Mustafa Lütfü KIYICI

Mustafa Lütfü KIYICI

GELİN SİZLERİ DEVRİMCİ GENÇLİK HAREKETİ İÇERİSİNDE BİR GEZİNTİYE ÇIKARAYIM. VE BU GÜNÜN BİR EKRAN GÜLÜ İLE ÇAKIŞAN TANIKLIKLARA DA DEĞİNEYİM.

GELİN SİZLERİ DEVRİMCİ GENÇLİK HAREKETİ İÇERİSİNDE BİR GEZİNTİYE ÇIKARAYIM.

VE BU GÜNÜN BİR EKRAN GÜLÜ İLE ÇAKIŞAN TANIKLIKLARA DA DEĞİNEYİM.


Deniz 1968 de 21 yaşında Mustafa İlker Gürkan da aynı yaşlarda. Ben 22.
Devrimci Öğrenci Birliği ( DÖB) ün öncülü, Devrimci Hukuklular Örgütünü kurmuşuz. Üniversite Boykot ve işgal hareketleri içinde etkin bir uğraş içindeyiz. Bir bakanı etkin bir şekilde protesto etmiş ve İlk defa tutuklanıp cezaevine girmiş ve çıkmışız.

Fikri alternatifimiz olan FKF ,TİP yörüngesinde ve Anayasa sosyalizme açık mı kapalı mı tartışmalarının Cumhurbaşkanlığı seviyesinde tartışıldığı bir dönem. Kanunlara son derece bağlı ve bu nedenle de bizim pasifist suçlamalarımızın muhatabı. Örnek vereyim; Çetin Altan TBMM de neredeyse linç edilecek . Biz Ankara'ya hareket etmek için hazırlığımızı yaptık. FKF nin de katılması gerektiğini düşünüyoruz. Denizin önerisiyle FKF İstanbul Sekreteri Veysi ile görüşmeye gittim. El cevap; yönetim kurulunu toplayacak ,karar alacak sonra bir yerlere sorup onay alacak vs.vs...Bunlar sonradan kabul edilmeyen yan çizilen olaylar. Tıpkı boykot ve işgal olayında olduğu gibi...Tıpkı Dolmabahçe de Yankilerin denize döküldüğü o etkin eylemde önce İTÜ önünde barikat kurma olayında olduğu gibi...Önce karşı çıkacak olay kamu oyunda benimsendiğinde katılacak hatta sahiplenilmeye çalışılacak.
Kanunilik ve meşruiyet farklılıkları da ifade eder. Biz meşruiyeti dayanak alıyorduk.
Şimdi bukelemunlukla nitelenebilen kişi ile ilgili tanıklık kesitlerine geleyim.
Deniz ve Mustafalar söyleminin yerleştiği günler. O zaman "Deniz ve arkadaşları" denildiğinde bu dört Mustafanın adı bilinirdi. THKO döneminde haklı olarak,Yusuf,Hüseyin ve Sinan akla gelir.
Ankarada bir miting veya etkinlik olunca bizler Ankara'ya gider, ODTÜ ve SBF li arkadaşlarımız da İstanbula gelirdi. ODTÜnün devrimci militan elemanlarından Taylan Özgür'ün İÜTB seçimleri için dayanışma amacıyla geldiği sırada öldürüldüğünü anımsayın.
Ankara'da bulunduğumuz sırada Aydınlık Dergisini -bu günkü ile alakası yok Şefik Hüsnünün Reşat Fuat'ın Aydınlığından bahsediyorum- pek çok arkadaşımızı da ziyaret ederdik. Deniz ile bir kez Hukuk Fakültesindeki diğer bir asistan arkadaşı ile paylaştığı mekana gitmiştik. Doğu'da istanbul'a geldiğinde bizim merkez olarak kullandığımız TMGT ye gelirdi. O zamanlar bizim için muteber bir kişi idi.
Ne zaman ayrıldık?
Teknik Üniversite yemekhanesinin bir köşesinde ranza koyduğumuz ve zaman zaman kullandığımız bir oda vardı. Hasan Yalçın'ın başkanlıktan ayrıldığı Tarık Almaç'ın başkan olduğu bir dönem. Bu odadan çıkıp başkan odasına doğru gittiğimde Tarık'ın orada bulunan Doğuya "Ya ne yapacağız bu DÖB'lüleri !" dediğini,onun da "bir kısmını aramız alırız bir kısmını da eleriz !" dediğin duydum. Bu bir yandan yüzümüze karşı pofpoflayıcı tavır için de olan ama hakkımızda tasfiyeyi düşünen kişilik bozukluğu idi.
Bir de bizim onlarca "sol" görünen ileri eylemleri ardımızda olduğu farz edilen radikallere güvenerek yaptığımız algısının yaratılması vardı ki bu da olayın tuzu biberiydi.
FKF Yusuf Küpelinin başkanlığı döneminde bizim de benimsediğimiz ve mücadelesini verdiğimiz MDD çizgisinde idi. DÖB'ü resmi olarak kapatmadan FKF'ye katıldık. Ve Atilla Sarpın başkan seçildiği kongrede Dev Genç yeniden kuruldu veya isim değişikliği oldu.
Bu kongreyi bunlar.kim kongreyi yönetecek kimler yönetime girecek hepsini organize etmişler.
Kongre başkanı olarak Bora Gözeni önerdiler. Biz DÖB'lü Selahattin Okuru önerdik ve seçildi. ODTÜ ve SBF ile birlikte hareket ediyorduk. Düzenlerini bozmanın ilk hamlesiydi.
