Necdet TOPÇUOĞLU
TARAFTAR DEĞİL SEÇMENİM
TARAFTAR DEĞİL SEÇMENİM
Necdet Topçuoğlu
Seçmek demek çoklar arasından beğendiğin birisini tercih etmek demektir. Partili olan bir kişi, seçmen değil taraftardır. Sandığa gittiğinde bir başka partiyi seçme durumu söz konusu değildir. Partili seçmen ile, futbol takımı taraftarı arasında bir fark göremiyorum. Taraftar olmayı bırakıp, seçmen olduğumuz gün, siyasetteki kilitlenme çözülecektir.
Türkiye de siyaset denilince hep oy verip, seçtiklerimiz akıllara gelmektedir. Halbuki siyasetin iki tarafı vardır. Birisi oy veren yani seçen, diğeri ise oy alan yani seçilen taraftır. Siyaset yapmayı oy alanlar için hak, oy verenler için yasak olarak görmek büyük haksızlıktır.
Aslında siyaset yapmak oy alanlar için kolay, oy verenler için oldukça zordur. Oy isteyenler sadece kendi partilerinin politikalarını anlatıp, kendi siyasetlerini yapmaktadırlar. Halbuki oy verenler, her partinin politikalarını, programlarını az yada çok bilmek zorundadırlar. Yoksa seçimlerini hakkıyla yapamazlar.
Siyaset yapmadan oy verenler, renk aşkıyla takım tutan taraftarlar gibidir. Renk aşkı olduktan sonra, fikir ve düşünceye ihtiyaç yoktur. Nasıl olsa kimse tuttuğu partiyi değiştirmeyecektir. Türkiye de siyaset, tek taraflı olarak oy talep edenlerin hakkı olarak görülmektedir. Oy verenler siyasi düşüncelerini açıkladıklarında kıyametler kopmaktadır. Korkutma ve baskı, kara bulutlar gibi üstümüze çökmektedir.
Türkiye de seçme hakkının, seçilme hakkından daha önemli olduğu anlaşılmadıkça, seçmen sadece önüne konulan adayları seçmek mecburiyetinden kurtulamayacaktır. Seçme hakkı temeldir, o hak kullanılmadıkça seçilen olmayacaktır. Seçilenlerin varlığı ve kaliteleri, seçenlerin ortaya koydukları kalite ölçülerine bağlıdır.
Türkiye de seçim yoktur. Bize seçim diye yutturdukları, liderlerin seçtirmek istediklerini sıraya koyup, önümüze koydukları dayatmadan ibarettir. Görüldüğü gibi ayrımsız bütün parti genel başkanları esas seçmendir. Halk ise noter gibi, onların seçtiklerini onaylama makamıdır. Diğer yandan bize sistemi seçme hakkı tanınmamaktadır. Sistem ayni sistem, sadece yönetenler değişmektedir.
Seçim sonuçlarına göre yasama ve yürütme organlarına yansıyan milli irade değildir. Yansıyan liderlerin iradesidir. Halkın oyları sedece tastik olarak kullanılmaktadır. Bu sistem liderler diktatoryasına yol açmaktadır. Seçtirme gücü genel başkanların tekelindedir. Bu sebeple seçilenlerin, seçmene eyvallahları yoktur. Nasıl olsa lider seçmenlere tıpış, tıpış gidip oy verceksiniz deme cüretini göstermektedir.
İşte anlatmaya çalıştığım bu sebeplerle, seçme hakkına sahip olanlar, daha bilinçli olarak siyasetle uğraşmazlarsa genel başkanlar diktatoryasını dayatan sistem sürüp gitmeye devam edecektir. Madem ki seçme hakkımız vardır, biz o hakkımızı irademizi temsil edecek insanlar için kullanabilmeliyiz.
Oy kullanmanın karşılığı sadece izlenecek politika ve uygulanacak programlar olmalıdır. Bu motorun yakıtı fikir ve düşüncelerdir. Bunların yerine para, altın, kömür, kumanya gibi küçük çıkarları koyarsanız, benzinle çalışan motora yakıt olarak mazot koymuş olursunuz. İşte o zaman motor bozulur ve elden çıkar. Bizdeki sistemin bozulmuş olması bundandır.
Ben siyasi konularda yazı yazdığım zaman dostlarım bana ısrarla soruyorlar. Bunun ucunda siyasete girmek varmı diyorlar. Ben zaten girmişim ve içindeyim. Ancak, seçilme siyaseti değil, seçme siyaseti yapıyorum. Yani daha zor olanı yapmaya çalışıyorum. Her partinin politikalarını ve programlarını takip ediyorum. Ülkem adına beklentilerimi hangi parti ya da ittifak karşılayacaksa oraya oy vemeye çalışıyorum.
Biz yurttaşlar olarak, seçme hakkının esas olduğunu, seçilmenin bu hakkın kullanılmasına bağlı bulunduğunu içselleştiremezsek doğru seçimleri yapamayacağımızı bilmemiz gerekir. Bütün mücadelemiz, genel başkanlar diktatoryasından kurtulup, irademizi doğrudan yansıtacak seçim sistemine kavuşmak için olmalıdır.
Sonuç olarak, seçme ve seçilme hakkına sahip olan her yurttaş siyaset yapma hakkına sahiptir. Yani siyasetle uğraşmak seçilenler için sevap, seçenler için günah değildir. Bu hak, hepimizin ne pahasına olursa olsun korunması gereken bir haktır. Seçme hakkı bir vebaldir, kötü yönetimlerin vebali, seçme hakkını doğru kullanmayanların boynunda asılı duran, utanç gerdanlığı gibidir.
Bu yazı okunduktan sonra, sizce ne yapmalıyız diye soranlar olmuştur. Yapılması gereken körü körüne, hiçbir siyasi oluşuma destek verilmemesidir. Bizim talebimiz iyi yönetilmektir. Bizi kim iyi yönetiyorsa ona destek olmayı becerebilmektir. Doğrular alkışlanmalı, yanlışlar eleştirilmelidir. İlkeli yurttaş olmak çok önemlidir. Yanlışları eleştirmek ilkelerden savrulmak demek değildir. Sonuç olarak kimsenin şakşakçısı olmamak gerekir.
(20, Ağustos, 2026-Ordu)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.