Bülent Hakan ALTUNCU
ÜSTÜN İNSAN” ve GERÇEK EVRİMCİ DÜŞÜNCE
ÜSTÜN İNSAN” ve GERÇEK EVRİMCİ DÜŞÜNCE
Daha ergenlik çağlarımda düşündüğüm ama 40 yıl boyunca dile getirmeye cesaret edemediğim bir düşüncemi sizlerle paylaşacağım.
Evrimsel açıdan tüm canlılar yaşaması gereken tüm süreçlerin son örneğidir, hiçbirinin bir diğerinden üstün bir özelliği yoktur. Hepsi yaşayabilmeleri için gerekli yetenek, güdü ve donanımlara sahiptir. Hepsinin genetik kodları mükemmeldir. Hiçbiri bir diğerinden üstün değildir. Hepsi dünyadaki yaşamın sürmesi için birbirine muhtaçtır.
Ne var ki bizim yaşadığımız çağda gerek bin yıllar öncesinden beri gelen dinler, gerek dinlerden binlerce, yüzlerce yıl sonra ortaya çıkan milliyetçilik, muhafazakarlık, sosyalistlik, liberalcilik gibi düşünce ve akımların hepsi bizlere insanı doğanın en üst düzey varlığı olarak anlattı. Hatta doğanın diğer tüm bileşenleri insanlar için yaratıldı bile dendi dinler tarafından. Bunun demeyen bilimsel düşünceler bile insanın her şeyi hak eden, sinir sistemi en düzeyde gelişmiş üst düzey bir canlı türü olduğunu savundu. Bunu demeyen ideolojik düşünceler bile insanın hiçbir hayvanda olmayan ahlak, etik, vicdan, ruh gibi üstün özelliklerinin olduğunu söylediler ve bunun üzerinden ideoloji propagandası yaptılar.
Özellikle de bu ahlak, etik, vicdan meselelerini üst düzey canlı belirteci olan gören dinlerin ideolojilerin, özellikle de “bu dünya fani” diyenlerin gerek kendi türlerine gerek diğer hayvan türlerine, bitkilere; canlıları da geçelim toprağa, havaya, suya verdikleri zararı kendilerinden aşağı gördükleri canlı türlerinin hiçbiri doğaya vermemiştir.
Demek ki dünya üzerindeki yaşamın sağlığı, özgürlüğü, güvenliği, doğallığı, ömrü, hak ve adalet duygusu bu kendilerini “en üst düzey canlı” olarak gören dinlerin, ideolojilerin putperestleri tarafından sağlanabilecek bir olgu değildir. Tam tersi eşitliği dünyaya geldiği ilk yıllardan beri özümsemiş insanlar gerek insan hayatına gerek canlı hayatına gerek yer yüzü hayatına bir katkı sağlayabilirler.
Yapay zeka diye bir şey çıktı en akıllı insandan bile akıllı… Genetik bilimi ve biyomedikal gelişmeler insanı bugün ki değer yargılarına göre değerli gördüğü ticari zeka isteyene ticari zeka, sporcu yetenek isteyen sporcu yetenek, sanatçı yetenek isteyen sanatçı yetenek, cesaret isteyene cesaret, keyif isteyene keyif verecek şekilde kodlayan gen çalışmaları üzerine odaklanmışlar.
Peki bu gelişmeler tamamlandığında kimlere yarayacak tabi ki bunların bedelini ödeyebilen insanlara.
Oysa insan ille de “üstün” olmak zorunda mıdır? Her birimiz hayatımız boyunca nice “üstün” insanın yaşamını gözlemledik. Kendilerinden “aşağıda” olan insanlardan daha mı fazla yaşadılar, daha mı mutlu oldular, daha mı az kaygı duydular, daha mı az korktular, daha mı az uykuları kaçtı… Bunu bazılarımız görür ve düşünür hatta bunu “Allah’ın adaleti” diye yorumlar.
Peki bu Allah’ın adaleti yarattığı canlı türleri içinde sadece insan için mi geçerlidir. Diğerlerinin hepsi insanın kulu kölesi, nimeti vesairesi midir?
İşte eşitlik, hak, hukuk, adalet anlayışı burada büyük bir kırılma yaşıyor. Büyük filozof diye okuduğumuz birçok felsefeciden, din adamından, sosyalist düşüncede olduğunu ve hatta evrime inandığını sanan insanlara kadar birçok insan evrimin son neticesine gerçekte inanmıyor. Kendilerini doğanın doğada yaşayan tüm canlılarla beraber eşit bir paydaşı olduğuna inanmıyor. Yani evrime de lafta inanıyor. Bu yüzden insanlığa ve hayata yeni bir ışık tutamıyor.
Sorun en başta dediğim kendini doğanın bir parçası saymakta ve aynı doğayı paylaştığın tüm canlılara eşit yaklaşmakta. Kendini hiçbirinden ne aşağı ne yukarı görmemekte. Ve insan dışı tüm canlılar içinde “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmekte” Değilse gezegenimizin ömrünün kıyametini yaratan değil biz insanlar belirleyeceğiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.