BÜLENT BAŞARAN; SİVAS ve 12 EYLÜL
Madımak'ta yaşananları politize olmuş bir avuç solcu Alevinin ve Sosyalistlerin sorunu olarak görüp, cümlelerinin arkasına "AMA"lar ekleyerek, sorunu çocuk bezi tutar gibi ucundan tutanlar şimdi bu sistemin nasıl bir insan öğüten değirmen olduğunu hala g
SİVAS ve 12 EYLÜL
Bülent BAŞARAN
Bundan 33 yıl önce alevlerin arasında, sonraki 33 yıl içinde de adliyenin tozlu raflarında kaybettiğimiz "aydınlığı, insanlığı ve adaleti" şimdi "kamuoyu vicdanında" arıyoruz. Bu 33 yıl boyunca Sivas'ta yaşananlardan sonra asla gerçekleşmeyen adalet aslında bugün gelinecek noktanın habercisiydi. O günlerde mavi kaplı dosyaların içinde kaybolan adalet, bir daha gün yüzü göremedi. İş artık rejim içi güçlerin bir rövanş yada öç alma mücadelesine dönüştü.
Madımak'ta yaşananları politize olmuş bir avuç solcu Alevinin ve Sosyalistlerin sorunu olarak görüp, cümlelerinin arkasına "AMA"lar ekleyerek, sorunu çocuk bezi tutar gibi ucundan tutanlar şimdi bu sistemin nasıl bir insan öğüten değirmen olduğunu hala görmüş değiller.
Sorunu hala partiler ve iktidarlarla alakalı bir şey olarak ele alıp, basit bir iktidar değişimiyle hayalperest bir biçimde "her şeyin güzel olacağını" sanıyorlar.
Belki darbe yıllarıyla kıyaslanabilecek bir faşizmin egemen olduğu 90'lı yılları analiz etmeden, o dönem olan her şeyi "terörün zirve yaptığı yıllar" cümlesiyle, bir devlet refleksi olarak tanımlayıp rejim kutsayıcı bir biçimde geçiştirenler, bugün olanları da salt AKP iktidarı üzerinden tanımlayarak dolaylı da olsa 12 Eylül'ü meşrulaştırmış oluyorlar.
Sivas katliamını ve Uğur Mumcu'nun öldürülmesini o günlerde anti laik İslamcı İran rejiminin eğittiği bir çetenin işi sığlığında tanımlayanlar, en son İran ABD savaşında bile bu İran karşıtlıklarını utangaç bir biçimde sürdürdüler. Aynı şekilde; doğuda boşaltılan köyleri, yaşanan sürgünleri, gözaltında buharlaşan faili meçhulleri, Gazi Mahallesi olaylarını, Metin Göktepe'nin katledilmesini, cezaevi açlık grevlerini ve Cumartesi annelerinin çığlıklarını "terör" başlığı altında kategorize ederek yine 12 Eylül rejimini temize çektiler.
O dönemde ister siyasal bir simge olarak olsun, isterse samimi inancıyla olsun saçını kapatmak isteyen kadınlara yapılanlar da yine aynı biçimde "rejimi koruma" refleksi ile alkışlandı. Tek tehlike "şeriat" olarak gösterilerek tüm sorunlar "laik-anti laik" çelişkisi üzerinden ele alındı. Saçı kapalı kadınlar üniversitelere sokulmazsa Türkiye'nin yakın uzak tüm tehlikelerden arınacağı düşünüldü.
Herkes zokayı yuttu çünkü bu bir tuzaktı.12 Eylül, "çok partili" fakat neredeyse "tek ideolojiye" sahip kendi siyasal habitatını yaratıyordu. "Terör, bölünme ve Şeriat gelecek" korkusu, insanların entelektüel, sanatsal ve siyasal bilinçlerini yok edecek biçimde bir zehir gibi zerk edildi. İdeolojiler birer öcüye dönüştürülerek, rejimi kutsallaştıran faydacı paradigmalar ortaya atıldı. Dikkatler rejimin üzerinden uzaklaştırılarak sürekli siyasal partilerin hatta onların liderlerinin üzerine çekildi. Birbirinden farksız parti programları sanki temelden birbirine karşıtmış gibi hikaye edildi.
90'lı yıllar anlaşılmadan ve çözümlenmeden, o döneme ilişkin sorgulamalar ve hatta özeleştiriler yapılmadan bugünün anlaşılması imkansızdır. Sivas olaylarını planlayanlarla, üniversitelere başı kapalı kızları sokmayanlar yada Sincan'da tankları yürütenler aynı kişilerdi. Susurluk karanlığı ile Gazi Mahallesi olayları yada Metin Göktepe'nin katledilmesi de yine aynı elden çıkmıştı.
O günlerde olayların mağdurları feryat figan sokaklarda bağırırken, rahat koltuklarında "devlet ve rejim" kutsaması yapan tatlı su muhalifleri, şimdi sıra kendilerine gelmesine rağmen hala sorunu bir partide arıyorlar. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa başlarına bu boyutta bir saldırı geldiği için ne yapacaklarını bilemez haldeler. O günlerin acılarını yaşayanlar ise bunun bir parti meselesi olmadığını bildikleri için soğukkanlı bir biçimde, kimliklerine veyahut ideolojilerine bağlı kalarak olayları analiz etmeye ve yaratılan 12 Eylül rejimiyle mücadele etmeye çalışıyorlar.
Sivas; bir partinin, bir siyasetçinin, bir iktidarın yada ithal edilmiş bir çetenin işi değildir. Sivas; tıpkı Çorum ve Maraş'ın olduğu gibi 12 Eylül rejiminin orijinal mahsulüdür. Sivas'ta olanlar da dahil 90'lı yıllarda yaşananlar, bu rejimin düşman olarak kodladığı "ötekileri" işaretleme biçimidir. Anayasası, hukuki normları, kültürü, sanatı ve siyasal alışkanlıklarıyla beraber 12 Eylül rejimi topyekün ortadan kaldırılmadan kurtuluş sağlanamayacaktır. Sineklerle mücadele etmek yerine, bataklık kurutulmalıdır. "Ben bütün sinekleri yakalayıp, sizi kurtaracağım" diyen bir kahraman yaratma çabası çok daha beter sonuçlar yaratacaktır. Bunu kim söylerse söylesin bu bir yalandır. Saygılarımla...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.