Bülent BAŞARAN
(Eleştirilere cevabımdır) AKP'NİN İNŞA ETTİĞİ SİYASİ İKLİMİN SONUCU: FANATİZM ve SİYASAL AHLAKIN BY-PASS EDİLMESİ
AKP'NİN İNŞA ETTİĞİ SİYASİ İKLİMİN SONUCU:
FANATİZM ve SİYASAL AHLAKIN BY-PASS EDİLMESİ
(Eleştirilere cevabımdır)
Türkiye'deki sol/sosyalist/sosyal demokrat siyasetin alametifarikası sürekli düşünsel ve politik tartışmalar yürütmesi, eleştiri / özeleştiri mekanizmasını gelişmenin bir manivelası olarak kullanmasıdır. Yapılacak her iş, atılacak her adım ve söylenecek her söz, örgüt içi uzun tartışmaların sonucunda belirlenir. Tipik sol düşünceli insanlar; bilgili, cesur ve okumuş adamlar olarak, mütedeyyin sağ seçmen tarafından bile saygı ile yad edilir. Tüm bunların yanı sıra yine ortalama bir sağ seçmen, sol düşüncedeki insanların kişisel çıkar peşinde koşmayan dürüst insanlar olduğunu söyler. Bu düşünceler halkın sol/sosyalist gruplara, şu üç payeyi vermesine neden olur; ahlaki ve düşünsel üstünlük ile cesaret...

Fikirlerine karşı da olsa ortalama bireylerin çoğunluğu, sol düşünceye saygıyla karışık bir korku duyar. Buna; "bir zamanlar biz de devrimciydik ama sonra işte hayat gailesi falan derken, kenara çekildik" diyen "eski solcuları da" katabiliriz. Bu bize göstermektedir ki; halkın büyük çoğunluğunun, solun temel değerleri ve pratikleri ile ilgili bir sorunu olmamıştır. Buna istisna olarak "camiler yıkılacak, ezan okunmayacak" türünden kara propagandanın yarattığı çekinceyi gösterebiliriz. Bir de, solculukla teröristlik arasında, sağ partilerin ideologları tarafından kurulan bağın yarattığı çekinceyi ekleyebiliriz. Düşünsel ve ahlaki olarak halk tarafından bahşedilen saygı, sağ partiler tarafından yaratılan terör ve din-iman elden gidecek korkusu ile ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Fakat AKP, tabir yerindeyse "denizin bittiği" 2011 yılından sonra içine düştüğü yönetsel ve siyasi krizi çözmek için Türkiye siyasal hayatının ortasına bir bomba bıraktı. Fanatizm... Kendi seçmenini konsolide etmek için kullandığı bu toplum mühendisliği, ülkenin siyasi hayatını yerle bir eden bir etkisi oldu. Erdoğan 2011 yılından itibaren Türkiye halkını, farklı siyasal düşüncelere sahip olan bir toplum olmaktan çıkararak, "AKP'liler ve dış güçlerin maşası, hainler" olarak kodladı. Bu söylem sağ seçmen tarafından hemen satın alındı. Zaten sayıca üstün olan sağ seçmen bu şekilde konsolide edilince sonraki bir kaç seçimi kazanması garantilendi.
Fakat bu mühendislik AKP'yi de aşan ve tüm Türkiye siyasetine egemen olan bir hastalığa dönüştü. Siyasal ahlak tümüyle ikinci plana atıldı. Seçmen; doğruları, dürüstlüğü ve politikaları oylayan bir grup olmaktan çıkarılarak, ahlaki hiç bir değeri gözetmeyen, "seçimi biz kazanalım da nasıl olursa olsun", "çalıyor ama çalışıyor" diyen fanatik bir futbol taraftarına dönüştürüldü. Artık siyasette ahlak dışı uygulamalar normalleştirildi. "Her partide olur bunlar, bunlardan her partide var, siyaset zaten çıkar işi değil mi" diyen umursamaz bir söylem gelişti. Siyaset; parti politikalarından ve ilkelerden uzaklaştırılarak, kutsanmış liderlerin taraftarı olmaktan ibaret bir hale geldi. Biz ve onlar ikiliği yaratılarak, üçüncü yol ve farklı çözüm önerileri değersizleştirildi. Böylece seçimler; AKP ve CHP'den ibaret, tıpkı Real Madrid-Barcelona rekabeti gibi bir derbiye dönüştürüldü. Diğer partiler ve düşünceler ise sadece averaj hesabında kullanılan takımlar halini aldı.
AKP yarattığı bu fanatizmde tarihsel olarak 65'e 35 üstün olduğunu biliyordu. Ahlaktan, ilkelerden ve düşünsel tartışmalardan arındırılmış bu siyasal kamplaşmada maça zaten 1-0 önde başlıyordu. Nitekim öyle de oldu. "Galibiyete giden yolda her şey mübahtır" anlayışı artık tüm siyaset iklimini ele geçirdi. Kılıçdaroğlu 2023 seçimlerinde bu galibiyete ulaşmak için bazı siyasi ilkelerden taviz vererek başarılı olacağını düşündü. Parti ilkelerini esneterek oy oranlarını neredeyse 49'a kadar çıkardı. Ama lider sultasında hareket etmeye alışkın olan sağ seçmen yine tutuculuğunu koruyarak kendi adamını kıl payıyla iktidarda tutmayı başardı. Bu sefer ilkelerden taviz vererek seçimin kazanılamayacağını düşünen "değişimci CHP" ve yeni yönetim, seçimin ancak AKP gibi olunursa kazanılacağı paradigmasını ortaya koydu. Ve AKP'ye benzemeye karar verdi.
