Doğan ÖZGÜDEN
KARADENİZ'DE KATLEDİLİŞLERİNİN 105. YILDÖNÜMÜ
28-29 Ocak Türk Devleti'nin hesaba sığmaz siyasal cinayetlerinden ilkinin 105 . yıldönümü… 1921'in o günlerinde Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi ve yoldaşları Karadeniz kıyılarında alçakça katledilmişlerdi. Saygıyla anıyoruz.
Bu cinayetin hangi bağlam içinde kimlerin tertibiyle nasıl işlendiği ülkemiz tarihinin hâlâ tartışılan en önemli konularından biriydi, onyıllarca tabu olarak kalmış, kendi kurduğu partisi dahi üzerine gitmemişti.
Daha da düşündürücü olan Moskova'nın bu konudaki suskunluğu idi. Sovyet iktidarı bu cinayet karşısında hiçbir tepki göstermediği gibi, Rusya Şûraları Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti 16 Mart 1921’de TBMM Hükümeti'yle bir dostluk anlaşması imzalayacaktı.
Mete Tuncay'ın dediği gibi "Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katli karşısında Sovyetler'in ve Komintern’in takındığı tavır dünya solculuğunun gelişme süreci bakımından bir dönüm noktasıydı."
Türkiye'deki rejim ne olursa olsun Sovyet iktidarı o rejimle ilişkilerini tehlikeye sokacağından endişe ettiği konuları asla ön plana çıkartmayacaktı.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarını Ankara'ya girmelerini engellemek üzere Karadeniz'e yönlendirenin Kazım Karabekir Paşa olduğu, ancak onun da bu yönlendirmeyi Mustafa Kemal'in bilgisi dahilinde yaptığı biliniyor.
Trabzon sahillerinde katliamı gerçekleştiren ise Enver Paşa'nın yakını olarak bilinen Kayıkçılar Kahyası Yahya ve adamları. Yahya, Ankara yönetimi tarafından kirli işlerde uzun süre kullanıldıktan sonra Mustafa Kemal’in Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı Bey tarafından katledildi.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesi tıpkı Ermeni, Asuri, Pontüs ve Kürt kırımları gibi Kemalist iktidar ve onun takipçilerinin baskısıyla onyıllarca tarihin karanlığına gömülmüştü.
Mustafa Suphi adını 1948 yılında, ben daha 12 yaşındayken, Ankara'nın İsmet Paşa Mahallesi'nde, daha sonra bir komünist tevkifatında içeri alınacak terzi komşumuzdan duymuştum... Mustafa Suphi'nin yoldaşlarıyla birlikte Karadeniz'de nasıl vahşice katlediklerinin kısa öyküsünü…
Gazeteciliğe başladıktan bir süre sonra 1951 komünist tevkifatından yatanlar birbiri ardına hapisten çıkıp dönmeye başladı. Yaşları benden hayli ileri komünist dostlarımla, gece gazeteyi bağladıktan sonra, sabahlara dek süren sohbetler, tartışmalar… Ve Ruhi Su… Bir gün Izmir'e geliyor. O dar dost çevresinde gür sesiyle Mustafa Suphi'yi söylüyor.
Yaralarım tuz içinde kanıyor
Uyku gelmiş ela gözler sönüyor
Bir yanımda Suphi Nejat ölüyor
Bir yanım deryada çalkanır şimdi
Artık Mustafa Suphi'yi daha iyi tanıyorum. Düşün ve eylem adamı Mustafa Suphi… Devrimci Mustafa Suphi… Ve 1912'de İfham'ı, Ekim Devrimi'nden sonra Moskova'da Tatar ve Başkırt devrimcileriyle birlikte ilk Türk komünist gazetesi Yeni Dünya'yı yayınlayan gazeteci Mustafa Suphi…
Sol hareketin kök ve dal salmaya başladığı 60'lı yıllar… SBF öğretim üyesi Mete Tuncay Türkiye komünist hareketinin geçmişine ilişkin bilimsel araştırmalara girişmiş. Gazeteci arkadaşım Teoman Okaygün'ün esas olarak bu araştırmalara dayanarak hazırladığı "Yakın tarihin en korkunç siyasi cinayeti: Mustafa Suphi nasıl öldürüldü?" yazısını Ant Dergisi'nin 12 Aralık 1967 tarihli sayısında yayınlıyorum.
Atatürkçü şartlandırmalar içinde yetiştirilmiş gençler giderek Mustafa Kemal'in bu faciadaki konumunu, genel olarak da komünist harekete karşı tutumunu sorgulamaya başlıyorlar. Hasan İzzettin Dinamo'nun Kutsal İsyan'ı bu tartışmalara daha da ışık tutuyor.
