Bülent Hakan ALTUNCU
SOSYAL YARDIMLAŞMA, DERNEK VE VAKIFLAR
SOSYAL YARDIMLAŞMA, DERNEK VE VAKIFLAR
Arkadaşlar bu yardım organizasyonlarından tehlikeli bir şey yoktur kendimden biliyorum!
Bundan birkaç yıl önce ekonomik durumu kötü bir emekçi kardeşimin sanayi de çalışan çocuğu tamir etmeye çalıştıkları arabayı başka bir sanayideki bir ustaya göstermek için ustasının emriyle alıp yola çıkmış. Yolda polis karşısına çıkmış, ehliyeti olmadığı için panikleyip polis çevirmesinden kaçmış, polisler peşine düşmüş, bir yerde yakalayıp, durdurmuşlar ve darp etmişler çocuğu ve kırk küsür bin lira ceza kesmişlerdi çocuğa.
Kadın çocuğunun morarmış ve bitik haline görünce hemen hastaneye koşmuş. Fakat hastayı gören doktor gören hastane polisinin müdahalesiyle çocuğa bir rapor yazmamış. Yanlış hatırlayabilirim yazdıysa da gördüğü darp izlerini raporuna yazmamış.
Eşim kadının perişan hali vaziyetini bana anlattı. Çocuğunun haline mi yansın, yoksa ödemesi imkansız cezaya mı? Hemen aradım kendisini, tekrar hastaneye başvurup rapor almasını, alamazsa falanca gazetelere ve tv lere durumu anlatmasını istedim. Yeni bir raporda almadı, mesaj attığı medya organlarından da bir geri dönüş almadı.
Bende kendisini en azından maddi yönden rahatlatmak için işin o kısmını hiç düşünmemesini o kısmı halledeceğimi söyledim kendisine. Bir mahcubiyet, bir minnettarlık, bir dualar ki anlatamam. Gurur duydum kendimle.
Çünkü ben ömrü hayatımda ne kadar darda kalsam da kimseden para isteme cesareti gösterememiş birisiyim. Nasıl olsa şundan isterim deyip parasız kalınca en yakınım ve çok zengin kişilerden bile okulum bittiği halde yirmi gün yanlarında kalıp ha bugün ha yarın memlekete dönüş biletimin ücretini istemeye cesaret ederim beklesem de isteyememiş birisiyim.
Kadının durumu çok ciddiydi. Hiç yapmadığım bir şeyi yapıp, iş yerimdeki meslektaşlarıma bu durumu anlatıp onlardan para toplamayı planladım. Üstelik bir kısmının dinleyip etkilenmeyeceğini, bir kısmının ise hiç dinlemeyeceğini bildiğim halde. Çünkü o andan 7-8 yıl önce görme engelli arkadaşlarla bir halk müziği konseri düzenlemiştik. Amacımız bu konserden bir gelirimiz olursa derneğin sandalyelerini ve tüllerini yenilemekti. Bu durumu da hepsine izah ederek bilet satmaya çalıştım. Bugünün parası ile bilet fiyatı 20 veya 40 TL civarıydı fakat bir kısmı bilet almamıştı. Hatta birisi bilet fiyatı 40 TL ise cebinde 50 TL olduğundan ve benim ona 10 TL verecek bozuk param olmadığından bilet almaktan vaz geçmişti.
Böyle bir kesimden para dilenecektim ama verirlerse verirler, vermezlerse paranın tümünü ben zaten kendi cebimden ödemeyi göze almıştım. Çok zorlanarak olsa bu işr kuruldum. Verenler oldu vermeyenler oldu ama sonuçta elime geçen para çocuğun cezasını ödeyecek tutarı buldu. İşte bu noktada şeytan beni yokladı, parayı topladın ver kadına parayı rahatlasın, senden de hiç para çıkmasın. Ama vicdanım araya girdi sen gerekirse kırk küsür bin lirayı kendin ödeyecektin, şimdi parayı bulunca hiç mi bir yardım etmeyecektin. Utandım kendimden, özüme geldim ve içimden gelen bir miktar parayı da topladığım paraya ekleyip kadına gönderdim.
Peki toplaması gereken paranın fazlasını toplayan herkesin bu topladıkları paranın fazlasını da muhtaç kişiye teslim ettiklerine ne kadar emin olabiliriz.
Yani demem şu: Bu sosyal yardımlaşma, dayanışma işleri bu işleri organize edenleri bir yerden sonra; çalıştım, emek sarf ettim, zaman harcadım diye bu işten maddi kazanım elde etmeye sevk edebilir. Zaten yüz yıldır cami yardımı toplayan insanların topladıkları paradan pay aldıklarını bilmiyor muyuz?
O zaman devlet hiçbir vatandaşını bir diğerine muhtaç etmemeli, zora, dara düşen her vatandaşının imdadına kendi yetişmeli, onları kendisi dışında hiç kimseye, derneğe, vakıfa muhtaç etmemeli.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.