AVM'ler Doluysa Ekonomi Uçuyor! O Zaman Hastaneler de Sağlık Festivali…

AVM'ler Doluysa Ekonomi Uçuyor! O Zaman Hastaneler de Sağlık Festivali…

"Millet açsa AVM'ler neden dolu?"
Bu cümleyi duyunca insanın aklına şu geliyor:
"Hastaneler doluysa herkes çok sağlıklı."
"Adliyeler doluysa hukuk mükemmel."
"Cezaevleri doluysa suç bitmiş."
Mantık aynı çünkü.
Bir yer kalabalıksa, demek ki her şey yolunda!

Peki gerçekten öyle mi?
Eskiden orta sınıfın hayalleri vardı.
Bir ev...
Bir araba...
Çocuklarını rahat okutmak...
Yazın bir hafta tatil yapmak...
Emeklilikte "Oh be..." diyebilmek...
Şimdi bunların çoğu emlak ilanlarında, otomobil reklamlarında ve nostalji videolarında yaşıyor.

Hayal kurmanın bile peşinat istediği bir ülkedeyiz.
Büyük hayaller ulaşılamaz olunca insanlar ne yapıyor?
Küçük mutluluklar satın alıyor.
Ev alamıyor ama kahve alabiliyor.
Araba alamıyor ama telefon alabiliyor.

Yurt dışına gidemiyor ama AVM'nin üçüncü katına çıkabiliyor.
Ekonominin geldiği nokta bu.
Bir de dışarıdan bakıp,
"Bak bak... Millet Espresso içiyor. Demek ki para var."
diyorlar.
Evet...
Titanic batarken de orkestra çalıyordu.
Kimse orkestraya bakıp "Gemi sağlam." demedi.

O kahve bardağı çoğu zaman keyfin değil, moral desteğinin bardağı.
Çünkü insanlar artık geleceğe yatırım yapamıyor.
Bugünü satın almaya çalışıyor.
Davranış ekonomisinin anlattığı şey tam da bu.

Geleceğe dair umut küçüldükçe anlık ödüller büyüyor.
Tasarruf etmek yerine "Bugün bari kendimi iyi hissedeyim." duygusu ağır basıyor.

Sonra biri o kahveyi görüyor.
"Refah var." diyor.
Kardeşim...
O kahve bazen psikoloğa gitmenin daha ucuz hâli.

Bir de işin başka tarafı var.
Bugün insanlar yalnızca aç kalmaktan korkmuyor.
Görünmez olmaktan korkuyor.
Çünkü bu düzen sana sürekli şunu söylüyor:
"Markan kadar değerlisin."
"Telefonun kadar önemlisin."
"Ayakkabın kadar saygınsın."
İşte bunun adı statü endişesi.
Yani insanlar ihtiyaçlarını değil, toplumdaki yerlerini korumaya çalışıyor.

O pahalı spor ayakkabı bazen ayakkabı değildir.
"Henüz düşmedim." deme biçimidir.
O telefon sadece telefon değildir.
"Ben de hâlâ bu sınıfın içindeyim." ilanıdır.

Çünkü yoksulluk artık sadece cebe değil, itibara da dokunuyor.
En acı tarafı da bu.

Eskiden insanlar vitrine bakıp "Bir gün alacağım." derdi.
Şimdi vitrinin önünde selfie çekiliyor.

Çünkü satın alınamayan hayat, en azından fotoğrafa sığdırılıyor.
Sonra biri çıkıyor,
"AVM'ler dolu."

Evet, dolu.
İnsanlar bazen alışveriş yapmak için değil, nefes almak için gidiyor.
Sonra bir kahve alıyor.
Altı saat oturuyor.
Çünkü bazen satın alınan şey kahve değil...
Birkaç saatlik "Her şey normalmiş gibi yapma" hakkı.

O yüzden AVM kalabalığına bakıp refah masalı anlatmayın.
O kalabalıklar zenginliğin fotoğrafı değil.
Orta sınıfın sessiz cenaze törenidir.

Hayaller küçüldü.
Ev bir kahve fincanına sığdı.
Araba bir telefon ekranına.
Güvenli gelecek ise kredi kartının asgari ödeme tutarına.

Ve biz hala vitrindeki ışıklara bakıp ekonomiyi tartışıyoruz.
Belki de en büyük başarı, yoksulluğu görünmez kılmaktır.

İnsanlara umutlarını kaybettirip, sonra da ellerindeki kahve bardağını göstererek,
"Bakın, ne güzel yaşıyorlar..." dedirtebilmek...
#Ekonomi #HayatPahalılığı #OrtaSınıf #Yoksulluk #StatüAnksiyetesi #TüketimToplumu #Sosyoloji #PolitikMizah #İroni #Türkiye #Gündem #ToplumsalAnaliz

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.