Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ULUBEY DOĞDUĞUM TOPRAKLAR

Emekli Müsteşar-
Sayıştay Uzmandenetçisi

Dün akşam Ulubey'in yetiştirdiği değerli eğitimci Fatma Varnalı öğretmenimizi, Ahmet Güney ile bir söyleşide izledim. Fatma Varnalı, kültüründen kopmamış, sorunlara karşı duyarlı bir aydınımızdır. Fikirlerinden, beni tanımadığı yıllarda da etkilendiğimi belirtmek isterim. Ulubey'i ondan dinleyince, doğduğum topraklar hakkındaki duygu ve düşüncelerimi bende yazmak istedim. Daha fazlasını onun eserinden öğreneceğim.

Benim yaş kuşağım, mısır ekmeği ile büyümüştür. Biz başka ekmek bilmezdik. Buğday ekmeğinin adı has ekmekti. Sadece hasta ziyaretine giderken götürülürdü. Dedemin en önemli kaygısı, çitteki mısırı bir sonraki sezona yetiştirmekti. Bu nedenle aile bireylerine daima idareli olmayı hatırlatırdı. Dedemle birlikte çite girer, iri koçanlardan tohumluk seçerdik. Sonra onları incitmeden elde danelerdik. Birlikte çiftçilik yapar, ailemizin rızkını temin etmeye çalışırdık.

Dedem tarlayı karasaban ile sürerdi. Her evde mutlaka bir öküz bulunurdu. Tarlası çok olanlar çift öküz beslerlerdi. Dedemin çift öküzü vardı. Bu durum adeta traktöre sahip olmak gibi görülürdü. Tarlalarımız taşlı olduğu için, bazen saban demiri kırılırdı. Böyle bir durumda dedem çok üzülürdü. Çünkü saban demirini temin etmek çok zordu. Eski insanlar daima tedbirli olurlardı. Dedem her malzemenin mutlaka yedeğini bulundururdu. Yada komşulardan ödünç alırdı.

Çift öküz ayni zamanda kağnı arabasını çekmekte de kullanılırdı. Kış mevsimi gelmeden, Kadıncık ormanından kışlık odun taşınıyordu. Dedem Orman muhafaza memuruna kolcu derdi. Kolcu Haydar Amcadan çok korkardı. Haydar Amca benim çocukluk arkadaşlarım Adil ve Hamdi'nin babasıydı. Kaçak odun veya kereste yakalarsa mutlaka mahkemeye verirdi. Kağnı arabaları İlçe merkezinden genellikle sabaha karşı geçerdi. Gıcırdamasın diye tekerlerine tereyağı sürülürdü. Dedemin ve babamın çok sık mahkemeye gittiklerini hatırlıyorum.

Çocukluk yıllarımın en önemli sorunlarından birisi de sivrisinek idi. Bizim mahallemiz olan Çatallı da Esenbey Gölü vardı ve sivrisinek çok olurdu. O göl direnaj kanalı açılarak devlet tarafından kurutulmuştur. Sivrisineklerden korumak amacıyla çocuklar Mayıs ayı gelmeden yaylaya götürülürdü. Sıtmaya yakalananların karnı şişer ve ölüm vakaları çok olurdu. İlaç yoktu, olsa da fakirlikten satın almak mümkün değildi. Devletin ücretsiz kinin adlı sıtma ilacını dağıttığı konuşulurdu. Daha önce Akpınar da yerleşik olan sülalemiz, Koca Göl'deki sivrisinekler yüzünden Fındıklı Köyü'ne göç etmişlerdir. Dede köyümüz Fındıklı'dır.

Diğeryandan ince hastalık denilen Verem çok yaygındı. Veremliler ile temas etmek sakıncalıydı. Veremli olanları anlamak zor değildi. Onların yüzleri kefen gibi beyaz olurdu. İskelet gibi zayıf olurlardı. Bakım ve beslenme yetersiz olduğu için, Veremin yayılması önlenemiyordu. Bir de sakıncalı hastalıklardan Firengi yaygındı. Evlenecek gençlerin sülâlesinde Frengi olmadığına dair rapor almaları zorunluydu. Bunları büyüklerin konuşmalarından duyardım. Ancak Frengi hastalığı olanların birbiriyle evlenmeleri yasak değildi. Tedavi için ilâç kullanıldığını hatırlamıyorum.

Ben ilkokula İlçe merkezindeki tarihi ahşap okulda başladım. İlk öğretmenim Rahmetli Hilmi Öztürk idi. Birinci sınıfta çarık giydiğimi hatırlıyorum. Dedem her yıl bir camış yavrusu, balak keser, etini kavurma yapar, derisinden ailedeki herkese çarık dikerdi. Çarığında iyisi kötüsü vardı. Daha sonra Ünye Ürer lastikleri diye hatırladığım, kara lastik çıkmıştı. Cizlavat çizmeyi ancak zengin çocukları giyerdi. Ben Ortaokulu bitirinceye kadar kara lastik giydim. Aslında sağlıklı değildi. Çamurda kullanışlıydı. Okula giderken öğrencilerin en büyük sorunu, Hürriyet çeşmesinde lastiklerin çamurunu yıkamaktı. İlçemizin en meşhur ayakkabı ustası Topal Halit Amcaydı. Müşterileri varlıklı ailelerdi. Her türlü ayakkabıyı yapardı. Körüklü çizme, kabaralı çapula, iskarpin hatırladıklarımdır. Oğlu Rahmetli Yaşar Öğretmen ile çok kösele dövdüğümüz olmuştur. Yoksa top oynamamıza izin çıkmazdı.

