaşındayken, 1936’da bütün Cemiloğlu ailesi ve damatları, İskân Kanunu uyarınca değişik illere, Ordu’ya, Giresun’a, Samsun’a, Kastamonu’ya, Sinop’a, Lüleburgaz’a, Kırklareli’ne, Edirne’ye, Konya’ya, Denizli’ye sürülmüşler. Bizim aileye Ordu düşmüş. Ben ilk ve ortaokulu Ordu’da okudum. Diyarbakır’ın en köklü ailelerinden biridir Cemiloğulları. Yetmiş köyü varmış.

Savaş sonrası, 1948’de Amerikan Marshall Yardımı’yla birlikte sürgün kararı kalktı. Evinize dönebilirsiniz dediler. Ya da isteyen Ordu’da ve diğer vilayetlerde kalabilir dendi. Herhalde Amerikan yardımının bir önkoşulu olarak İskân Kanunu kaldırılmış oldu.

Diyarbakır’a dönmeye karar verdi ailem. Topraklarımızın bir kısmına Bulgar muhacirler konmuştu. Ancak tapuya tescil ettirmeyenlerden, sıcak ve hastalık nedeniyle kaçıp gidenlerden topraklarımızı, sekiz-on köyü geri aldık. Buralarda şimdi hâlâ Bulgar muhaciri Türkler yaşar.

1948’de ben de İstanbul’dan Diyarbakır’a geri döndüm. Lise bitti, tekrar İstanbul’a gittim. Sultanahmet’teki Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’nu bitirdim.

Diyarbakır’da Belediye İktisat Müdürlüğü, Millî Koruma Müdürlüğü, Ticaret ve Sanayi Odası genel sekreterliği, başkanlığı, 1992’de ise Güneydoğu’dan ilk üye olarak TOBB Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. İskenderun’da askerlik hizmetimi yedeksubay olarak yerine getirdim.”(https://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/1982de-diyarbakir-askeri-cezaevinde-bana-bir-avuc-bok-yedirdiler,53115?_t=1786316350470)

Tarihsel süreç, Dersim Katliamı (1937-1938) sonrasında uygulanan asimilasyon ve sürgün politikaları kapsamında Ordu’ya getirilenlerle devam ediyor. Son olarak da 27 Mayıs Darbesi sonrasında, 55’ler Sürgünü olarak bilinen ve Sivas Kabakyazı’da 5. Er Eğitim Tugayı içinde kurulan askerî kamptan, yani Sivas Kampı’ndan Ordu’ya sürgüne gönderilenlerle Ordu özelinde sürgün zincirinin son halkası da tamamlanıyor.

Yakın tarih olarak Sivas Kampı, 27 Mayıs Darbesi sonrası devletin Kürt meselesini güvenlik, iskân ve sürgün politikalarıyla çözme anlayışının dair en çarpıcı örneklerinden birisi. Devletin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki aileleri ve toplulukları yerlerinden edip ülkenin farklı bölgelerine sürgüne yollaması, geniş bir tarihsel bağlamın parçasıydı. Dolayısıyla Ordu’daki Kürt Mahallesi’nin hikâyesi yalnızca Ordu’nun yerel tarihi değil! Bu mahallede o dönem yaşayan ailelerin hafızasında 1960’lara, Sivas Kampı’na, sürgünlere ve devletin iskân politikalarına uzanan bir tarihi ve utancı barındırıyor. Bugün yeniden gündeme gelen “açılım” ve Kürt meselesini anlamak için bugünün siyasetine bakmak yeterli değil!

27 Mayıs 1960 tarihinde Ordu içindeki Kemalistler, gerçekleştirdikleri askerî darbeyle Demokrat Parti (DP) iktidarını devirerek Milli Birlik Komitesi (MBK) olarak ülke yönetimine el koydular. Askerî darbeden dört gün sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan tutuklanan yaklaşık 485 kişi Sivas Kabakyazı’da 5. Er Eğitim Tugayı’nda, askerî garnizon içindeki kampta dokuz ay süren bir “zorunlu misafirliğe” tabi tutuldular. Misafirlik diyoruz çünkü askerî yetkililer Sivas’ta bulunan kişilere tutuklu olmadıklarını, misafir olduklarını söylüyordu. Dokuz ay süren zorunlu misafirlik içerisinde Sivas’a getirilenlerin yaşları 14 ile 70 arasında değişiyordu.

485 kişinin gözaltına alındığı operasyon, muhtemel bir Kürt muhalefetini baştan sindirmeyi amaçlıyordu. MBK, Irak ve İran’da yükselen Kürt Ulusal Hareketi’nin Türkiye’deki etkilerini kırmak istiyordu. Milli Birlik Komitesi, o dönem yaptığı açıklamada “Türkiye’nin bütünüyle yalnız Türklerin vatanı olduğu, başka gayeler taşıyan birkaç kişiye benimsetilecektir.” gibi beyanlar yayınlıyordu.

Bu kampta altı ay kadar tutuklu kalanlardan 55’i hariç ötekiler serbest bırakıldı. 27 Ekim günü, 2510 No’lu İskân Yasası’na ek olarak çıkarılan 105 No’lu yasayla, gözaltına alınanlardan bazıları mecburi iskâna tabi tutuldu. 1960 Aralık ayında 485 kişiden 55’i Antalya, İzmir, Burdur, Muğla, Afyon, Isparta, Manisa, Çorum, Denizli, Bolu, Samsun… gibi 33 vilayette (Ordu!) mecburi iskâna tabi tutuldu. Üç aylarını sekiz vilayetin nezarethanelerinde geçirip, üstüne de iki buçuk yıl sürgün hayatı yaşadıktan sonra, 55 sürgünle birlikte Ekim 1963’te çıkarılan genel afla serbest kaldılar. Devlet kendilerinden özür dilemediği gibi, Sivas Kampı’nda askerî karavandan verilen yemeklerin ücretlerini de faizi ile birlikte kesmeyi de ihmal etmediler.

Sivas Kampı (55’ler sürgünü), 27 Mayıs darbesini yapanların Kürt sorununda yeniden tek parti dönemi politikalarını ve uygulamalarına dönüş yaptıklarının bir göstergesidir. Demokrat Parti yıllarında sistemle entegre olmuş geleneksel Kürt elit kesiminin yeniden oyun dışına itilmeye çalışıldığı görülmektedir. Sivas Kabakyazı’da başlayan zorunlu misafirlik, yalnızca 55 kişinin sürgün hikâyesi değil. 27 Mayıs sonrasında devletin Kürt meselesini güvenlik, iskân ve sürgün politikalarıyla çözme anlayışının en somut ve çarpıcı örneklerinden birisidir.

Sivas Kampı’ndan Ordu’ya uzanan bu hikâyeyi araştırmak, yalnızca unutulmuş bir mahallenin geçmişini ortaya çıkarmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bugün konuştuğumuz Kürt meselesinin hangi devlet politikaları ve refleksleri üzerinden şekillendiğini de daha sağlıklı kavramamıza katkı sunuyor.

Sivas’tan Ordu’ya uzanan bu hafıza, bugün hâla bu sokaklarda yaşıyor. Mahallenin adı unutulmuş olabilir; fakat hafızası kaybolmuş değil. Şimdi yapılması gereken, o hafızanın üzerindeki perdeyi kaldırmak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.