Ömer ÖDEMİŞ
TÜRK SORUNU MU KÜRT SORUNU MU? (2)
TÜRK SORUNU MU KÜRT SORUNU MU? (2)
Gelinen noktada Türk ve Kürt halkı arasında ki öncelikli sorun “şiddet”tir. Kaynağını tarihten alan bu şiddet bir an önce durdurulmalı ve sorun siyasal olarak, demokratik zeminde çözülmelidir. 1984 yılından bu yana 50 000 kişi yaşamını kaybetti. Her yıl 1500 Kürt genci dağa çıkarak çatışmalarda yer alıyor. Bu kirli savaşta harcanan toplam para 300 milyar dolar. 30 yıla yakın bir süredir bir yöntem olarak kullanılan şiddetin bedeli ağır olmuştur. Artık bu acıya son verilmelidir. Şiddetin dozu çözüm değildir. Sorunun tarihsel sürecinde, şiddetin her boyutu kullanılmış, acı ve gözyaşı dışında hiçbir sonuca ulaşılamadığı görülmüştür.
Sorunun tarafları var ise çözümünde tarafları vardır. Bu taraflar sorunun çözümü için demokratik zeminde yan yana gelmeli ve birlikte yaşam koşullarını oluşturmalıdır. Kürt sorunu yalnızca Kürtlerin sorunu değildir. Kürt sorunu aynı zamanda bir Türk sorunudur. Bir demokrasi sorunudur.

BARIŞ yada ÇÖZÜM süreci (Terörsüz Türkiye süreci)
Toplumsal barış yada çözüm süreci kavramı son dönemlerde oldukça sık kullanılmaya, tıkanan sürecin aşılmasında önemli bir argüman olarak seslendirilmeye başlandı. Çatışmaların yoğunlaştığı her süreçte, toplumsal barış ve demokratik çözüm adı altında yine barış talebi gündeme gelmektedir. Uzunca yılları bulan, taraflardan hiçbirinin diğeri üzerinde tam bir etkinlik oluşturamadığı bir süreçte, barış talebinin yükselmesi olağan bir durumdur.
Barış çatışmanın var olduğu koşullarda ancak söz konusu olabilir. Çatışan taraflar vardır ve bu çatışma, tüm toplumsal yaşamı olumsuz olarak etkilemektedir. Barış bu anlamda, çatışmanın sonlandırılması amacıyla kullanılmaktadır.
Çatışan güçlerden hiç birisi, bir diğerinin üzerinde, çatışmaları sonlandırılacak boyutta bir etkinlik ve üstünlük sağlayamaması durumunda barış koşulu olgunlaşır.
Barış durumu aslında bir denge durumudur. Çatışan güçler, değişik çatışma evrelerinde, birbirlerinin üzerinde tam bir tahakküm sağlayamaması, bir gücün karşıt gücü, güç olmaktan çıkartamaması durumu, barış durumudur.
Çatışma, karşıt güçlerin, kendi doğrularını, birbirilerinin üzerinde etkin kılma adına yaptıkları bir eylemdir. Çatışma, çatışan güçlerin, çatışabilecek denklikte, karşılıklı bir güç savaşını belli bir süre götürebilecek bir etkinlikte olmaları durumunda ancak var olabilir.
Toplumsal barıştan bahsedildiği noktada, toplumsal bir çatışma vardır demektir. Toplumun bütününü etkileyen, kendi standardında varlığını sürdüremiyor olma durumunda bir toplumsal çatışmadan bahsedilir. Toplumsal çatışmadan bahsedildiğinde, toplumun her kesiminin birbiriyle çatışması demek değildir. Toplumun tamamını etkileyen, nitelik olarak toplumsal olan çatışma demektir.
Toplumsal barış, toplumsal çatışmanın sonlandırılması ve toplumun tamamının çatışmasız bir biçimde, yaşamını sürdürebilme koşullarına sahip olması demektir.
Çatışan güçlerden birisi, diğerinin üzerinde tam tahakküm kurması, veya çatıştığı gücü yok etmesi dudumu başka bir durumdur. Böylesi bir durumda barışa ihtiyaç yoktur. Zaten çatışan güçlerden birisi, bir diğerini hareketsiz kılmış, çatışmayı sürdüremez duruma getirmiş ise, çatışmayı var eden sorunu başka bir yöntemle çözmüş olur. Böylesi bir koşulda da barışa artık ihtiyaç kalmamıştır.
