Necdet TOPÇUOĞLU
GERÇEK GAZETECİLER ÖLMEZLER
GERÇEK GAZETECİLER ÖLMEZLER
Necdet Topçuoğlu
Gazetecilerin gerçek olmayanları varmıdır? Evet vardır. Gerçekleri yazmayanlar, yandaş ya da muhalif olanlar gerçek gazeteciler değillerdir.
Gerçek gazetecilerin adları yoktur. Onların adları "Gazeteci"dir. Nasıl ki rütbesiz askerlerin ortak adı "Mehmet" ise, gerçek gazetecilerin adı da "Gazeteci"dir.
Askerler cephede silah arkadaşıdırlar. Gerçek gazeteciler de doğruların peşinde koşan medya savaşçılarıdır.
Şehit gazeteciler adı, gerçek gazeteciler için söylenmiştir. Onlar halkın doğruları öğrenme hakkı uğrunda can veren yiğitlerdir. Aynen vatan uğruna can veren yiğitler gibi.
Gerçek gazeteciler ölürse, halkın doğruları öğrenme hakkı da ölür. Oysa gerçekler birer tohum gibidir, nereye görülürse görülsün, bir gün mutlaka ortaya çıkarlar.
Gerçek gazeteciler ölürse, her sabah ne yazmış diye merakla takip ettiğimiz gazete köşeleri de ölür. Biz o köşeleri görünce onları daima hatırlıyoruz.
Gerçek gazeteciler ölürse, toplumun sesi kesilir. Sağır ve dilsiz, düşüncelerini kiraya vermiş bir toplum ortaya çıkar. Zaten sağır ve dilsiz toplum ölmüş demektir.
Gerçek gazeteciler ölürse, gerçek medya da ölür. Bu durumda toplum acı gerçeklerle değil, tatlı yalanlarla avunmaya başlar.
Gerçek gazeteciler ölürse, demokrasinin dördüncü gücü olan özgür basın da ölür. Çile, zulüm, zindan ve işkence öksüz kalır.
Gerçek gazeteciler ölürse, iyilikler yerini kötülüklere, cesaret yerini korkulara bırakır. Toplum karanlığa gömülür. Gerçek gazeteciler karanlık sokakların el fenerleridir.
Peki gazeteciler de birer fani kul olduklarına göre, ne zaman ölürler. Kalemlerini kiraya veren gazeteciler ölmüş demektir.
Bir gazeteci muhalif ya da yandaş damgası yemişse, gazeteci adının ömüne bir sıfat geldiği için tanımı değişmiştir.
Gazeteciler, haklının sesi olmaktan çıkıp, güçlünün sesi olmayı kabul etmişse o artık ölmüş demektir.
Gazeteciler olaylar karşısında gerçeklerin üstüne gitmekten korktuğu gün ölmüş demektir.
Bir gazeteci kişisel menfaat kaygısına kapılarak, kalemine ihanet ettiği gün ölmüştür.
Bir gazeteci haksızlık karşısında sustuğu zaman zaten şeytan olmuş demektir.
Ne muhteşem gazeteciler öldürüldüler, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Muammer Aksoy ve daha niceleri, ancak onların tohum olduklarını unutmuşlardı.
Onlar, Murat Ağırel, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Senem Toluay Ilgaz ve niceleri olarak yeniden çimlenip gerçeklere sahip çıktılar.
Gerçek gazeteciler de insandır, bir gün gelir bedenen ölürler. Ancak mezarlığa değil, seven insanların güzel kalplerine gömülürler.
Bu satırları bugün toprağa vereceğimiz, Ordu'nun sevilen Gerçek gazetecisi Dursun Biran Yılmaz'ı düşünerek yazdım. Ruhuna ithaf ediyorum.
Ordu'nun çok sevilen basın mensubu Dursun Biran Yılmaz'ı Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun. Toprağa değil kalplerimize gömülecektir.
(27, Eylül, 2026-Ordu)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.