ANGIN: GÜNÜ KURTARMAK İÇİN GELECEKTEN VAZGEÇİLEMEZ

ANGIN: GÜNÜ KURTARMAK İÇİN GELECEKTEN VAZGEÇİLEMEZ

DEVA Partisi Ordu İl Başkanı Ayhan Angın, kamuya ait köprü ve otoyolların uzun süreli işletme haklarının özelleştirme kapsamına alınması tartışmalarını değerlendirerek, Türkiye'nin artık yalnızca eleştiren deği

GÜNÜ KURTARMAK İÇİN GELECEKTEN VAZGEÇİLEMEZ
Köprüler, otoyollar ve kamu varlıkları tartışmasına,
Ayhan Angın’dan dikkat çeken değerlendirme.
DEVA Partisi Ordu İl Başkanı Ayhan Angın, kamuya ait köprü ve otoyolların uzun süreli işletme haklarının özelleştirme kapsamına alınması tartışmalarını değerlendirerek, Türkiye'nin artık yalnızca eleştiren değil, hesap soran, alternatif üreten ve kamu yararını merkeze alan yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Angın, ekonomik sorunların çözümünün milletin ortak varlıklarını kısa vadeli gelir elde etmek amacıyla elden çıkarmak olmadığını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:“Bir ülke sürekli gelir getiren varlıklarını bugünkü açıklarını kapatmak için devrediyorsa, burada asıl sorgulanması gereken şey o varlıkların satışı değil, ülkenin neden bu noktaya getirildiğidir.

MESELE SADECE KÖPRÜ VE OTOYOL DEĞİL
Bugün Türkiye'de köprülerin, otoyolların ve çeşitli kamu varlıklarının işletme haklarının devredilmesi tartışılıyor.
Ancak meseleye yalnızca “satılsın mı, satılmasın mı?” sorusuyla yaklaşmak yeterli değildir.
Asıl sorulması gereken sorular şunlardır:
Türkiye neden sürekli kamu kaynaklarını tartışır hale geldi?
Neden bütçe açıkları büyüyor?
Neden faiz yükü devlet bütçesinin en önemli sorunlarından biri haline geliyor?
Neden üretimden, tarımdan, sanayiden ve katma değerli ekonomiden yeterince gelir elde edemiyoruz? Ve en önemlisi:
Bugünün ekonomik sorunlarını çözmek için neden yarının gelirlerinden vazgeçiyoruz?

2026/09/01/devaayhan.jpeg2026/09/01/devaayhan.jpeg

Türkiye'nin kamuoyuna açıklanan resmi yaklaşımı, köprü ve otoyolların mülkiyetinin devredilmediği, belirli sürelerle işletme haklarının farklı yöntemlerle değerlendirilebileceği yönündedir.
Ancak 5 Eylül 2026 tarihli kararlarla bazı köprü ve otoyolların 30 yıla kadar işletme hakkının özelleştirme kapsamına alınması, tartışmayı yeniden ülke gündeminin merkezine taşımıştır.
SADECE ELEŞTİRMEK YETERLİ Mİ?
Muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların tepki göstermesi demokrasinin doğal bir sonucudur.
Ancak sadece tepki göstermek yeterli değildir.
Muhalefetin görevi yalnızca “hayır” demek değil, “nasıl olmalı?” sorusuna da cevap vermektir.
Bir siyasi parti; Tarımda sorun varsa çözümünü,Fındık üreticisinde gelir kaybı varsa politikasını,
Madencilikte çevre riski varsa denetim modelini,Kamu yatırımlarında yanlışlık varsa finansman alternatifini,
Özelleştirme gündeme geliyorsa kamu yararını koruyacak sistemi,
ortaya koymalıdır.
Çünkü toplum artık yalnızca itiraz eden siyaseti değil, çözüm üreten siyaseti görmek istemektedir.

DEVA Partisi'nin yaklaşımı da tam olarak burada önem kazanmaktadır:
Eleştirinin yanında çözüm.
Tepkinin yanında politika.
Slogan yerine hesap.
Popülizm yerine kamu yararı.

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Sadullah Kısacık da son açıklamasında, kamuya ait bazı köprü ve otoyolların işletme haklarının uzun süreli özelleştirme kapsamına alınmasını eleştirerek, “Bütçe açığı milletin öz varlıkları özelleştirilerek kapatılamaz” yaklaşımını dile getirmiştir.