Barış, çatışan güçlerden birisinin diğer güçler üzerinde belirleyici bir etkinliği var ise, güçlü olan, çatışan ve güçsüz olan diğer güçleri hırpaladığı, ezdiği, soluksuz bıraktığı koşullarda söz konusu olamaz. Böylesi koşullarda barış talebi bile seslendirilemez. Çatışan her iki tarafta barışı seslendirme durumunda olamaz. Güçlü olan zaten süreci belirlediği için, barışa ihtiyaç duymaz, kendi doğrularını kabullendirme yoluna gider, Zayıf olan ve hırpalanan kesim ise, barış isteyecek psikolojik gücü bile kendisinde bulamaz. Böylesi bir durumda barış talebinin seslendirmesi, teslimiyet olacağı için, çatışan ve güçlü olanın yaptırımını kabullenmiş olacaktır.
Her iki durumda da olacak şey barış değildir. Barış, ancak ve ancak, çatışan tarafların birbirileri üzerinde üstünlük sağlayamaması durumunda ortaya çıkar. Bir denge durumudur. Çatışan taraflar, pek çok yöntem kullanarak birbirlerinin üzerinde etkinlik sağlamaya, birbirlerini hareketsiz bırakmaya çalışmışlar, ancak bunda başarılı olamamışlardır. Çatışmayı sürdürmek artık bir kazanım sağlamayacak noktaya gelmiştir. Çatışma, çatışan tüm tarafları yok etmeye, tüketmeye başlamıştır. Süreç tıkanmış ve çatışma bir yöntem olarak yaşanılan konjonktürde tıkanmayı aşacak bir yöntem olmaktan çıkmış ise artık barış zamanıdır.
Toplumsal barış ancak böyle sağlanabilir. Çatışan toplumsal güçlerden biri, diğerini yok ederken, barıştan söz edilemez. Güçlü olan belirleyicidir ve kuralları kendisi koymak isteyecektir. Güçsüz olan, çatışmayı sürdüremeyeceğinin kısa sürede farkına varacak ve güçlü olan bir biçimde süreci belirleyecektir.
Barış demek, barışmak demek değildir. Çatışan, karşıt güçlerin, birbirlerinin varlığını ve yaptırım gücünü kabul etmesi demektir. Karşıtların çatışılan noktada, birbirlerini kabul etmesi demektir.
Türkiye de Kürtler tek bir bölgede yaşamıyor
Türkiye de yaşayan Kürt nüfus, diğer ülkelerde yaşanan Kürtlerden ciddi anlamda değişik konumdadırlar. Özellikle Kuzey Irak da yaşayan sayıları 3 milyon 250 bin kadar olduğu söylenen Kürt nüfus ağırlıklı olarak Kuzey bölgesinde, Erbil, Süleymaniye, Musul ve kısmen de Kerkük de yaşamaktadır. Bağdat ve diğer pek çok kentte ise yok denecek kadar ancak Kürt nüfus mevcuttur. Yaşadıkları bölgede önemli ölçüde iktisadi yaşam birlikteliği sağlamış ve ortak davranış kabiliyeti geliştirebilmişlerdir. Şu an ise özerk bir yapıda kendi ekonomileri, siyaseti ve yerel güvenlik güçleriyle bölgesel devlet konumundadırlar.
Suriye de yaşan Kürtler ise, ağırlıklı olarak Afrin, Kamışlı ve Haseki kentlerinde, Arap aşiretleriyle birlikte yaşamaktadırlar. Birkaç belde ve köy dışında, yalnızca Kürt nüfusun yaşadığı bölge yoktur. Ortak yaşam alışkanlıkları gelişmiş ve siyaseten de Kürt nüfusun yaklaşık % 50 ye yakın kısmı BAAS partisi içerisinde siyaset yapmakta, mecliste yer almakta ve bazı dönemler Bakanlık görevi üstlenmektedirler. (Kimliksiz olduğu söylenen Kürtler ağırlıklı olarak Türkiye’den göç eden ve Kürt nüfus içerisinde ki oranı %1.5 geçmeyen kesimdir. 1962 yılında yapılan düzenlemeler ile bu kesimlere de 2012 yılında vatandaşlık hakkı verilmiştir.)
