Necdet TOPÇUOĞLU
ÖRSTE DEMİR DÖVMEK
ÖRSTE DEMİR DÖVMEK
NECDET TOPÇUOĞLU
Ne zaman örste demir döven birini görsem, rahmetli Erdal İnönü’yü hatırlarım. İlk Türk Devlet ve Toplulukları Dayanışma Kurultayı 21-23 Mart 1993 yılında Antalya’da yapılmıştı. Ben de o tarihlerde Devlet Bakanlığında özel kalem müdürü olarak görev yapıyordum. Kurultayın organizasyonu için Başbakanlık örtülü ödeneğinden bir bankada benim hesabıma eski para ile 10 milyar TL yatırılmıştı. Harcamalar fatura karşılığı bu paradan ödenecekti. Benim adıma çek bastırılacağı söylendi.
Ancak çok deneyimli bir üstat, o dönemde birlikte çalıştığımız bakanın danışmanıydı. Bana geldi, “Müdürüm, sakın tek imzalı çeki kabul etme. Ayrıca Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun saymanı çok deneyimlidir. Harcamaların muhasebeleştirilmesi için onu görevlendirin.” diye tavsiyede bulundu. “Aksi takdirde ciddi sıkıntılar yaşarsın ve üzülürsün.” dedi. Ben de bu tavsiyeye uyarak saymanın Devlet Bakanlığında görevlendirilmesi için Başbakanlık Müsteşarlığından onay aldım. Banka çekinin de bakan ile benim adıma çift imzalı basılmasını sağladım.

Kurultay geniş bir katılımla Antalya’da yapıldı. Hatta hatırlayanlar olur, rahmetli Erdal İnönü de o kurultayda örste demir dövmüş ve çok olumlu tepkiler almıştı. Sosyal demokrat bir liderin örste demir dövmesi, özellikle Türkçü çevrelerin sempatisini toplamıştı. Söz konusu 10 milyar TL’nin haricinde bana 250 bin dolar daha para geldi. O parayı da kurye ile Antalya’ya gönderdik. Cep harçlığı olarak katılımcılara zarf içinde imza karşılığı dağıtılmıştı. Kurultay tamamlanıp fatura karşılığı ödemeler yapıldıktan sonra 7,5 milyar TL’ye mal olduğu kesinleştirilmiş, sıra hesabın kapatılmasına kalmıştı. Ancak bütün ısrarlarımıza rağmen bu hesap kapattırılmıyor, para benim adıma açılan banka hesabında vadesiz olarak bekletiliyordu.
Bu arada bana Başbakanlık örtülü ödeneğinden 20 bin dolar daha para verildi. Emekli bir genelkurmay başkanının hasta olduğu, ABD’ye tedavi için gideceği, bu paranın kendisine verilmesi gerektiği söylendi. Ben de aldığım talimatı yerine getirdim. Komutanı ABD’ye uğurladık. İsmini merak edenlere ayrıca söylerim. Bazı isimlerin açıklanması hususundaki hassasiyetime anlayış gösterileceğini umuyorum.
Dönüşünde harcamaları faturalandırmış, bir teşekkür mektubu ekinde, bir devlet adamına yakışır bir şekilde zarf içinde bize teslim etti. Zarfı yanında açtım. Özel kalem müdürü olarak buna yetkiliydim. “Paşam, teslim aldım, geçmiş olsun.” dedim. Kahvesini içtikten sonra kendisini gideceği yere resmî araç ile göndermeyi teklif ettim. Koruması ve aracı olduğunu söyledi ve teşekkür etti. Kendisini arabasına kadar uğurladım. Sonra odama gelince evrakı inceledim; 12.500 dolar harcanmış, harcadığı her kuruşu belgelendirmiş, geri kalan 7.500 doları da iade etmişti. Çok duygulandım. “Harcadım.” dese kim ne diyecekti ki?
