ŞEREF ÖZKAN:SİYASETİN İLKEL AKLI: KORKUYLA ÖRÜLMÜŞ BİR İTAAT DUVARI
İnsan türü, milyonlarca yıl boyunca karmaşık analizlerle değil, hızlı ve içgüdüsel tepkilerle hayatta kaldı. Tehlikeyi sezmek, sürüye sığınmak, güçlü olana biat etmek ve o meşhur "biz ve onlar" ayrımını yapmak… Bu kodlar hâlâ içimizde bir yerlerde taptaz
SİYASETİN İLKEL AKLI: KORKUYLA ÖRÜLMÜŞ BİR İTAAT DUVARI
Şeref ÖZKAN
Günümüz siyaseti artık bir "hakikat üretme" alanı değil; devasa bir "duygu mühendisliği" laboratuvarı. Politikacı artık aklımıza hitap etmiyor; doğrudan sinir sistemimize sızıyor.
Siyasetin dili uzun zamandır değişti. Artık kimse bizi rasyonel argümanlarla ikna etmeye çalışmıyor; aksine, bizi rasyonel düşünceden uzaklaştırmak için her türlü yola başvuruyorlar. Çünkü biliyorlar ki: Akıl sorgular, duygu ise sadece harekete geçer. Modern politikacı, düşünceyi değil, refleksleri örgütlemeyi tercih ediyor.

İlkel Zihnimizin Siyasal Kuşatması
İnsan türü, milyonlarca yıl boyunca karmaşık analizlerle değil, hızlı ve içgüdüsel tepkilerle hayatta kaldı. Tehlikeyi sezmek, sürüye sığınmak, güçlü olana biat etmek ve o meşhur "biz ve onlar" ayrımını yapmak… Bu kodlar hâlâ içimizde bir yerlerde taptaze duruyor. Modern toplumun ince ve zarif görünen kabuğu altında, o ilkel zihin çalışmaya devam ediyor. Bugünün siyaseti, işte tam olarak bu ilkel zihinle konuşmayı seçiyor.
Korku: Düşünmenin En Büyük Düşmanı
Siyasi dilin neden sürekli "beka", "kuşatma", "ihanet" ve "dış güçler" kelimeleri etrafında döndüğünü hiç düşündünüz mü? Bunlar sadece tesadüfi kelimeler değil; doğrudan bilinçaltına gönderilen acil durum sinyalleridir.
Kural basittir: Korkan insan özgürlük istemez, güvenlik ister. Güvenlik arayan insan ise her türlü itaate razıdır. Korku, düşünmenin baş düşmanıdır. Düşünen insan yavaşlar, analiz eder; ancak korkan insan hızla saf tutar. Siyasetin istediği de tam olarak budur: Sorgulayan bireyler değil, hızla saf tutan kalabalıklar.
Öfkenin Yönünü Değiştirmek: "Yatay Öfke" Hilesi
Öfke, eğer doğru bir adaletsizliğe kanalize edilebilirse büyük bir değişim yakıtı olabilir. Ancak manipüle edildiğinde, toplumları içten içe kemiren bir linç kültürünün motoruna dönüşür.
Ekonomik krizler mi var? İşsizlik mi artıyor? Siyaset, bu yapısal sorunların sorumluluğunu üstlenmek yerine hedef şaşırtır. Sistem sorgulanmasın diye "hainler", "ötekiler" veya "hayali düşmanlar" üretilir. Böylece öfke yukarıya, yani gerçek sorumluya akacağına; yataya, yani komşuya, iş arkadaşına, "öteki" mahallenin insanına akar. Bu, tarihin en eski ve en başarılı hilesidir: Gerçek sorumluyu görünmez kıl, sahte düşmanlar yarat.
Kimlik: Tartışma Zemini Değil, Savunma Hattı
Din, millet, bayrak ve gelenek… Bunlar bir toplumun hafızasıdır. Fakat siyaset bu kutsalları birer tartışma zemini değil, dokunulmaz birer "savunma hattı" haline getirdiğinde akıl geri çekilir. Çünkü kimlik tartışılmaz, sadece savunulur.
Artık bir mesele hakkında "Bu doğru mu?" sorusu sorulmuyor. Onun yerine "Bu bizden mi?" sorusu belirleyici oluyor. Hakikatin yerini aidiyetin aldığı bu noktada, düşünen bireylerin yerini, sadece savunan ve saldıran kitleler alır.
Vatandaştan Müritliğe
Belirsizliklerin ve krizlerin arttığı dönemlerde insanlar çözümden çok, bir "güven limanı" arar. İşte bu noktada siyaset programlardan kopar ve kişilere bağlanır. Lider artık bir temsilci değil; bir baba, bir kurtarıcı, bir "Reis" figürüne dönüşür. Eleştirilemez, sorgulanamaz ve yeri doldurulamaz hale gelir. Bu eşik aşıldığında ise "yurttaş" ortadan kalkar; yerine sadece sadakat ve bağlılık duyan kitleler gelir.
Sonuç: Dönüşümün Anahtarı
Unutmamalıyız ki; korkuyla yönetilen toplum itaat eder, öfkeyle yönetilen toplum parçalanır. Ancak bu sarmaldan çıkış yolu hâlâ elimizde. Siyasetin bu ilkel mekanizmalarını fark etmek, o büyüyü bozmanın ilk adımıdır.
Çünkü her şeye rağmen: Düşünebilen toplum değiştirir.
-Ordu Kent Gazetesi Ordu'nun vicdanıdır-
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.