Bülent BAŞARAN

Bülent BAŞARAN

HAKİMLER, KANUNLAR ve AHLAK

HAKİMLER, KANUNLAR ve AHLAK

Delhi Yüksek Mahkemesi Yargıcı Justica J.R. Midha meslek hayatına veda konuşmasında şu etkileyici lafı etmiş;

“BİR MAHKEMEDE HER İKİ TARAF DA GERÇEĞİ BİLİR.
ASIL YARGILANAN HAKİMDİR.”

Bu duruma göre "Hakimler güvenilir midir?" sorusu ile beraber "Taraflar ahlaklı ve dürüst müdür?" sorusu da gündeme gelmelidir. Çünkü hakimin adil "yargılanması" için tarafların dürüst ve tarafsız olması gerekir.

Hep hakimlerin adil olup olmadığı, taraflı karar verip vermediği noktasından hukuku ele alıyor ve sürekli hakimlerin ahlakını tartışıyoruz. Hakimin ahlakını sorgularken, toplumun ahlakını ıskalıyoruz. Halbuki hakim, bizzat toplum tarafından üzerinde uzlaşılmış bir sözleşme olarak eline tutuşturulmuş bir ölçüm aracıyla yani kanunlarla karar veriyor. Mahkemede bir hakim; yalan yanlış ama hukuken geçerli delillerle, suçlu olduğu halde suçsuzluğunu "hukuken" ispat eden bir kişiyi berat ettirirse (suçsuz bulursa), hakim mi ahlaksızdır, taraflar mı? Emin olun böylesi bir davanın sonucunda hepimiz hakimin ahlaksızlığı ve satın alınmışlığı üzerinden yorum yaparız. Peki ya hakimi aldatan tarafa bir söz ediyor muyuz? Ya da onun hakimin bu yargılamada kullandığı kanunların özünü tartışmaya açıyor muyuz? Hayır!

d80f4161-39ba-44aa-97cc-87531f67a531.png

Bu anlamda hakim, hukuki olaylarda etken değil, edilgen bir rol oynuyor. Basit bir kanun uygulayıcısı durumuna düşüyor. Verilen bir karar eğer hoşa gitmediyse "hakim" suçlu ilan ediliyor. Halbuki hakim bu kararı kafasına göre yada vicdanıyla vermiyor. Ortaya konulmuş ve oylamayla kabul edilmiş kanunlardaki kıstasları kullanıyor. Hiç şunu sormuyoruz; "Hakimler taraflı ya da ahlaksız değil de, bizim kanunlarımız taraflı ve ahlaktan yoksun olabilir mi?

Elbette bu soruyu sormak bazılarının aklına geliyor. Ama bu soruyu sorduğunuz zaman hemen ardından, bu kanunları yapanlarla ve bu kanunlardan beslenenlerle bir hesaplaşma içine girmeniz gerektiği için korkuluyor. Bizim hukuk sistemimiz Roma ve İslam hukukunun bir karışımından oluşuyor. Ruhu gereği bu ikisi de güçlünün hukukudur. Egemen, güçlü ve soylu sınıflarca hazırlanmıştır.

Her iki hukuk sisteminde de kanunlar, sömürünün legal hale getirilmesi için kurgulanmış metinlerdir. Yani kanunlar; zenginlerin ve onların beslemesi olan siyasetçi ve bürokratların, insanların ellerinden haklarını almasını meşrulaştıran bir aygıttır. Meşhur bir söz vardır; "Şeriatın kestiği parmak acımaz."

Üniversitede okurken kendisini "yeşil komünist" olarak tanımlayan bir hocam vardı. "Bir ülkede ne kadar çok kanun varsa o ülke, o kadar geridir. O halk o ölçüde ahlaktan ve vicdandan uzaklaşmıştır. Bakın modern ülkelere, çoğunda çok az yazılı hukuk metni vardır" derdi. Biz kaybettiğimiz ya da hiç kazanamadığımız; vicdan, ahlak, dayanışma, dürüstlük, doğruluk ve adalet gibi insani özellikleri, peşi peşine yazdığımız binlerce sayfa ayrıntılı kanunlarla sağlamaya çalışıyoruz. Halbuki tüm bunlar, mahkeme salonlarında değil, ailede ve eğitim sisteminde elde edilir. Toplumun tüm ahlaki yoksunluğunu, hakimler üzerinden aklıyoruz. Bence bu konuda da yanlış yere vurmakla enerji harcıyoruz.

"Hukukun üstünlüğü" kavramını bir de bu açıdan ele almak gerekir. Hangi hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Hukukun kendisi tarafsız değilse, onun üstün olması bizim ne işimize yarayacak? Hakimler yüzde yüz "hukuki normlara - kanunlara" uygun karar verse, "adil yargılama mı" yapılmış olacak? Bence bu sorunun cevabı; hayır!

Özetle; hakimlerin kişilikleri ve ahlakları üzerinden değerlendirme yaparken, toplumun ya da tarafların ahlakını, kanunların özünü ve vicdana uygunluğunu da gözden geçirmeliyiz. Tüm onurlu yargı mensuplarına ve yargının aldatılması yönünde hareket etmeyen onurlu avukatlara selam olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.