NEDEN BU SATIŞLAR VEYA İŞLETME DEVİRLERİ GÜNDEME GELİYOR?
Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik tablo bu sorunun cevabını aramayı zorunlu hale getiriyor.
2026 yılının ilk dört ayında merkezi yönetim bütçe açığı 758,8 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu tablo, kamu maliyesi üzerindeki baskının ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.
Devletin önünde büyük bir soru bulunmaktadır:
Artan harcamalar nasıl finanse edilecek?
Borçlanma mı?
Yeni vergiler mi?
Daha fazla faiz mi?
Yoksa kamu varlıklarının gelecekteki gelirlerinin bugünden devredilmesi mi?
İşte tartışmanın temel noktası budur.
Bir köprü veya otoyol bugün devlete düzenli gelir sağlıyorsa, bu gelirin 20-30 yıllık geleceğini özel işletmeye bırakmanın karşılığında alınacak paranın;
kamu maliyesine gerçek katkısı nedir?
Bu para hangi açıkları kapatacaktır?
Ve en önemlisi:
O açıklar kapandıktan sonra aynı sorun tekrar ortaya çıkmayacak mıdır?
İşte toplumun ve siyasetin hükümete sorması gereken temel soru budur.
FAİZE PARA VAR, ÜRETİME NEDEN YOK?
Türkiye'nin ekonomik tartışmalarında en önemli sorunlardan biri, kaynakların nereye harcandığıdır.
Vatandaş; yüksek enflasyonla mücadele ediyor, emekli geçim sıkıntısı yaşıyor, çiftçi artan maliyetlerle karşı karşıya kalıyor,
esnaf finansmana ulaşmakta zorlanıyor, gençler iş bulamıyor.
Buna karşılık devlet bütçesinde faiz ve borçlanma maliyetleri son derece önemli bir yük oluşturmaktadır.
İşte bu nedenle kamuoyunun şu soruyu sorması son derece doğaldır:
“Türkiye neden üreterek kazanan bir ekonomi olamıyor da, sürekli borçlanarak ve kamu varlıklarını tartışarak bütçe yönetmeye çalışıyor?”
Bir ülkenin ekonomisi;köprü satışıyla,arazi satışıyla,maden ruhsatlarıyla,orman alanlarıyla,
kamu taşınmazlarıyla,veya gelecekteki gelirlerini bugünden devrederek sürdürülemez.
Kalıcı ekonomi; üretimle, ihracatla, teknolojiyle ve güvenle büyür.

FINDIK, TARIM VE MADENCİLİKTE DE AYNI SORU
Bu mesele sadece köprü ve otoyollarla sınırlı değildir.
Ordu'da fındık üreticisinin yaşadığı sorunlara baktığımızda da aynı tabloyu görüyoruz.
Üretici;gübre maliyetinden,
işçilik giderlerinden,zirai mücadele masraflarından,fiyat belirsizliğinden,şikâyet ediyor.
Ancak kalıcı çözümler yeterince güçlü şekilde uygulanmadığında sorun her yıl yeniden karşımıza çıkıyor.
Madencilikte de durum benzerdir.
Bir bölgede ekonomik değer oluşturmak önemlidir.
Ancak;çevre korunmadan,
yerel halk dinlenmeden,
kamu yararı hesaplanmadan,
bölgesel kalkınma sağlanmadan
yapılan hiçbir ekonomik faaliyet toplumda güven oluşturamaz.
Devletin görevi sadece kaynakları işletmeye açmak değildir.
Devletin görevi, o kaynağın toplumun tamamına adil şekilde fayda sağlamasını temin etmektir.

