Nevzat AKATA : FINDIKTA OTUZ YILLIK KEHANET VE ACI GERÇEKLER: DEVLET NEREDE, KİMLER KARTELLERİN KUCAĞINDA?
Fındık, Karadeniz insanı için yalnızca alınıp satılan sıradan bir tarım ürünü değildir. Fındık; bu bölgenin emeğidir, ekmeğidir, geleceğidir. Aynı zamanda yıllarca ülke ekonomisinin en önemli döviz kaynaklarından biri olmuş stratejik bir değerdir.
FINDIKTA OTUZ YILLIK KEHANET VE ACI GERÇEKLER: DEVLET NEREDE, KİMLER KARTELLERİN KUCAĞINDA?
Nevzat AKATA / Ordu Kent Gazetesi
Otuz yıldır yazıyoruz.
Otuz yıldır anlatıyoruz.
Otuz yıldır aynı gerçeği farklı cümlelerle dile getiriyoruz.

Fındık, Karadeniz insanı için yalnızca alınıp satılan sıradan bir tarım ürünü değildir. Fındık; bu bölgenin emeğidir, ekmeğidir, geleceğidir. Aynı zamanda yıllarca ülke ekonomisinin en önemli döviz kaynaklarından biri olmuş stratejik bir değerdir.
Bundan otuz, kırk, elli yıl önce fındık denildiğinde devletin gözü kulağı bu üründe olurdu. Çünkü milyarlarca dolarlık ihracat geliri sağlayan bu ürün, sadece üreticinin değil, ülkenin ekonomik güvenliğinin de önemli unsurlarından biriydi.
Üstelik fındık; Karadeniz’in dik yamaçlarında, zorlu coğrafyasında erozyonla mücadele eden doğal bir koruma kalkanıydı. İnsanlar dağ taş demeden, yıllarca alın teri dökerek bu bahçeleri oluşturdu.
Biz o gün de şunu söylüyorduk, bugün de aynı noktadayız:
Fındık; Organize Sanayi Bölgeleri kadar stratejik görülmeli, bölgesel kalkınmanın merkezine yerleştirilmelidir.
Eğer işsizliği azaltmak, göçü durdurmak ve üretimi güçlendirmek istiyorsanız, bunun yolu üreticiyi ayakta tutmaktan geçer.
Üreticiye maliyetinin altında fiyat dayatılarak değil; emeğinin karşılığını verecek, sürdürülebilir üretimi sağlayacak bir politika uygulanarak destek verilmelidir.
Ayrıca fındığın yanında tarım ve hayvancılık da bölgenin ekonomik çeşitliliğinin temel unsurlarıdır. Devlet üreticiye güven vermeli, ürününü teslim eden vatandaşın parasını aylarca bekletmemelidir.
BUGÜN GELİNEN NOKTA
Aradan geçen yıllarda teknoloji gelişti, ihracat kalemleri çeşitlendi.
Ancak görünen o ki fındığın stratejik önemi azalırken üreticinin sorunları azalmadı, aksine büyüdü.
Bugün birçok kurum ve kuruluş sürekli olarak farklı aktörleri suçluyor. Kimi uluslararası şirketleri hedef gösteriyor, kimi tüccarı suçluyor, kimi de üreticinin kendisini eleştiriyor.
Oysa asıl soru şudur:
Üretici neden kendisini yalnız hissediyor?
Çünkü piyasada güçlü olan herkesin bir savunucusu var; fakat üreticinin sesi çoğu zaman duyulmuyor.
Bugün yapılması gereken şey sürekli yeni hedefler belirleyip tartışma üretmek değildir.
Yapılması gereken; sistemin eksiklerini ve kamu politikalarındaki yanlışları cesaretle tartışmaktır.
Üreticisine “Getir ürününü, paranı peşin al” güvencesi veremeyen sistem sorgulanmalıdır.
Üretim maliyetleri artarken üreticiyi koruyacak mekanizmaların neden yetersiz kaldığı konuşulmalıdır.
