Doğan ÖZGÜDEN
KOMEYNİ'NİN YANINDAN 2 YIL SONRA İDAM MANGASINA!
Komeyni'nin 46 yıl önce Iran'a dönüşünün yıldönümü üzerine
Demokratik Direniş hareketi tarihimizden dramatik bir yaprak:
KOMEYNİ'NİN YANINDAN 2 YIL SONRA İDAM MANGASINA!
Bundan tam 43 yıl önce, 1 Şubat 1979'da Ayetullah Komeyni sürgünde bulunduğu Paris'ten uçakla Tahran'a dönmüş, böylece sadece İran'ın değil, tüm dünyanın önünde yeni bir sayfa açılmıştı. Türkiye'de 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin nedenlerinden biri de, İran'da kurulan islamcı rejimin kendi çıkarlarını tehlikeye düşürmesinden endişelenen ABD'nin Türkiye'yi tamamen kendisine bağlama hesabıydı.

Kendisini Paris'ten Tahran'a götüren uçakta Komeyni''ye refakat eden, yeni yönetimde dışişleri bakanlığı da yaptıktan sonra islami rejime karşı çıktığı gerekçesiyle tutuklanıp 1982'de kurşuna dizillecek olan Sadık Kutbizade idi.
Sadık, Şah yönetimi döneminde uzun yıllar yurt dışında direniş hareketlerinde yer almıştı.
70'li yıllarda Türkiye Demokratik Direniş hareketinin Paris'teki çalışmaları sırasında ilişki kurduğumuz ve dayanışma gördüğümüz çeşitli uluslardan direnişçiler arasında Sadık da vardı.
İşte Sadık'la ilgili birkaç anı:
...
1973 başında Paris'ten Amsterdam'a geçerek Hollandalı milletvekili Piet Dankert'le görüşmemiz gerekiyoru. Daha sonra Avrupa Parlamentosu başkanı olan Dankert Avrupa Konseyi'nde 12 Mart rejimine karşı en kararlı mücadele veren milletvekillerindendi.
Sahte pasaportla yapacağımız seyahatte, özellikle Türk tarafının provokasyonlarından dolayı başımıza herhangi bir iş gelmemesi için Amnetsy International'in Fransa sorumlusu Marie-Josée Protais ile uzun uzun görüştük. Bizim Belçika-Fransa sınırından kaçak geçmemize yardımcı olmak üzere Amnesty International'in Lille'deki sorumlularıyla temas kurdu.
Marie-Josée Fransa’dan ayrılmamızdan önce bizi ailesiyle tanıştırmak istiyordu. 24 Aralık 1972 gecesi yapılan Noël kutlamalarının ertesi günü de geleneklerine bağlı aileler dostları için mükellef bir öğle yemeği organize ediyorlardı. Gittiğimizde ailenin tüm fertleri, uzak yakın, oradaydı ve o güne kadar hiç görmediğimiz türden bir sofra hazırlanmıştı.
Marie-Josée’nin daha önceleri tanıştırmış olduğu İran’lı arkadaşı Sadık Kutbizade de oradaydı. Sadık gerçekten son derece hoşsohbet, yol yordam bilen, entellektüel bir arkadaştı. İktidardaki Pehlevi ailesinin en büyük rakibi Kutbizade ailesinin iyi eğitim görmüş çocuğuydu. Genç yaşta Şah aleyhtarı eylemlere karışmıştı, Paris’te siyasal mülteci olarak bulunuyordu. Konuşmalarında Şah yönetimini sürekli soldan eleştiriyor ve Türkiye’deki direniş hareketini yürekten desteklediğini söylüyordu. Tudeh’çi değildi, ama siyasal söyleminde Tudeh’çilere göre daha sol, daha anti-emperyalistti.
Sofraya oturduğumuzda, tabaklarımızın çevresinde boy boy içki kadehleri, çeşit çeşit çatal bıçak vardı. Hiç tanımadığımız bir protokolle karşı karşıyaydık. İlk şarap servisi yapılacağı sırada Marie-Josée, sofradaki en genç erkek olarak servisi benim yapmamı önerdi.
