Bülent BAŞARAN
NİHİLİST PENGUEN NEDEN ÖVÜLÜYOR?
NİHİLİST PENGUEN NEDEN ÖVÜLÜYOR?
Sınıflı bir toplumda demokrasi olamaz. Ne köleci toplumlarda, ne feodal krallıklarda, ne de günümüzün kapitalist devletlerinde demokrasi yoktur, olmamıştır, olmayacaktır. Mantıksal, bilimsel ve siyasal bu gerçekliği bir kenara iterek, "mevcut sistem dahilinde" demokrasi isteyenler, bunu herhangi bir partinin getireceğine inananlar veya mümkün olacağını iddia edenler rüya görüyorlar. Bunu sağlayacağını iddia eden partiler ise gerçek dışı bu popülist söylemle, mevcut koltuklarını korumayı ve sistemin nimetlerinden daha çok pay almayı istiyorlar.
Toplumların %10'unu temsil eden burjuva sınıfı ve onun çeşitli partilerden (sağ yada sol fark etmeksizin) seçilmişlerinin demokrasi getirme vaadi eşyanın doğasına aykırıdır. Belli bir sınıfın seçilmiş temsilcilerinin, karşıtı diğer sınıfın fertlerine demokratik haklar tanıyacağını düşünmek bir hayalciliktir. Türkiye'de olsun diğer ülkelerde olsun kapitalist burjuva varlığını, toplumun %90'ını sömürmeye borçludur. Sömürü olmadan burjuvalar ayakta kalamaz. Dolayısıyla onların temsilcilerinin de kaderi, sınıfının kaderine bağlıdır. Kapitalistler, onların kurduğu sistemle çatışmadığınız sürece yada onu yıkmaya kalkmadığınız sürece size karşı "demokrattır"...
Hep örnek gösterilen meşhur "batılı demokrasiler" de dahil olmak üzere hepsinde aynı sömürü vardır. Her ağzı açıldığında Almanya, Norveç, Finlandiya, Fransa güzellemesi yapanlar orada sömürü olmadığını düşünüyorlarsa çok büyük bir yanılgının içindeler. "Finlandiya başbakanı bisikletle işe gidiyor, Norveç'te milletvekili bankada sıra bekliyor, Fransa'da bakanlar koruma ordusu olmadan geziyor" ve benzeri popülist örnekler üzerinden oraların harika demokrasiler olduğunu iddia eden anlayış aslında bilerek ve isteyerek arkadaki sömürü sistemini saklıyor ve kutsuyorlar. Türkiye'de nasıl işçiler, emekçiler ve emekliler sömürülüyorlarsa hepsi diğer kapitalist ülkelerde de oluyor.
Aradaki tek fark oradaki pasta büyük olduğu için kalabalık kitlelere düşün pay daha büyük oluyor. Şöyle örnek vereyim; Almanya'da yıllık GSMH olan 5 trilyon doların %60'ı nüfusun %10'luk burjuva sınıfının elinde ama geri kalan pay miktar olarak o kadar büyük ki, halkın karnının doymasına yetiyor. Biz de ise yıllık GSMH 1,5 triyon dolar olduğu için, burjuvaları doyurduktan sonra kalan kısım halkın karnının doymasına yetmiyor. Halbuki hem Almanya'da hem de Türkiye'de elde edilen milli hasılanın burjuva elitlerle halk arasındaki paylaşım oranı hemen hemen aynı şekilde gerçekleşiyor.
Demokrasiyi sınıf çelişkisinden soyutlayarak, salt çok seslilik bağlamında ele alan ve öyle tarif eden lümpen burjuva bakış açısı hastalıklıdır. Demokrasi ancak ekonomik kaynakların bölüşümündeki demokrasi ile mümkündür. Bir asgari ücretli günde dokuz, haftada 45, ayda 180 saat bir fabrikada kan ter içinde çalışarak 28 bin TL kazanıyorken, patronu hiç fabrikaya girmeden gezerek yada bankadaki parasının faizi ile ayda 28 milyon kazanıyorsa o ülkede demokrasi sağlanamaz. Dolayısıyla kapitalist ekonomik sistemle demokrasi bir arada olamaz. EMEK SÖMÜRÜSÜ OLDUĞU SÜRECE VE BİRİLERİ DİĞERLERİNDEN BİNLERCE KAT FAZLA KAZANDIĞI SÜRECE BİR TOPLUMDA DEMOKRASİ OLAMAZ. BU BİR HAYALDİR. EKONOMİK GÜCÜ ELİNDE TUTAN SINIF YÖNETİR. GERİ KALANLARIN İSE İKİ SEÇENEĞİ VARDIR; YA O SİSTEMİ YIKARAK GERÇEK PROLETERYA DİKTATÖRLÜĞÜNÜ KURMAK YADA MEVCUT KAPİTALİST DİKTATÖRLÜĞÜ KUTSAYARAK SESSİZCE MERHAMET VE BAZI KIRINTILAR DİLENMEK...
Tüm bu nedenlerle; özel okul fiyat zamları üzerinden, yurt dışı çıkış harçları üzerinden, özel hastanelerin katılım payları üzerinden, kira gelirlerinin vergilendirilmesi ve emlak vergilerinin yükseltilmesi üzerinden yapılan muhalefetin tamamına gülüyorum. Bunlar mevcut sistemi kutsayan, sömürünün devamını isteyen lakin biraz merhamet dilenen yaklaşımlardır. Doğru muhalefet şudur; özel hastaneler ve okullar kapatılmalıdır. Kira stopajı ve emlak vergileri gibi "servet vergileri" maksimuma çıkarılmalıdır. Ve mutlak suretle alınmalıdır. Vermeyenler çok ağır cezalara çarptırılmalıdır.
Demokrasiyi salt çok seslilik ve çok renklilik bağlamında ele alan ve tüm bunlar sağlandığında demokrasinin gerçekleşeceğini sananlar ancak sistemle çatışmadan, şarkımı türkümü söyleyeyim, istediğimi giyeyim, istediğimi okuyayım, "aman bana dokunmayın da ne yapıyorsanız yapın" diyen popülist küçük burjuvalardır.
İşte son zamanlarda kapitalistlerce popüler hale getirilen "nihilist penguen" olmanızı istemelerinin nedeni tam da budur. Sistemi yıkmakla ve toplumun genelinin sorunlarıyla uğraşmaktan vazgeçin, kaçın kendi yolunuzu çizin... Siz akıllısınız, toplum aptal... Büyük sürüden ayrılın... Bu evrende tek akıllı sizsiniz, geri kalan koca ahmak sürüsü, onları boş verin... Nietzsche ve George Orwell, kapitalist kültürün en kullanışlı aparatlarıdır. İkisi de yaklaşık olarak aynı şeyi söyler. Her biriniz nihilist penguen olun... Toplumunuzu terk edin... Terk edin ki, tek tek avlanıp yakalanmanız kolay olsun...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.