Bunları konuşmadan yalnızca piyasanın aktörlerini suçlamak sorunu çözmez.
SOSYALİZM DERSİ VERENLER VE GERÇEKLER
Bugün fındığın fiyatı yükselmiş olabilir.
Ancak fiyatın yükselmesi her zaman üreticinin kazandığı anlamına gelmez.
Maliyetler de yükselmiştir.
Girdi fiyatları yükselmiştir.
Köylerde nüfus azalmıştır.
Gençler üretimden uzaklaşmıştır.
Karadeniz’in sarp arazilerinde dönüm başına alınan verim ile düz ovalardaki üretim arasında ciddi farklar vardır.
Bu nedenle yıllardır söylediğimiz bir talep hâlâ geçerlidir:
KARADENİZ BÖLGESİNDEKİ FINDIĞA ÖZEL VE EK BÖLGESEL TEŞVİK VERİLMELİDİR.
Bu görüşü savunduğumuz dönemlerde birçok eleştiriyle karşılaştık.
Hatta beni yakından tanıyan bazı kişiler bile, ben sahada bizzat sosyalist duyarlılıkla ve zekâmın emrettiği hak, hukuk ve paylaşım anlayışı doğrultusunda mücadele verirken, bana solculuk dersi vermeye kalktı.
O gün de söyledim, bugün de söylüyorum:
Bir düşünceyi savunmanın ölçüsü slogan atmak değildir.
Önemli olan üreticinin, emekçinin ve toplumun gerçek sorunlarını doğru tespit edebilmektir.
REKOLTE TARTIŞMALARI VE BÜYÜK YANILGI
Yıllar önce Adnan Enginyurt ile yaptığımız röportajda dile getirilen bir tespit hâlâ aklımdadır:
“Fındıkta rekolte sorunu yoktur. Yeter ki içeride dengeler doğru kurulsun.”
Gerçekten de mesele çoğu zaman üretim miktarı değil, üretimin nasıl yönetildiğidir.
Geçmişte bazı çevreler fındık alanlarının daraltılmasını, üretimin azaltılmasını savundu.
Biz ise buna karşı çıktık.
Çünkü dünya piyasalarında talep devam ettiği sürece çözüm üretimi azaltmak değil, üretimi verimli ve sürdürülebilir hale getirmektir.
KÜRESEL REKABET KAPIDA
Bugün hâlâ bazı çevreler yüksek fiyatın tek başına çözüm olduğunu düşünüyor.
Oysa dünya ekonomisinin temel kuralları farklı işler.
Bir ürün uzun süre aşırı değerlenirse başka ülkeler de o ürünü üretmeye başlar.
Bugün Gürcistan’da, İtalya’da, Şili’de, Amerika’da ve başka birçok ülkede fındık üretiminin artması tesadüf değildir.
Bu nedenle Karadeniz üreticisini korumanın yolu sadece fiyat tartışmaları değildir.
Asıl ihtiyaç; planlama, verimlilik, destekleme politikaları ve güçlü bir bölgesel kalkınma vizyonudur.
Amerika’nın eski başkanlarından Jimmy Carter döneminde uygulanan tarımsal destekler bunun önemli örneklerinden biridir. Devlet, stratejik gördüğü üreticisini korumuş ve küresel rekabet karşısında yalnız bırakmamıştır.
SON SÖZ
Bugün artık mesele yalnızca fındığın kaç liradan satıldığı meselesi değildir.
Mesele, Karadeniz kırsalının geleceğidir.
Mesele, üreticinin toprağında kalıp kalamayacağıdır.
Mesele, bu bölgenin ekonomik bağımsızlığını koruyup koruyamayacağıdır.
Eğer doğru politikalar geliştirilmezse, yarının Karadeniz’inde üretim gücü giderek daha büyük sermaye yapılarının kontrolüne geçebilir.
Bu nedenle günü kurtaran tartışmaları bırakıp geleceği konuşmak zorundayız.
Çünkü bugün fındığı koruyamayanlar, yarın Karadeniz’in üretim gücünü korumakta da zorlanacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.