Daha sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat etmiş, Demirel’in Köşk’e çıkma süreci başlamıştı. Tansu Çiller DYP Genel Başkanı seçilmiş, başbakan olarak hükûmeti kurmakla görevlendirilmişti. Yeni hükûmet kurulmadan, her özel kalem müdürünün yaptığı gibi, benim de üzerimde bulunan hesapları kapatmak gibi bir görevim vardı. Bu arada TURBAN Genel Müdürlüğünden yine eski para ile 2.450.000 TL tutarında bir fatura gelmişti. Hâlbuki bizim hesaplarımız 7,5 milyar TL ile kapanmıştı. Biz onu muhasebeleştirme gayreti içindeydik. Hâlen o faturanın iş yapılmadığı hâlde kesildiğine inanıyorum. Zira TURBAN’ın bu organizasyonun hiçbir yerinde görevi yoktu.
Daha sonra örtülü ödenekten sorumlu devlet bakanının özel kalemini aradım. “Üzerimde eski para ile 50 milyon TL ve 7.500 dolar para var, onları iade etmek istiyorum.” dedim. Gittim, genel sekreter yoktu. Oradaki yetkiliye bırakıp kendi kayıtlarımıza da teslim edildiğini işledim.
Akşam saatlerinde genel sekreter gelince beni aradı. “Müdürüm, siz bugün gelip örtülü ödenekten alınan paranın kalanını iade etmişsiniz.” dedi. Ben de doğru olduğunu söyledim. “Müdürüm, onları kayıtlarınızdan silin, örtülü ödenekten çıkış var, geri dönüş yoktur. Siz bunu biliyor olmalısınız.” dedi. Aslında bilmiyordum. “Nasıl yani?” dedim. “Müsteşar, siz ve ben bir araya geliriz. Müsteşar, ‘Evraklarda mutabık mıyız?’ diye sorar, mutabık olursak evrakları imha eder, kâğıt kıyma makinesine göndeririz.” dedi. O zaman anladım ki evrakı olmayan bir ödeneğin denetimi de yoktur.
Belki hatırlayanlar olabilir. Bizden sonra da Çiller zamanında Parsadan adında bir zat tarafından örtülü ödenek 6 milyar TL dolandırılmıştı. Şimdiki sistemde zaten Başbakanlık yok, tarih oldu. Örtülü ödenek de Cumhurbaşkanlığına geçti.
O yıllarda hükûmetler değişirken devlet bakanlıklarının bir kısım evrakları tutanak tutulup SEKA’ya gönderiliyordu. Ben riskli evraklar olduğu için bütün evrakları bir tutanakla Cumhuriyet Arşivine teslim etmiştim. Bu sebeple o bakanlıkların hizmet bakanlığına dönüştürülmesi konusunda verdiğimiz raporlar uzun yıllar sonra dikkate alındı ve devlet bakanlıkları kaldırıldı. Çok iyi bir hizmet oldu.
Daha sonra Çiller Hükûmeti döneminde de 6 ay özel kalem müdürü olarak çalışmaya devam ettim. Sonra ayrılarak şimdi mülga olan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulundaki görevime döndüm.
Sonuç olarak; yapılmayan bir hizmet için devletin resmî kurumu TURBAN tarafından kesilen faturaya olan üzüntüm, üzerimdeki paraları Örtülü Ödenek Genel Sekreterliğine iade ettiğimde “Örtülü ödenekten çıkış var, dönüş yoktur.” cevabına olan şaşkınlığım, gerçek bir devlet adamı olan emekli genelkurmay başkanının yaptığı harcamaları kuruşuna kadar belgelendirmesi ve artan parayı devlete iade etmesi konusundaki hayranlığım bugün bile devam etmektedir. Ayrıca Erdal İnönü’nün örste demir dövmesi anılarım arasında yerini almıştır. Devletin ve milletin soyulduğu şu günlerde bu anımı paylaşmayı gerekli gördüm.
NECDET TOPÇUOĞLU
31 Ekim 2026 – Ordu
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.