Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

TOPLUMDAKİ AYAĞI ZİLLİLERİ TANIYALIM

TOPLUMDAKİ AYAĞI ZİLLİLERİ TANIYALIM

Necdet Topçuoğlu

Ayağı zilli genç metaforu üzerinden, toplumdaki ayağı zillileri tanıyalım. Bir kasaba Papazı, etrafın rahatlıkla görülebildiği Kilise bahçesinin yüksek bir yerinde oturuyormuş. Uzaktan temiz giyimli eli yüzü düzgün bir gencin kiliseye doğru geldiğini görmüş. Genç yürüyüşüne asalet katan ağır adımlarla yürüyormuş.

Genç yaklaştıkça Papaz ilginç bir ayrıntıyı fark etmiş. Genç yürüdükçe garip bir zil sesi geliyormuş. Bir an içinden “acaba hayalleniyor muyum?” diye düşünmüş. Evet, genç yürüdükçe etraftan zil sesleri yükseliyormuş.

Genç kilise bahçesine girip Papaz’a yaklaşmış.

- "Selam Papaz Efendi.
- Selam delikanlı.
- Ben günah çıkartmak için geldim." Demiş.

Papaz bir yandan “ hoş geldin hoş geldin” diyerek genci karşılıyor bir yandan da üstten aşağı onu süzüyormuş. Bakışları gencin ayaklarına takıldığında şaşkınlığının kaynağını bulmuş. Gencin ayakkabısının her yanı küçük küçük ziller ile doluymuş.

- Hele gel otur. Önce şu ayakkabının sırrı nedir bir söyle bakalım demiş. Niçin ayakkabılarının etrafı zillerle dolu? diye sormuş.

1514c16c-dafe-4574-a595-1bd8ced9c768.png


Genç, Papazın karşısına oturmuş:

- "Papaz Efendi biliyorsunuz yaz mevsimindeyiz ve kasabamızın yolları toprak. Yollar karınca, börtü böcek dolu. İnsanlar çoğu zaman zaman istemeseler bile onları ezerek yürüyorlar. Ben ayakkabılarımın etrafına ziller taktım ki, zil seslerini duyan börtü böcek kaçışsın ve ben onları ezmek zorunda kalmayayım." Demiş.

Bu ince düşünce karşısında Papaz’ın neredeyse nutku tutulmuş ve ne diyeceğini bilemez hale gelmiş. Duygulanan Papaz içinden “Tanrım, zannedersem güneşi ve yağmuru böylesi gençlerin yüzü suyu hürmetine bizden esirgemiyorsun. Kasabamıza kilisemize böylesi bir genç verdiğin için sana şükürler olsun” diye iç geçirmiş.

Genç bir kez daha nazik bir ses tonuyla;

- Ben günah çıkartmak istiyorum Papaz Efendi, demiş.

Papaz hayran hayran gence bakıyorken bir kez daha içinden “Acaba böylesine ince bir ruh nasıl basit bir şeyden rahatsız oldu da onu günah olarak gördü ve tövbe etmek istiyor” diye düşünmüş. Bir yandan da gerçekten gencin günah olarak ne söyleyeceği konusunda meraklanmış.

İçeri geçmişler. Her şey hazır olduğunda genç konuşmaya başlamış.

- Papaz Efendi benim ailem sütçülük yapıyor ve ben de dağıtımda onlara yardım ediyorum. Geçenlerde aşağı sokakta tacir Michael’in sütünü götürmüştüm. O evde yoktu. Sütü almak için eşi karşıladı. Nasıl oldu bilmiyorum biz olmadık işler yaptık!

Papazın keyfi kaçmış, birden yüzü asılmış ama hemen kendini toparlayarak içinden “düşmez kalkmaz bir tek Tanrı’dır. Hem pişmanlık duymuş, kınamamalıyım” diye düşünmüş.

- Evladım! İnsandır hata yapar. Önemli olan hatalarımızdan ders çıkarıp pişman olabilmek ve tekrar doğruluk yoluna dönebilmektir. Demiş.

Rahatlamış bir yüz ifadesi ile genç tekrar konuşmaya başlamış.

- Teşekkür ederim Papaz Efendi. Ama ben bir şey daha söyleyeceğim. Geçenlerde bir gün Demirci Boris’in dul eşinin sütünü götürmüştüm. Kapıyı açınca birden kendimi kaybettim ve onu bazı işlere zorladım, olur olmaz işler oldu!

