BÜLENT BAŞARAN: OTORİTE, SADAKAT VE AHLAK!

BÜLENT BAŞARAN: OTORİTE, SADAKAT VE AHLAK!

Ana muhalefet partisinde yaşanan karmaşanın, kuşatılmış hissinin, politika üretemez hale gelişin ve yaprak dökümünün nedeni budur. Parti değiştirenler, içerdekiler, karşı köyle flört edenler, itirafçılar, korkuyla sıranın kendisine gelmesini bekleyenler.

OTORİTE, SADAKAT VE AHLAK!
(Ulus Baker ve Sırrı Süreyya Önder'e saygı ve özlemle)

ULUS BAKER Der ki;
"Ahlakiliğin ön şartı özgürlüktür. Eğer bir kurala zorla uyuyorsan , senin dışında bir neden seni uyduruyorsa bir kurala, kural önceden verilmişse ve senin içinde yer etmemişse bu kural, başka bir deyişle bu kuralı sen koymamışsan , kendi davranış kuralını koymuyorsan ahlaki bir varlık değilsin. Çünkü özgür bir varlık değilsin."

b895a15c-40f6-41d7-ac64-80ebea315e74.png

SIRRI SÜREYYA ÖNDER de, İzmir Fuarında "Sadakat" üzerine yaptığı bir konuşmada;
"Otoritenin en muhtaç olduğu kavram sadakattir. Tüm enerjisini bizleri sadakat içinde tutmaya harcar. Resmi ideolojiye, kutsallara, tabulara, babaya, krala, devlete, sınırlara, geleneklere, örf ve adetlere... Tarihin başlangıcından bu yana böyledir."

Birbirine paralel şeyler içeren bu iki kıymetli düşünceyi birleştirip; otoriteyi, özgürlüğümüzü engelleyen şey, sadakati de ahlak olarak tanımlarsak, bugün bizim ahlak dediğimiz şeyin aslında "seçilmiş bir otoriteye itaat etmek" olduğunu görürüz. Bu ise bizi büsbütün ahlaksız kılar. Yani günahkar olmak korkusuyla, günah işlememek günahkarlıktır.

Otorite sadece dipcik, polis, jandarma, asker, muhtar, vali, kaymakam değildir. Nefis de bir otoritedir. Eğer kontrolünüzü ona teslim ederseniz size hükmeder. Sizi kendisine esir eder. O ne derse onu yapmak zorunda kalırsınız. İşte bu noktada ahlaksızlığınız başlar. İşte bugün siyasette yaşanan ve ahlaksızlık olarak nitelediğimiz şeyin asıl çözümlemesi buradadır.

Ana muhalefet partisinde yaşanan karmaşanın, kuşatılmış hissinin, politika üretemez hale gelişin ve yaprak dökümünün nedeni budur. Parti değiştirenler, içerdekiler, karşı köyle flört edenler, itirafçılar, korkuyla sıranın kendisine gelmesini bekleyenler... Bunların tamamının "nefis denen otoriteye" boyun bükmüş insanlar olduğunu görüyoruz. Cinsel açlık, para, şöhret, siyasi rant ve güç gibi nefsi şeylere esir oldukları ortaya çıkıyor. İşte bu otoriteye boyun büküşleri onları ahlaksız kılıyor. Burada asıl olarak onları teslimiyete zorlayan ve korkutan şey hapishaneler, gözaltılar ya da hükümet baskısı değil, "nefis otoritesi"! Ben bunları bir çeşit "siyaset köleleri" olarak görüyorum.

Bir otoriteye "sadık" kalmak için doğruya doğru yanlışa yanlış diyememek, nefsine köle olmak, korkuya esir olmak birer ahlaksızlıktır. Devlete, dine yada bir siyasi düşünceye sadakat adına "yanlışa göz yummak" sizi vatansever, dindar yada partizan yapmaz, bu yolla ancak ahlaksız olursunuz.

Ahlaklı olmak için nefisimizi ve bilincimizi özgürleştirmeliyiz. Bunun için de "bilmeliyiz"! Bilmek, anlamak ve bunun için öğrenmek, üretmek ve araştırmak zorundayız. Tarih boyunca ileri hamle yapan tüm filozofların, düşünürlerin, din ve bilim adamlarının, nefis terbiyesi, ilmi yolların takip edilmesi ve vicdan vurgusunun temel nedeni budur. Bunlar sizi bir otoritenin baskısı altında, ahlaksız olmaktan koruyacak yegane reçetelerdir.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.