HÜKÜMET NEDEN GERİ ADIM ATMALI?
Bir hükümetin geri adım atması her zaman zayıflık değildir.
Tam tersine;toplumun sesini dinlemek,yanlış politikayı düzeltmek,bilimsel verileri yeniden değerlendirmek,sivil toplumun görüşlerini dikkate almak,
güçlü devlet anlayışının gereğidir.
Türkiye'de siyasetin en büyük sorunlarından biri, eleştiriyi düşmanlık olarak görme anlayışıdır.
Oysa demokratik toplumlarda;
STK konuşur,meslek odası konuşur,
vatandaş konuşur,muhalefet konuşur,basın sorar.
Hükümet ise cevap verir.
Demokrasi tam olarak budur.
Bir kararın arkasında durmak kadar, gerektiğinde o kararı değiştirebilmek de devlet ciddiyetidir.
TOPLUMDA NASIL BİR ETKİ OLUŞUR?
Kamu varlıklarının uzun süreli işletme haklarının devredilmesi tartışması vatandaşlarda doğal olarak bazı kaygılar oluşturmaktadır.
Vatandaş şu soruları soruyor:
Geçiş ücretleri daha da artacak mı?
Özel işletme kârını artırmak için vatandaşın cebine daha fazla mı yönelecek?
Bugün devlete gelir sağlayan tesislerin gelecekteki kazancı kimin olacak?
Bu işlemler gerçekten kamu yararına mı yapılacak?
Bu sorulara şeffaf ve ikna edici cevap verilmediği sürece toplumdaki güven sorunu büyür.
Siyasetin en büyük sermayesi paradır sanılıyor.
Oysa bir devletin en büyük sermayesi:GÜVENDİR.
Ekonomide güven kaybolursa;
yatırımcı bekler, vatandaş harcamaktan çekinir, genç geleceğini başka yerde arar,
üretici yatırım yapmaz.
Bu nedenle ekonomik kararların sadece rakamsal değil, sosyolojik sonuçları da vardır.

PEKİ NE YAPILMALI?
DEVA Partisi'nin savunduğu anlayış doğrultusunda Türkiye'nin ihtiyacı;
1. ŞEFFAF DEVLET
Özelleştirme veya işletme devri yapılacaksa;bütün ekonomik veriler açıklanmalı,kamu yararı analizi yapılmalı,bağımsız uzmanlar süreci incelemeli,sözleşmeler denetlenebilir olmalı,
TBMM'nin etkin denetimi sağlanmalıdır.
2. KAMU YARARI TESTİ
Her işlemden önce şu soru sorulmalıdır:“Bu işlem vatandaşın ve devletin 30 yıllık geleceğine gerçekten katkı sağlayacak mı?”
Cevap net değilse, işlem yapılmamalıdır.
3. ÜRETİM EKONOMİSİ
Türkiye;tarımı güçlendirmeli,
sanayi üretimini artırmalı,
teknolojik yatırımlara yönelmeli,
ihracatı desteklemeli,
gençlere iş alanları oluşturmalıdır.
4. GARANTİLİ PROJELERİN YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ
Kamu bütçesi üzerindeki yük oluşturan bütün garanti mekanizmaları şeffaf biçimde değerlendirilmelidir.
Vatandaşın vergisiyle oluşan bütçe, belli şirketlerin risklerini üstlenen bir sistem haline gelmemelidir.
5. BÖLGESEL KALKINMA
Ordu'da fındık,
Karadeniz'de tarım,
Anadolu'da hayvancılık,
sanayi şehirlerinde üretim,
turizm bölgelerinde sürdürülebilir kalkınma desteklenmelidir.
Her bölge kendi ekonomik gücüyle kalkınmalıdır.
GELECEĞİ SATARAK GELECEK KURULAMAZ
DEVA Partisi Ordu İl Başkanı Ayhan Angın, tartışmanın özünü şu sözlerle değerlendirdi:
“Türkiye'nin ihtiyacı günü kurtaran ekonomik kararlar değil, geleceği güvence altına alan bir devlet ve ekonomi anlayışıdır.”
Bugün köprüleri konuşuyoruz.
Yarın otoyolları konuşacağız.
Sonra başka kamu varlıklarını konuşacağız. Ancak asıl konuşmamız gereken şudur:
Türkiye neden üreten, tasarruf eden ve güçlü kurumlarla yönetilen bir ekonomi olamıyor?
Bir ülkenin geleceği;
kamu varlıklarını devrederek değil,
üreterek, adil paylaşarak, hukuka güvenerek, israfı önleyerek,liyakatle yönetilerek kurulur.
Muhalefetin görevi sadece eleştirmek değildir. STK'ların görevi sadece tepki göstermek değildir.
İktidarın görevi de sadece karar almak değildir.
Herkesin ortak sorumluluğu, milletin geleceğini korumaktır.
Çünkü; GÜNÜ KURTARMAK İÇİN GELECEKTEN VAZGEÇİLEMEZ.

AYHAN ANGIN
DEVA Partisi Ordu İl Başkanı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.