Bülent Hakan ALTUNCU

Bülent Hakan ALTUNCU

BEN NE BOK YEDİM, BANA AKIL VERİN!

Yalanlar üzerine bir tarih kuruluyor ülkemizde çok uzun yıllardır. Belki de kurulduğu ilk yıllardan beri.

Ankara Bahçelievler’de hiçbir olaya karışmamış, hiçbir suç işlememiş yedi genci sebepsiz yere öldüren; katliamda kullanılan araç plakaları Muhsin Yazıcıoğlu’nun başkanı olduğu ülkü ocakları başkanlığına kayıtlı olan katiller çetesinin içinde yer alan Haluk Kırcı; cezaevi firarisi iken Erzurum’da düğün yapmış ve şahidi de Erzurum Valisi Mehmet Ağar olmuş. Daha sonra da bu adam iç işleri bakanı olmuş!!!

Daha ne anlatabilinir ki bu devletin kirli, pisli, imansız, vicdansız çarkları hakkında. Bu Mehmet Ağar’ın saç örneği alınmadan ne uyuşturucu çarkı, ne de bunun ifadesi alınmadan bu ülkenin yakın kirli tarihi izah edilemez.

Bu kirli defterler ortaya serilmeden, bu vatan haini ve insanlık düşmanı zatlar hesap vermeden bu ülkeye barış gelmez, gelemez.

---------

45 ile 55 yaş aralığımı pos bıyıklı geçirdim. Yani son on yılımı.

Aslında hiç bıyık meraklısı değildim. Fakat özellikle bundan on yıl önce iktidarın eteklerinin en alt kısımlarında dolaşan kuklaları, ayaklarına kapanan dalkavuklarının büyük haksızlıklarına uğradım. Her üzerime geldiklerinde haklı olduğumu kanıtlayacak net deliller elimde olsa da sürecin lehime sonlanmayacağını/sonlanamayacağını bildiğim halde tüm delilleri ortaya koyarak sayfalarca savunmalar yazdım. Savunmam dikkate alınır diye değil sadece haklı olduğumu dile getirip içimi boşaltıp rahatlayayım diye.

bulenthakanaltuncu.jpeg

Ah bak şimdi yazarken bile birden o psikolojiye girdim: O kadar çok haklısınızdır ki, haksızlığa uğradığınızı anlatacak o kadar çok sözünüz, cümleniz, sms kaydınız, wathsap belgeniz, fotoğrafınız vardır ki; bunları seni yargılayacak olanların sıkılmadan okumaları için on sayfalık konuyu 1-2 sayfaya indirmek zorundasınızdır. Ki bu kadarının bile o günlerde de bugün de okunduğunu düşünmüyorum. İşte bu tür yazıları yazarken öyle bir telaşa kapılır, yüreğiniz öyle bir hızlı atar, alnınız terler, kafanızda buhar çıkar ki anlatamam. Ama eğer savunmanızı içinize sinecek şekilde özetleyip yazmayı başarırsanız, artık bunları okuyup hakkım da idam kararı verseler de umurumda olmaz der kuş tüyü hafifliğinde yatar uyursunuz.

İşte o günlerde iktidarın başındakilerin bile beni dinleseler bana hak verecekleri günlerde iktidara yaranmak, bir iş görmüş görünmek derdinde olanların şer ağları arasında uzunca bir süre çırpındım ve onlara inat bıyık bırakmaya karar verdim.

Sözümüz dinlenmese de, geniş kitlelere ulaşmasa da, bunu sağlayacak medya ve yayın çevrelerinin (iktidar yanlısı ve muhalif diye ayırmıyorum hepsi için geçerli) hepsi size yaklaşmaktan korksa da, kararımı verdim.

Komünist bıyığı bırakacağım ve bu bıyıkla sokaklarda, caddelerde, kurumlarda dolaşacağım. Bu bıyık: Dini dünya işlerine alet eden, ihale kovalayan, makam peşinde düşen biri olmadığımın resmi belgesi olacaktı. Yavşak, yalaka olmadığımın, en zor şartlar altında bile kimliğimi korumaya çalıştığımın… İnsanları dinlerine, ırklarına, mezheplerine, memleketlerine göre ayırmadığımın, küslükten ve düşmanlıktan beslenmediğimin… Daha birçok insani değerin…

Ve bana bıyığını kes diyenlere “Bu riyakar, alçak düzen ne zaman değişir o zaman ilk işim bıyıklarımı kesmek olacaktır” demiştim.

Tabi bu pos bıyıklı halimle beni sosyal medyada dikkate alan birçok solcu, demokrat insan olmuştur. Bir kısmıyla çok güzel dostluklar geliştirmişizdir. Fakat sosyal medyayı bir kenara koyarsak sokaklara, caddelerde, yollarda, kahvelerde gezerken hiçbir kimseyle bir iletişim kurmamı sağlamamıştır.

Hatta bir kere AKP il başkanlığı binasına girmek zorunda kaldım. Sürgün kararımı vermişlerdi ve bunu durdurmak için tanıdığım ve sevdiğim bir abim sayesinde bana buradan bir randevu bana ayarlanmıştı. Başkanın odası da tarihi binanın en üst katında; mecburen alttaki üç kattan geçtim beni görenler; bir Suriyeli olsa, bir Somalili, bir Nijeryalı, bir Çinli, bir ABD li, İsrailli hiç fark etmez hepsinden çok daha yabancı bir uzaylı gibi bana bakıyorlardı.

Bir tek Tunceli’nin Hozat ilçesinden bir köy yoluna vurdum ve bir köye baktım. Baktım şenlik bir ev. Kapılarına dayandım, selam verdim. Buyur ettiler. Oturduk. Nereli olduğumu sordular Trabzonluyum deyince kadınlarda biri “Ama abi sen bizim buranın erkeklerine benziyorsun” dedi.

Geçmişi şöyle bir düşünüp özetleyince, zaten bu düzenin de değişeceği yok diyerek, ayrıca Hozat gibi kırsal bölgeler hariç büyük şehir merkezlerinde bu türde bıyıklı, kendilerini entel dantel sayan, halka Ferhan Şensoy’un alaycı bakışıyla bakıp onu sürekli aynı ses tonu, aynı üslup, aynı beden dili ve mimikleriyle izlemekten sıkılmayan entelijansiyaylada ortak bir yanım kalmadığını görerek on yıl üstüne bıyıklarımı kestim.

Yalan yok bu halimi hiç beğenmedim. Kendime bir fotoğraf çekeyim bakayım nasıl görünüyorum dedim. Normal halimi beğenmedim, komik bir fotoğraf çekeyim dedim. Bir gözümü kırptım, diğeri açık. Bir de bakarım ki açık olan gözüm benim gözüm değil İsmail Türüt’ün gözü. Ben ne bok yedim, bana akıl verin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.