Necdet TOPÇUOĞLU
SEÇİM KANUNLARI İLE OYNAMANIN MAZİSİ
SEÇİM KANUNLARI İLE OYNAMANIN MAZİSİ
Necdet Topçuoğlu
İlk defa Seçim Kanunu ile oynama alışkanlığı Turgut Özal döneminde başlamıştır. Rahmetli Özal sürekli anketler yaptırarak, Anavatan Partisinin alacağı muhtemel oy miktarını ölçtürüyordu. Buna göre seçim sisteminde kanuni düzenlemeler yaparak Anavatan Partisinin iktidara gelmesini sağlıyordu. Seçim Kanununa yapılan müdahaleler, AK Parti iktidarları döneminde de devam etmiştir. İstikrarın sağlanması adına, sürekli iktidarda kalmak için iktidar ortakları lehine düzenlemeler yapılmıştır. Bunların en önemlisi %10 olan ülke barajının, %7'ye düşürülmesidir. Cumhur İttifakının ortağı MHP, hangi oranı aşabilecekse, seçim barajı o orana çekilmektedir.
Önümüzdeki seçimlerin en önemli konusu, Erdoğan'ın aday olup, olmayacağı, olursa nasıl bir seçim sistemiyle seçime girmesidir. Bu konudaki açıklamalar Devlet Bahçeli ve Sarayın Hukuk işleri Başkan Vekli Mehmet Uçum tarafından yapılmaktadır. Cümle alem biliyorki, artık %50+1 ile seçim kazanılması mümkün değildir. Zaten söz konusu %50+1 oranı geçmişte Devlet Bahçeli'nin ısrarlı tutumu ile getirilmişti. Şimdi değiştirilmesi istenmektedir. Seçim Kanununda değişiklik yapılması gerektiğine dair açıklama yine Bahçeli tarafından yapılmıştır.
İktidar öncelikle Anayasayı değiştirmek istemektedir. Söz konusu değişikliğin referandumsuz yapılabilmesi için Meclis aritmatiği üzeride oynanmaktadır. Aslında Çerçeve Kanun oylamasında alınan 467 evet oyu, Anayasa değişikliği için bir test anlamı taşımaktadır. Bu sonuç Anayasa değişikliğinin referandumsuz geçeceğine olan inancı artırmıştır. Çok dilli ve çok kimlikli bir Anayasa yapılması düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Diğer yandan Anayasanın 67'nci maddesinin son fıkrasında da değişiklik yapılacağı hissedilmektedir. Zira bu fıkraya göre baskın seçim kararı alınırsa bir yıl içinde uygulanamaz. Değişiklik yapılmazsa, bir yıldan önce seçim yok demektir.
Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan aday olursa, karşısında sağlık sorunundan başka rakibi olmasın istenmektedir. Bunun için kazanması muhtemel bütün rakipler yargı yolu ile saf dışı bırakılmaktadır. Erdoğan'ın seçilmesine endeksli üç senaryo üzerinde çalışıldığı konuşulmaktadır. Bunlardan birincisi seçilmeye yeterli oy oranının %40+1'e çekilmesi, ikincisi çoklu adayların katılacağı bir seçimde en fazla oyu alan adayın Cumhurbaşkanı seçilmesi, üçüncüsü de Mehmet Uçum'un açıkladığı gibi, istisnai olarak Erdoğan'ın bu Meclis tarafından Başkan seçilmesidir.
Demokrasilerde bu tür zorlamalara yer yoktur. Karşı olsamda, iktidar ortaklarının çalışma disiplinini takdir ediyorum. İktidarda kalabilmek için ele aldıkları konuları en ince ayrıntısına kadar çalışmaktadırlar. Buna karşılık muhalefet, Engin sularda başı boş dolaşan serseri mayınlar gibi hareket etmektedir. CHP ve Yeni Parti, alacakları oy oranları ne olursa olsun, birlikte hareket etmeyecekleri kesindir. Yani bölünme, bölenlerin beklentisini karşılamıştır. Milliyetçi olduğunu söyleyen partiler, bırakın birleşmeyi, ittifak kurmaya bile yanaşmamaktadırlar. İrili ufaklı radikal sağ partiler ise, her seçimde olduğu gibi, Erdoğan tarafından ikram edilen küçük bonuslarla destekleri alınmaktadır.
Türkiye siyasetinde görünen manzara budur. Bu kumaştan iktidarı değiştirecek bir elbisenin çıkartılması mümkün değildir. O zaman bazı dostlarımız, mademki iktidar değişikliği mümkün görünmüyor, peki muhalefet partileri neden bağırıp çağırıyorlar diye sorabilirler. İnanın hiç birisinin ülke diye bir dertleri yoktur. Hepsinin çırpınışları yeniden seçilerek konfor alanlarını korumaktır. Siyasetin arka yüzünü bilmeme rağmen bazen ben bile umutlanıyorum. Ancak çok geçmeden umutlanmanın boş olduğunu anlıyorum.
Bu arada öz eleştiri yapmanın da bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Bazı siyasetçileri bir umutla göğe çıkarıyorum, arkası boş çıkınca da kıyasıya eleştiriyorum. Aslında bu sistemden doğru bir malzeme çıkmayacağını bilmem gerekir. Bildiğim halde bir umutla heyecanlanıyorum. Sorgulamayı derinleştirdikçe, hatanın iyi niyetle heyecan duyanlarda değil, bizim umutlarımızı sömürenlerde olduğu sonucuna ulaşıyorum. Sonuç olarak ülkemiz açısından varılacak sonucu görüyorum. Millet uyanıp, gidişe el koymadıkça, düzelme ihtimalinin olmadığını düşünüyor ve üzülüyorum.
21, Ağustos, 2026-Ordu)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.