Dr. Mustafa ÇUKURYILDIZ
Enerji Kıskacı ve Avrupa’nın Stratejik Çıkmazı
Küresel Satranç Tahtasında Yeni Perde: Washington-Moskova Hattı, Enerji Kıskacı ve Avrupa’nın Stratejik Çıkmazı
Uluslararası ilişkiler teorileri, sistemin doğasını açıklarken genellikle uzun vadeli güç dengelerine, kalıcı ittifaklara ve kurumsal yapılara odaklanır. Ancak tarih, kimi zaman teorilerin on yıllarda öngöremediği dönüşümlerin birkaç gün, hatta birkaç saat içinde sahneye konulduğu keskin eşiklerden geçer. Bugün Akdeniz’den Doğu Avrupa’ya uzanan jeopolitik hat, tam da böyle bir kırılmaya tanıklık ediyor.
Libya’nın Doğusundaki yönetim ile Türkiye arasında atılan deniz yetki alanları (MEB) adımı, arkasındaki büyük güç mutabakatları, küresel enerji denklemindeki yeni dağılım ve Avrupa’nın kendi eliyle hazırladığı stratejik çaresizlik, uluslararası sistemin merkezinde yer değiştiren eksenin en net aynasıdır.
Konfor Alanından Kıskaca: Avrupa’nın Çift Taraflı Jeopolitik Hatası
Bu kırılmayı doğru analiz etmek için resmin başına, Avrupa’nın son yıllarda izlediği iki uçlu tehlikeli stratejiye dönmek gerekir. Bir yandan NATO’nun sınırlarını Rusya’nın dibine kadar genişleterek kendince mutlak bir güvenlik ve konfor alanı sağladığını zanneden Avrupa, diğer yandan euro’yu doların karşısında alternatif küresel bir güç haline getirerek Amerika’nın finansal ve ekonomik çıkarlarına meydan okuyordu. Brüksel, Ukrayna Savaşı’nı dahi bu büyük emperyal planın bahanesi yaparak hem Rusya’yı köşeye sıkıştırdıklarını düşünüyor hem de Atlantik ötesine karşı gizli bir özerklik alanı açmaya çalışıyordu.
Ancak Rusya, Soğuk Savaş sonrası dönemde kendi sınırlarında dengesini bulmaya çalışan uyuyan bir ayı gibiydi; Avrupa ise sürekli gürültüler çıkarıp , bazende taş atarak o uyuyan ayıyı uyandırdı ayağa kaldırdı. Realizmin en temel kuralı bir kez daha teyit edildi: Jeopolitik boşluklar ve kışkırtmalar, büyük güçleri en sert biçimde sahaya geri döndürür. Avrupa, kendi elleriyle uyandırdığı bu devasa güç karşısında asıl büyük şoku, Atlantik'teki müttefikiyle yüzleştiğinde yaşadı.
Doğu Libya-Türkiye Hattı: Yerel Dinamiklerin Ötesindeki Büyük Onay
Doğu Libya gibi çok aktörlü ve kırılgan sahalarda yerel güçlerin dış destek olmadan kalıcı ve bağlayıcı uluslararası anlaşmalara imza atması imkansıza yakındır. Doğu Libya yönetiminin Türkiye ile yaptığı deniz yetki alanları ve işbirliği hamleleri, ilk bakışta bölgesel bir satranç hamlesi gibi görünse de, perde arkasında Washington ve Moskova arasındaki büyük uzlaşıyı barındırmaktadır.
Hiçbir yerel aktör, sahadaki ağır askeri ve istihbarat varlıklarıyla Washington ve Moskova’nın doğrudan ya da dolaylı vetosu varken böylesi köklü bir anlaşmaya cesaret edemez. Bu durum, Realizmin "Büyük Güçler Konsensüsü" ilkesinin günümüzdeki en somut tezahürüdür: Sahadaki küçük ve orta ölçekli aktörler, ancak hegemonik güçlerin çıkarları örtüştüğü oranda hareket alanı bulabilir.
Alaska Zirvesi ve İki Devin Enerji Paylaşımı
Bu denklemin şifrelerini çözmek için bakılması gereken nokta, Vladimir Putin ile Donald Trump arasında Alaska’da gerçekleşen stratejik mutabakatlardır. Soğuk Savaş dönemi iki kutuplu blok mantığından farklı olarak, bugün Washington ve Moskova arasında ideolojik bir rekabetten ziyade, küresel kontrolü ve enerji kaynaklarını paylaşmaya yönelik pragmatik bir işbirliği zemini örülmektedir.