Papazın tadı tuzu tamamen kaçmış. Düşünceleri darmadağın olmuş. Yüzü tamamen asılmış. Ama hızla kendini toparlamış ve içinden “ben ne yapıyorum. Tamam, ayağı kaymış ama pişman da olmuş. Yardımcı olmalıyım” diye düşünmüş. Biraz kızgın biraz şaşkın biraz kınayıcı ama halen nasihat içeren bir ses tonu ile:

- Evladım! En hassas olmamız hayatta en çok dikkat etmemiz gereken şey kul hakkıdır. Kul hakkının en yücesi ise namustur. Başkalarının namusunu kirletme Tanrı katında en büyük suçtur. Çok büyük bir günaha bulaşmışsın. Ama Tanrı’dan umut kesilmez. Çok dikkatli olmalıyız. Demiş.

Genç, biraz hinlik biraz kurnazlık içeren yapmacık bir mahcubiyetle:

- Çok haklısınız Papaz Efendi. Hoşgörünüz ve nasihatleriniz için de ayrıca teşekkür ederim. Müsaade ederseniz bir şey daha söyleyeceğim. Demiş.

Papaz boş gözlerle gence bakıyorken sadece:

- Tamam söyle bakalım demiş.

Genç yeniden söze başlamış:

- Geçenlerde geniş aile ile pikniğe gittik. Halamlarda vardı. Halamın nişanlı bir kızı var. Kırda bayırda koşup eğleniyorken onu ailenin olduğu yerden epey uzağa götürdüm. Orada da olmadık işler oldu! Demiş.

Papaz elindeki İncil’i saygıyla masanın üzerine bıraktıktan sonra hiddet ve kandırılmışlık duyguları ile oldukça kızgın ve aşağılayıcı bir ses tonu ile bağırmış.

- "Be hey utanmaz, arlanmaz adam, ayağındaki şu zilleri çıkar da şeyine tak, yoksa tüm kasabanın namusu kirlenecek." Demiş.

TOPLUMDA, AYAĞI ZİLLİLER KİMLERDİR DERSİNİZ?

- Devletin malına vurgun yapmış ama saçımın teli göründü diye ortalığa düşenlerin ayağı zillidir.
- İşyerinde israf olmasın diye atık kâğıdın arka yüzünü kullanıp, biraz sonra ihaleyi yandaşa verenin ayağı zillidir.
- Büroda israf diye iki lambadan birini söndürüp vatandaşın işlerini adalet üzere değil de partizanlık üzerinden yapan her amir ve memurun ayakları zillidir.
- Sünnet diye yemek sofrasında ekmek ufaklarını toplayıp biraz sonra trilyonluk aracına binip camiye gidenlerin ayakları zillidir.
- Allah, Kuran, bayrak, vatan, millet kelimelerini ağzından düşürmeyip yandaşlık, yardakçılık, kayırmacılık, torpil yapan herkesin ayakları zillidir.
- Fakir fukaranın süründüğü bir memlekette milyon dolarlara cami yapılmasını kutsayan adamın ayakları zillidir.
- Kılıç hakkıdır diye canla başla filan kilisenin camiye çevrilmesini savunup da ülkedeki onlarca Amerikan ve NATO üslerine gık çıkarmayanların ayakları zillidir.
- "Allah adildir, adaleti ister!" dedikten sonra kendi gibi düşünmeyen kendi gibi inanmayan herkesi “öteki” görenlerin ayakları zillidir.
- Garip, gurabaya, halka, vatandaşa sabrı tavsiye edip, kendi karun gibi yaşayanların ayakları zillidir.
- Camide cemaate “Peygamber yarım hurma ile oruç tuttu, Halife Ömer yamalı cübbe giyindi" vaazı verdikten sonra, trilyonluk makam araçları kullanıp villalarda oturanların ayakları zillidir.
- Piyango bileti aldı diye vatandaşa kızıp da piyangoyu işleten adama “adalet sultanı” muamelesi yapanların ayakları zillidir.
- Bir bira içti diye vatandaşa demediğini bırakmayan ama bira fabrikası açan ve onu vergilendirenlere “halife” muamelesi yapanların ayakları zillidir.
- İnsanları ötkileştitip, Yargıyı kendinden görmedikleri üzerinde sopa olarak kullananların ayakları zillidir.

Bu yazıyı okuyan dostlarım, ferasetli düşünceleriyle ayağı zilli olanların sayısını istedikleri kadar çoğaltabilirler.

Nejdet Topçuoğlu'nun bu yazısını iyice oku ve incele sonra da güzel bir afiş poster tasarımı yap Nejdet Topçuoğlu'nun fotoğrafı sende var onu kullan

İşte insanlıktan nasibini almamış olanlara, hiç çekinmeden zilleri boyunlarına takmalarını söylemeliyiz.

(05, Eylül, 2026-Ankara)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.