Bülent BAŞARAN
AH GAZALİ, UYKUMU KAÇIRDIN(!)
AH GAZALİ, UYKUMU KAÇIRDIN(!)
Russell felsefeyi; "kesin bilginin olmadığı alanlarda, ortaya konulan spekülasyonlardır" diye tanımlar. Bu nedenle felsefenin düşmanı dindir. Çünkü din de spekülasyonlardan oluşur. İkisi de aynı alanla ilgilenir. Felsefenin de dinin de temel uğraşı alanı metafizik alandır. FELSEFE BENCE SAF METAFİZİKTİR.
Bilim ise sadece fizik alana ilişkindir. Din, fizik aleme ilişkin bir itiraz taşımaz. Onu olduğu gibi kabul eder. Bu nedenle bilimle çatışan şey din değildir. Çünkü onların yolları herhangi bir yerde kesişmez.
Dinin düşmanı felsefedir. Bu ikisi de, benzer yöntemleri kullanarak spekülatif bilgi ürettikleri için sürekli parodokslar yaratırlar.
Bilim, fiziksel olarak var olanlar üzerinde, onların var olduğunu kabul ederek çalışır. Din ile felsefe ise; bir şeyin var olup olmadığı, nasıl var olduğu, varsa onun varlığını bilip bilemeyeceğimiz gibi onun fiziki varlığının ötesiyle ilgilenir.
Bilimle felsefe çok iyi iki arkadaştır. Felsefe ile din düşman akrabalardır. Din ile bilim ise tanıdık bile değildir. Bu nedenle inançlı bir bilim adamı olabilir ama inançlı bir felsefeci olamaz. Çünkü felsefe mutlak "şüphedir". Şüphe ile iman ise bir arada bulunamaz.
Bu nedenle Gazali filozoflara karşı çıkar. Farabi ve diğerlerini "kafir" ilan eder. Gerçekten de felsefeciler vahiy almamış peygamberler gibi davranır. İbni Sina'nın bu "filozof/peygamber" tanımlaması bence doğrudur.
Aslında Gazali; "Allah'ın varlığını bilebilecek ve maddi olarak ispat edebilecek olsam, ona inanmazdım" derken haklıydı. Onun meşhur deyimiyle; "Tanrının varlığına ilişkin idraksizlik de bir idraktir" Buna benzer şekilde Hristiyan din adamı Tertullianus; "Tanrı fikrine saçma olduğu için inanıyorum." demişti. Çünkü eğer o akılla ve duyularla hissedilebilecek olsa, artık inancın (dinin) değil, bilimin konusu olurdu.
@öne çıkar
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.