Amerika bugün dünyanın en büyük enerji ihracaatçılarından biri konumundadır; Rusya ise büyük bir enerji üreticisi olmakla birlikte küresel doğalgaz ve petrol piyasasının ana arterlerini elinde tutmaktadır. Bu iki devin çıkar örtüşmesi, sadece askeri sahaların değil, küresel enerji güzergahlarının da yeniden çizilmesini sağlamaktadır.
Amerika ve Rusya, Doğu Akdeniz’den Kuzey Afrika’ya uzanan hat üzerinde kendi kontrollerinde kontrollü bir düzen istemektedir. Türkiye’nin Libya ile kurduğu hukuki ve stratejik bağ, bu iki küresel aktörün onayından bağımsız düşünülemez. Washington, bölgedeki Rus etkisini dengelemek ve Türkiye’nin NATO içindeki stratejik kapasitesini kendi çıkarları doğrultusunda kanalize etmek isterken; Moskova ise Batı ittifakını bölen ve Akdeniz’deki dengeyi yeniden kuran bu hamleye yeşil ışık yakmaktadır.
Enerji Kıskacı ve Avrupa’nın Stratejik Çaresizliği
Bu küresel fırtınanın ve enerji paylaşımının en büyük kaybedeni şüphesiz Avrupa’dır. Enerjide neredeyse tamamen dışa bağımlı olan Avrupa kıtası, kendi eliyle kışkırttığı Rusya ile Ukrayna savaşı ile köprüleri attıktan sonra üç kat daha pahalıya Amerikan LNG’sine (sıvılaştırılmış doğal gaz) mecbur bırakılmış, Rusya'da doğalgazını piyasa fiyatına Çin ve Hindistan'a pompalamaktadır. Avrupa ise şimdi Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’daki yeni güç dengesiyle birlikte Akdeniz’deki enerji arama ve nakil koridorlarından da tasfiye edilme riskiyle karşı karşıyadır.
Brüksel’in Ukrayna krizini fırsat bilerek Rusya’yı köşeye sıkıştırdığını sandığı o kibirli tablo, bugün tam tersine dönmüştür. Şimdi hem Rusya hem de Amerika, uluslararası ilişkilerin katı realist politikalarının gereği olarak pragmatik bir ilişkiyle birleşmiş ve Avrupa’yı tamamen bir kıskaca almış durumdadır. Liberal uluslararası ilişkiler teorisinin kurumlar ve çok taraflılık masallarıyla uyutulan Brüksel bürokrasisi, kendi yarattığı bu kıssanın sonunda duvara çarpmıştır. Washington ve Moskova doğrudan hatlar üzerinden küresel haritayı çizerken, Avrupa’ya sadece bu yeni nizamı "hizaya gelerek" kabullenmek düşmektedir; Avrupa artık ne enerjide ne de jeopolitikte rahattır.
Sonuç: Yeni Küresel Nizamın Eşiğinde
Uluslararası sistemde birkaç günlük zaman dilimleri artık dönüm noktalarını temsil ediyor. Amerika ve Rusya’nın enerji ve jeopolitik çıkarlar doğrultusunda Akdeniz’de kurduğu bu örtülü işbirliği, euro’nun getirdiği finansal meydan okumayı ve NATO sınırlarıyla yaratılan konfor alanını cezalandıran, Avrupa’yı hizaya getiren yeni bir disiplin mekanizmasıdır.
Doğu Libya-Türkiye anlaşması bu devasa resmin en kritik taşlarından biridir. Asıl hikaye, kendi kışkırtmalarıyla uyuyan ayıyı uyandıran, dolar karşısında euro ile alan açmaya çalışırken devlerin hedefi haline gelen ve stratejik körlüğünün bedelini ödeyen Batı'nın çaresizliğidir. Avrupa bu gerçeği ne kadar çabuk kabul ederse çaresizliğini o kadar erken aşabilir; aksi takdirde, devlerin masasında karar verici değil, sadece tamamen kuşatılmış bir mahkum olmaya devam edecektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.