Şaşırmıştım. Hangi bardağa servis yapacaktım? Sadık tereddüdümü görünce, imdadıma yetişti:
- Hayır dedi, servis bana ait…
Şişeyi tutuşundan, şarabı bardaklara koyuşundan bu konuda son derece deneyimli olduğu belliydi. Ama herkese içki dağıttığı halde, kendisine hiçbir şey koymamıştı.
- Sadık, sen niye içki almıyorsun. Sağlık sorunun mu var?
- Hayır hayır, bir şeyim yok, turp gibiyim. Ama halkımın değerlerine saygılı olmak için artık içki içmiyorum.
Sadık’ın bu tavrının nedenini yıllar sonra anlayacaktık. İran’da Şah diktasına karşı Ayetollah Komeyni liderliğinde oluşan dinsel muhalefet Sadık’ı da etkilemişti. Nitekim Komeyni 1978’de sürgün bulunduğu Irak’tan da kovulup Paris’e geldiğinde, Sadık da onun çevresine dahil olacak, 1979’da Komeyni ile birlikte İran’a giderek önce İran Ulusal Radyo ve Televizyonu’nun müdürlüğünü, ardından da dışişleri bakanlığını üstlenecekti.
....
Hollanda'ya giderek görüştüğümüz Piet Dankert daha sonra Türkiye’ye gizli bir ziyaret yaparak insan hakları ihlalleri konusunda yerinde bilgi topladı. AKPM Başkanlık Divanı’nın 22-23 Mart’ta Paris’te yapacağı toplantıdan önce , Türkiye’den getirmiş olduğu belgeler ve tanıklıklarla bir basın toplantısı yapmaya karar verdi.
Türkiye seferinin organizasyonunda birinci derecede rol oynadığımız halde ne İnci ne de ben Dankert’in basın topantısını güvenlik nedenleriyle izleyemeyecektik.
Toplantıyı, Paris’te kuruluşunu tamamladığımız enformasyon merkezi adına Jak Şalom’un izlemesine karar verildi. Bir aksilikle karşılaşmamak için toplantıyı ikinci gözlemci olarak izlemesini İran muhalefet hareketinin önemli isimlerinden dostumuz Sadık Kutbizade’den rica ettik. Memnuniyetle kabul etti.
Dankert’in basın toplantısı başarılı geçmişti. Ertesi gün başta Fransız medyası olmak üzere Avrupa gazete ve televizyonlarında büyük yankı buldu. Ardından da Dankert ayrıntılı raporunu AKPM Siyasal İşler Komitesi’ne sundu. Bunun üzerine ertesi gün toplanan AKPM Başkanlık Divanı, Türkiye’deki hak ihlallerinin inkar edilemezliğini dikkate alarak Türkiye konusunda bir araştırma komitesi kurulması önerisini 14 Mayıs’ta Strasbourg’ta toplanacak olan Siyasal İşler Komitesi’nin gündemine koydu.
Bu iki yıla yakın devam eden sistemli çalışmaların uluslararası plandaki ilk önemli başarısıydı.
Sadık’la bu son görüşmemizdi. Daha önce de bahsettiğim gibi, 1979’da Komeyni ile birlikte İran’a giderek önce İran Ulusal Radyo ve Televizyonu’nun müdürlüğünü, ardından da dışişleri bakanlığını üstlenecekti.
Ama Fransız devriminin önde gelen liderlerinden Danton'un kısa bir iktidar döneminden sonra anlaşmazlığa düştüğü Robespièrre tarafından giyotinle öldürtülmesine atfen söylenen "her devrim önce kendi çocuklarını yer" ifadesindeki gibi, Sadık 15 Eylül 1982’de Komeyni’ye karşı komplo hazırlamakla suçlanarak idam edilecekti.
(Doğan Özgüden, "Vatansız" Gazeteci, Cilt II, Sürgün Yılları, Belge Yayınları, 2012 İstanbul)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.