Bizi bir anlamda cuntacılıkla suçlayan bu kişilerden Halil Berktay ve Şahin Alpay'ın Aydınlık ve Türk Solu dergilerinde yayınlanan makalelerinde devrimci süreç dört bölüme ayrılıyor ve ilk iki dönemde radikallerin desteklenmesi öneriliyordu.
Bir önerge vererek bu iki yayın organının "Bizim görüşmelerimizi temsil edip etmediği " konusunda tartışma açılmasını sağladım. Açıklamaları Mahir uzun bir konuşma yaparak cuntacılığı mahkum eden bir konuşma yaptı.
Birilerinin elinden denetim kaymış telaşlanma başlamıştı.
Son darbem ,İstanbul'da FKF önderlerinden üç kişinin "iflah olmaz oportünist ve pasifist" oldukları savı ile kongre kararıyla atılması önergesi oldu. Bunlardan cezaevleri ortamında iyi arkadaş olduğum O.S.Arolat gerekçemi hala anlamadı. Ben de hiç açıklamadım.
Bunlar buna da karşı çıktılar ve Mahir yeniden açıklamalı bir konuşma yaptı.
Sonuçta neye uğradıklarını bir türlü kabullenmediler diyeceğim ama bu kongrenin sonucunda gelişen olaylar sonrası Aydınlıktan ayrılmak durumunda kaldılar.
Biz devrimci sıfatını kullanıyoruz ya bunların daha ileri bir sıfata ihtiyacı olmalı ki "proleter devrimci Aydınlık" adını kullanmaya başladılar. "İhtilalci İşçi Köylü Partisi " gibi...Hani tesadüfün böylesi olur denir ya bizim görüşümüzü açıklayan Mahirin yazısı Aydınlık 15. sayıda kırmızı kapaklı Aydınlıkta onların "Proleter Devrimci Aydınlık " beyaz bir kapakla çıktı. Sonra söylem Kırmızı Aydınlıkçı ve Beyaz Aydınlıkçı olarak söylenir oldu. Ne yazık ki 12 Mart sonrası süreçte bürokratik beceri ile Aydınlık ismini kullanır oldular. Şimdi gençler Aydınlıkçı denilince bu kırk boya ile boyanmış olanları anlıyor. Şefik Hüsnülerin Reşat Fuatların Aydınlığına haksızlık edildiğinin de farkında olmuyorlar.
Kongre sonrası Mahir ile Mihri Abinin K.Esattaki evine gittik. Durumu anlattık. Çünkü Kongre öncesi Mihri Abi Ahmet Say ile haber göndermiş ve "DÖBlüler olay çıkartmasın !" önerisinde bulunmuştu. Saygısızlık diye anlaşılmasını istemediğimizden açıklama amaçlı evine gittik. Bizden on dakika önce bunlar da orada imiş ve malum şahıs ,"Kıyıcı polis gibi davrandı !" diyesiymiş. Umurumda bile olmadı.
Katılmadığı ve kendisinin liderliğin yaptığını söylediği eylemleri tek tek sayarım. Yüzlerce kişi hakkında sorgucularına ifade vermiş bu kişinin yanında hiç bir eski arkadaşının olmaması tesadüf müdür ?
Bir yalanını açıklamadan geçmeyeyim. Samsun - Ankara arasında yaptığımız "Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal " yürüyüşüne katıldığını söyler durur. Yürüyüşü saatte 5 km. yürümek şeklinde programlamış ve uyguluyoruz. Kendisinin buna uyması düşünülemez ve anlayışla da karşılanır. Ancak güzergah sırasında uğramak zorunluluğu duyduğumuz Alaca da çekilen ve Aydınlıkta yayınlanan bir fotoğrafta tam da benim bir ardımdaki kişinin kendisi olduğunun yazılması ilginçti.
Ancak kendisi ile bir dönem beraber olduğu arkadaşlarının kişiliği ile ilgili açıklamaları da bir o kadar ilginçtir.
Bu şahıs hiç bir zaman devlet aygıtını sosyalist düşünce doğrultusunda yeniden düzenleme fikrinde olmamış, çatışmaya da girmemiştir. Üç dünya görüşü, sovyetleri baş düşman kabul edişleri vs vs..
Ben sadece Denizin avukatlığını yapmadığını ,vekaletname almak için kendisinin Denize baş vurduğunu söylemekle yetineyim. Avukatlıkta şu veya bu nedenle vekaletini üstelik kendi talebinle aldığın
davada bu görevi yerine getirmemek suçtur. Kaldı ki bunun rantından yararlanmaya kalkmak ise kişiliğin aynasıdır.
Şimdilik bu kadar. O da değer mi diye uzun uzun düşündükten sonra...
Sevgi ile ve hakbilir olmanız dileği ile..

Önemli NOT: Bu anlattığım kesimde Deniz yeteri kadar neden yok diye düşünülebilir. Çünkü Deniz bu kesitte Sağmalcılar cezaevinde idi. Deniz devrimci gençli hareket içinde önderdi ve iktidarın boy hedefi haline gelmişti.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.