Aylık Ant'ın Ocak 1971 sayısında Mustafa Suphi üzerine iki yazı daha yayınlıyorum:
- Tatar Bolşevik lideri Sultan Galiyev'in 16 Temmuz 1921 tarihli "Mustafa Suphi ve Yapıtı" başlıklı yazısı.
- B. Ömerov ve R. Sakirbekov'un 1963'te Semerkant'ta yayınlanmış olan "Ateşli devrimci" yazısı.
Ant Yayınları arasında Mustafa Suphi üzerine daha kapsamlı bir kitap yayınlayabilmenin araştırmalarını yaparken, 12 Mart Darbesi, tüm çalışmalarımız gibi bu araştırmayı da engelliyor.
Sürgün yıllarında büyük bir açlıkla araştırdığım konulardan biriydi Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesi…
1972'de Paris'te sürgün arkadaşım şair Ataol Behramoğlu da Mustafa Suphi konusunu sürekli araştırıyor, Mustafa Suphi Destanı'nın ilk bölümlerini kağıda döküyor. Yazdığı bölümleri büyük bir heyecanla İnci'yle bana okuyor.
Ataol 1973'te Moskova'ya gitmeye karar verdiğinde, oralarda Mustafa Suphi üzerine ne bulursa getirmesini rica ediyorum.
Ataol Moskova'dan tam da Brüksel'de Info-Türk yayınlarını hazırlamaya başladığımız günlerde dönüyor. Lenin Kütüphanesi'nde 3v 15-11-134 dizi numarasıyla kayıtlı "28 Kanunusani 1921"'in fotokopilerini getirmiş. Hemen iki bölüm halinde arka arkaya yayınlamaya karar veriyoruz.
Ancak kitap Arap harfleriyle dizilip basılmış. Aramızda eski yazı bilen de yok. Neyse ki, o sırada Türkiye'den bizi ziyarete gelmiş olan İnci'nin babası Burhan Tuğsavul hızır gibi imdadımıza yetişiyor. Hemen çalışmaya koyuluyoruz.
Burhan Bey kitabı ağır ağır okuyor, ben de bir yandan stenografiyle not tutuyor, bir yandan da notlarımı daha sonra irdeleyebilmek için okuduklarını banda alıyorum. Kitabın latin harflerine geçirilmesini, birinci bölümünün küreli IBM'de dizilerek baskıya hazır hale getirilmesini İnci’yle birlikte sanıyorum bir hafta on gün kadar kısa bir sürede tamamlıyoruz.
Osmanlıca ağırlıklı metnin yeni kuşaklar tarafından anlaşılabilmesi için sonuna bir de Osmanlıca-Türkçe sözlük ekliyoruz.
Kitabın ilk bölümünü 1974 yazında "Mustafa Suphi, kavgası ve düşünceleri", ikinci bölümünü de 1975 başında "Mustafa Suphi ve yoldaşları" adı altında yayınlıyoruz.
https://www.info-turk.be/Mustafa%20Suphi.pdf
https://www.info-turk.be/MSuphiveYoldaslari.pdf
Daha sonra iki bölüm birlikte "Mustafa Suphi ve yoldaşları" adıyla tek kitap olarak Türkiye'de ilk kez 1977 yılında kızkardeşim Çiğdem’in kurduğu Güncel Yayınlar tarafından basılıyor.
Bu konu hâlâ tam anlamıyla aydınlatılmış değil...
TBMM'nin 22 Kânunisâni 1337 (22 Ocak 1921) tarihli Gizli Celse Zabıtları, o dönem Sovyet Rusya’dan gelen altın ve silah yardımlarına rağmen Mustafa Kemal’in komünizme ne denli karşı olduğunu, bir hafta sonra Karadeniz sularında katledilecek Mustafa Suphi ve yoldaşlarına karşı milletvekillerini nasıl kışkırttığını açıkça ortaya koyuyordu…
Değme polisiye romanlara ve de son zamanlarda Türk televizyonlarında yayınlanan dizilere taş çıkartacak bu cinayetlere tüm çıplaklığıyla netlik kazandırmak, eğilimleri ne olursa olsun, tüm tarihçi ve araştırmacıların görevidir.
Bu konuda da tabular artık yıkılmalıdır!
---------
Bu cinayetin hangi bağlamda hangi siyasilerin tertibiyle ve kimler tarafından işlendiği, kimler tarafından nasıl unutturulmak istendiği üzerine Artı Gerçek’te 25 Ocak 2018'de yayınlanan "Mustafa Suphi Cinayeti'nden Afrin'e Moskova Muamması” ve 14 Kasım 2019’da yayınlanan "NATO kafa NATO mermer…”başlıklı yazılarımda ayrıntılı bilgi vermiştim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.