Türkiye de ise durum çok daha farklıdır. Yaklaşık 20 milyon nüfusa sahip oldukları ifade edilen Kürt yurttaşların ağırlıklı kısmı, Kürt bölgelerinin dışında yaşamakta ve yaşadıkları alanlarda ekonomik ve sosyal entegrasyonu sağlamış durumdadırlar. Yalnızca İstanbul da yaşayan Kürt nüfusun 4 milyon civarında olduğu, diğer büyük kentlerle birlikte bu rakamın 15 milyon civarında olduğu belirtilmektedir. Bu tarihsel birliktelik Türkiye de yaşanan Kürt sorununu demokratik bir sorun olarak dayatmaktadır. Ayrılık talebi hem istem düzeyinde hem de reel anlamda karşılığı olmayan bir taleptir.
Türkiye de yaşayan Kürt halkını kategorize ettiğimizde;
* Sisteme entegre olanlar,
*Sistem dışına itilmiş olanlar,
*Ve sistemden beslenenler olarak ayrıştırmak mümkündür.
Ağırlıklı olarak metropol kentlerde, diğer etnik yapıdan insanlarla birlikte yaşayan, sistemin bir halkasında yerleşik ve kalıcı bir yaşam olanağı edinen kesim, siyasal tercihlerini de bu eksende kullanmaktadırlar. Sistemle doğrudan çatışmaya girmeyen, komşusunun etnik kimliği ile çok fazla ilgili olmayan, kamuda veya metropol kentin yarattığı olanaklarda iş edinen bu Kürt nüfus, sınıfsal yapısına göre siyasal olarak biçimlenmektedir. Önemli bir kesimi muhafazakâr –İslami- ve merkeze yakın siyasal yapılar içerisinde yer alırken, diğer bir kesimi ise siyaseten daha muhalif yapılarda yer alırlar. Metropol kentlerde yaşayıp da, yerleşik bir yaşam olanağı yaratamamış veya sistemin ekonomik yıkımından kurtulamamış bir kesim ise geldiği yerelliğin ve etnik yapının siyasal ekseninde yer almaktadırlar.
Kürt kentlerinde yaşayan Kürt halkının önemli bir kısmı, PKK’nın eylemliliği ile kazandığı siyasal perspektifi doğru olarak kabul etmekte ve çözümü aynı siyasal iradenin etkinliğinde görmektedir. Bu kesim her geçen gün daha politize olarak süreçte aktif rol üstlenmektedir. PKK’nın silahlı gücü ve askeri eylemliliği bu kesimlerce meşru görülmekte ve bir çözüm yöntemi olarak algılanmaktadırlar. Burada yaşayan halkın siyasal iradesini ağırlıklı olarak PKK ve benzeri siyasal eksendeki diğer yapılar temsil etmektedirler. Bunu açıkça görmek ve kabul etmek gerekmektedir.
Bu bölgede yaşayan Kürt halkı, 25 yılı aşkın süredir devam eden şiddetten en fazla etkilenen, en fazla kayıp veren, en fazla acı çeken ve yaptırma maruz kalan kesimdir. Bu anlamıyla daha dinamik, daha aktif ve daha radikal olarak süreçte yer almaktadırlar. Etnik bilinç anlamında daha belirgin olan bu bölge insanları, aynı zamanda çözümü en fazla isteyen kesimlerdir de… En yakınlarını bu şiddet ortamında kayıp etmiş bu insanlar, sorunda öncelikli taraftır.
Sistemden beslenenler şiddet ortamının devamından yana olanlardır. Çatışma ortamı sürdükçe sistemden beslenmeye, siyasal ve ekonomik güçlerine, güç katmaya devam edeceklerdir. İktidar partilerinde görevler alıp, etnik kimliklerini inkar ederek, rant ilişkileri içerisinde yer almaktadırlar. İşbirlikçi ve rantiyecidirler. Bu anlamıyla da sorunda, iktidardan taraftırlar.( Devamı var)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.