İlk önce "kutsanmış lider" Tayyip Erdoğan figürünün karşısına kendi kutsanmış lideri Ekrem İmamoğlu'nu yarattı. Tıpkı AKP ve öncüllerinin 1990'ların sonlarından başlayarak yerel yönetimleri, parti finansörlerinin beslenmesinde ve partiye yakın yeni sermayedarların oluşturulmasında bir fon kaynağı olarak kullandığı gibi kullanmaya başladı. Yani Kılıçdaroğlu ilkelerin bir kısmından feragat ederek seçimi kazanmayı düşünürken, bu yeni yönetim de siyasal ahlakın bir kısmından feragat etmenin seçimi kazandıracağını düşündü. Görünen o ki, parti içinde Veli Ağababa gibi derebeyleri oluştu. Belediye başkanlıkları, milletvekillikleri ve hatta meclis üyelikleri yer yer belli bir rayici olan satılık mevkiler haline getirildi. Bu aslında AKP'nin ilk yıllarının kötü bir kopyasıydı. Parti düşünsel olarak olmasa da fiiliyatta tek adamcı ve bazı etik değerlerini yitirmiş ikinci bir AKP'ye dönüştürüldü. Bu politik ve etik sapma, CHP'yi iktidar yapar mıydı? Bilemiyorum.
Kılıçdaroğlu'nun politik söyleminin CHP'yi iktidar yapması zor. Ama "ahlaki üstünlük" vurgusunu ben kişisel olarak değerli ve gerekli buluyorum. Başlangıçta da belirttiğim gibi solu sol yapan ve saygıya layık kılan şey aslında temelde bu ahlaki güvendir. Eğer gerçekten Veli Ağbaba, Muhittin Böcek ve diğerleri partinin bu düsturuna zarar vermişse -ki diğerlerini yok saysak bile, özellikle Muhittin Böcek'in ifadeleri buna kuvvetli deliller sunuyor- en azından Kılıçdaroğlu'na "hain" yakıştırmasını doğru bulamam. Politik bir çok yanlış yapmıştır. Siyasal eleştirilerim her zaman oldu.
Özgür Özel yanında oturup ağlayarak Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını alkışlıyorken, ben Ordu'da 5 katlı bir apartmanın zemin katında 80 metrekare bir dairenin içinde; "Meral Akşener o masadan kalkacak, İmamoğlu'na bu süreçte dikkat et, özellikle Adalet yürüyüşünde etrafında FETÖ'cüler görülüyor" diyeli en az 6 ay olmuştu. Ben bu kısıtlı imkanlar dahilinde bunları o gün görüyorken, onun bunları görememesi gerçekten beni çıldırtıyordu. Bir tarafı felçli babam yataktan bana Kılıçdaroğlu'nu eleştirdiğim için beddua ediyordu.
Velhasıl CHP, Kılıçdaroğlu zamanında parti ilkelerinin bir kısmını, Özel döneminde de ahlaki değerlerinin bir kısmını feda etmiş oldu.
Olayları salt "Tayyip gitsin de nasıl olursa olsun, ondan sonrasına bakarız, şu an meselemiz ahlak falan değil, artık seçim olmayacak, Erdoğan ölene kadar Cumhurbaşkanı olmak için bunu yapıyor" diyen sol, tek adamı devirmek uğruna "bu bir demokrasi savunusudur" şeklindeki iyi niyetli söylemiyle bir anlamda, Özel ve etrafındakilere kefil oldu. Ben bunu siyasal bir risk olarak görüyorum. Ben hiç bir burjuva siyasetçi grubuna kefil olmam. Bu anlamda "salt bu konuda" TKP'nin duruşunu daha ihtiyatlı ve doğru buluyorum.
Ben bir sosyalistim. Siyasi bir hedefim yok. Kimseye yaranmak ve şirin gözükmek gibi de bir derdim yok. Maddi olarak zengin olmak gibi bir hedefim de yok. Hiç bir zaman böyle bir idealim olmadı. Saygınlık benim için dünyanın en büyük servetinden daha değerlidir. Çokça eleştiri alan Kılıçdaroğlu'na kitap göndermem olayına gelince... Eğer Kılıçdaroğlu'nun yerinde Muharrem İnce veya atıyorum Erdal Beşikçioğlu olsaydı ve partinin başına mahkeme tarafından o görevlendirilseydi kitabı gönderir miydim? Kesinlikle Hayır! Çünkü bu iki isim de Alevi değil... Ben Alevilikle ilgili bir kitap yazdığım için, kendisini milyonların önünde "ben Aleviyim" diye tanımlayan bir siyasetçiye kitabımı gönderdim.
AKP yargısının butlan kararını demokratik bir tutum olarak onaylamıyorum. Ama bu karara sebep oluşturan ve belediyelere yönelik olarak yürütülen soruşturmalardan bir tanesi bile doğruysa "ahlaki üstünlük tekrar sağlanmalıdır" söylemini önemsiyorum. CHP içindeki aktörlerin bir araya gelerek, aklıselim etrafında anlaşıp kitlesel bütünlüğünü bozmaması en büyük temennimdir. Benim kişisel olarak tek muhatabım CHP'nin kurumsal kimliğidir. Kişilerin siyasal ikballeri konusunda aldığı tutumla zerre kadar ilgilenmiyorum. CHP'nin kurumsal kimliğiyle kurulacak her türlü ortak platformda eylem birliği yapmaktan da geri durmayacağım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.