O zamanın orta gelirli aileleri, at veya katır beslerlerdi. Ailem yaylacılık yaptığı için bizim atımız vardı. Ancak babam katır meraklısıydı. Deli bir katır almıştı, onu eğitinceye kadar çok tehlikeler atlatmıştı. İnsanların çoğu sırt yükü taşıdıklarından, omurga bozuklukları çoktu. Her yıl Mayıs ayı geldiğinde, yaylada karların eridiği görülür, insanlar koyunlarını sığırlarını alır yaylaya göç ederlerdi. Yollar çok kötü ve patika yollardı. Biz yaylaya giderken Oluklu veya Yokuşdibi'ndeki hanlarda bir gece kalırdık. Çocukluğumun 14 yılı, yazları Hevrek Obasında geçmiştir. Koyunlarımız vardı, bende obadaki komşu çocuklarıyla kuzuları otlatırdım.

Aileler için yaylacılık, keyif yeri değildi. Patates, arpa ve dürme pancarı ekilirdi. Ben akşam saatlerinde güğümle su taşır, pancar fidelerini sulardım. Koyunu olanlar süt ödünççülüğü yaparak peynir üretirlerdi. Sezon sonunda kocaman deri peynirlerimiz olurdu. Yaylada hayvanların en büyük sorunu, ağız ve ayak hastalıklarıydı. Bu hastalığa halk arasında tabak deniliyordu. Kurt ve ayı saldırısı diğer bir sorundu. Şimdiki kayak merkezinin olduğu yerde ben çok hayvan güttüm. Oralar insan eli değmemiş temiz yerlerdi. Gölet göl aynası altında kalan düzlükte mandamız doğum yapmıştı, benim için unutulmaz bir anıdır. Sonbaharda yıkılgit çiçekleri açtığında yayladan geri dönüş başlardı. Bu durum benim ruhumda bir matem hissi yaratırdı.

Benim çocukluğumda Ulubey ve Ordu çevresi genellikle mısır tarlasıydı. Fındık bahçesi oldukça azdı. 1960'lı yıllardan sonra fındık dikmek moda olmuştu. İnsanlar fındık dikseler bile bir kısım arazisini mısır için ayırıyordu. Topraklar verimsizdi, mısırlar koçan vermiyordu. Genellikle alaf dediğimiz sapı için ekiliyordu. Alaflar yığın yapılıp, kışın hayvalara yediriliyordu. Ailemiz için fındık ameleliği küçük de olsa gelir kapısıydı. Çevremizde Ordu sahil kesimlerine amele götüren dayıbaşılar vardı. Şartlar sefalet düzeyinde olsa da benim için çok eğlenceliydi. Liseden mezun oluncaya kadar her yaz fındık ameleliği yaptım. 1971 yılında Rahmetli Babam Almanya'ya işçi olarak gidince amelelik sona ermişti.

O yıllarda Ulubey-Ordu arasındaki yol çok bozuktu. Zaten çok araç da çalışmıyordu. Hamdi Tiken Amcanın Feka münibüsü ile, Kaymazların kamyondan bozma bir otobüsü vardı. Yeni yol açıldıktan sonra, Ulubey ve çevre köylerde yaşayan halk, Ordu'ya akın etti. Şimdi köyler boşaldı, tarım ve hayvancılık büyük zarar gördü. Köylerin boşalmasında taşımalı eğitiminde olumsuz etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Ticaretin şekli değişti, fındığa bağlı olarak, tefecilik yaygınlaştı. Miras ilişkileri nedeniyle bahçeler bölünerek küçüldü. Verimlilik kaybolunca, fındık birinci derece geçim kaynağı olmaktan çıktı. Şimdi bütün üreticiler İtalyan Ferraro firması için üretim yapmaya mecbur kaldılar. Fındık sektörü yeniden yapılanmadıkça, sömürü devam edecek gibi görünmektedir.

Özetle çocukluğumun Ulubey'ini geri istiyorum. Ancak geri gelmesi mümkün değildir. O yıllar insanın az, insanlığın çok olduğu yıllardı. Senedin olmadığı, sözün senet sayıldığı, güven dolu yıllardı. Alış verişlerde alacak yerine senet kabul edilmezdi. Fırıncı Kadir Usta kefil istenirdi. Esnaf ezan okunduğunda toplu halde camiye gidince dükkanlar açık kalırdı. Kimse kimsenin kılına dokunmazdı. Siftah yapan esnaf, müşteriyi komşusuna gönderir, onunda siftah yapmasını sağlardı. Şimdi nüfus kalabalık insan çok ama, insanlık mumla aranmaktadır. Özlediğim özeti yazmaya çalıştım. Geniş bilgileri, Fatma Varnalı öğretmenimin kitabından okuyacağım.

(01, Şubat, 2026-Ankara)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.