Bülent Hakan ALTUNCU
YİYORSA!
YİYORSA!
Biriyle bir ihtilafım varsa bunu onunla birebir değil bir başka tanığın veya tanıdıkların yanında yaparım her zaman. Bir yandan kendimi nasıl savunduğumu, karşı tarafında kendini nasıl savunduğunu tanıklar görsün ve onların takdirleri bizlere yol göstersin diye; ikincisi haklı olduğum halde sonuç alamayacaksam olsam da etraftakilerin desteğini almak ve o anlık kendimi rahatlatmak, suçlu olan karşı tarafın vicdanına tükürmek için hep bu yöntemi kullanırım.
Tersi durumu yani haksız olduğum sorunu karşı tarafla birebir konuşup halletmek gibi mafyatik bir yönteme girecek bir durumum hayatım boyunca hiç olmadı.
Halkın bir kısmının hatta küçük bir kısmının İBB davasında İmamoğlu’nun hırsız olduğuna inandığı; daha büyük bir kısmının ise inanmadığı veya İBB veya başka CHP li belediyelerde hırsızlık olayları olabileceği kanısına vardığı böyle bir durumda…
Örneğin ben bu mahkemeleri yürüten bir yargıç olsam “Bakın ben kimsenin etkisi altında kalmadan, bağımsız irademle, somut belgelerle hukukun gerektirdiği şekilde insanları mahkeme yapıyorum” diye bakanlığımdan mahkemelerin canlı video kayıtlarıyla halka açık bir şekilde yapılmasını talep ederdim.
Örneğin ben bu mahkemelerin, rakibim olan en büyük partiyi halkın gözünde düşüreceğini hatta bitireceğini ve benim tekrar halkoyunu kazanma ve tekrar iktidar olma şansımı artıracağını düşünen iktidar partisi olsam derhal adalet bakanına emir verir: İlk günden itibaren tüm mahkemeler halka açık bir şekilde yapılsın bunların ne mal olduğunu, nasıl hırsız ve vatan haini olduklarını herkes görsün derdim. Yani benim ve hayatında doğru, dürüst ve haklı olan herkesin tek kullandığı yöntemi denerdim. Mahkemeler bitmeden halkın vicdanında rakibim olan partiyi yerle bir ederdim.
Bu yüzden şu an uygulanmakta olan yöntem ikinci paragrafta belirttiğim haksız olduğu halde, haklı olan karşı tarafı herkesten saklı, birebir karşısına alıp ikna etmeye çalışan mafyatik bir yöntemdir. Bir nevi işkence altında ifade imzalatmaya benzer bir zulümdür.
Ama bunlara bu da yetmiyor; partinin dışarıda kalan milyonlarının başına bir de gizli ortakları KK nu butlan olarak atıyorlar.
Ve işin acı tarafı: Tüm bu haksızlıkları, dalavereleri izleyen halkın sayıları milyonlara ulaşan bir kısmı niye bu mahkemeleri kapalı kapılar ardında gizli saklı yapıyorsunuz diye bir sorunun akıllarına gelmemesi. Daha da acı tarafı: Taraflardan sadece birinin ortaya attığı aslı astarı belli olmayan, tanıkları gizli, sanıklarının ise kendilerini ne şekilde savundukları devlet eliyle saklanan süreçleri, her iki tarafı da iyice dinlemiş ve konunun tüm boyutlarına hakimmiş gibi sanıkların hırsız ve vatan haini olduklarına net bir şekilde kanaat getirmeleri.
Bundan 9-10 yıl önce çok haklı olduğum bir konuda çok büyük bir haksızlığa uğramış ve çok zor yıllar geçirmiştim. Haklı olsam da hiçbir soruşturma ve mahkeme süreçlerinde haklılığımın teslim edileceğine asla inanmamıştım o zamanki konjonktürün gereği.
Aradan yıllar geçti ben o zamanları unuttum. Bundan birkaç ay önce başıma bin bir sıkıntı açan ve o süreci başlatan kişi ortak bir tanıdığımıza olayın o boyutlara varacağını hesap etmediğini, yanlış yaptığını, bu yanlışının bedelini fazlasıyla ödediğini söylemiş. Ama benim de onu her ortamda anlattığımı ve rezil ettiğimi bu yüzden ona çok sıkıntılar çektirdiğimi sözlerine eklemiş.
Evet onu ve ekibini tanıyanların oluğu her ortamda bana yaptıklarını onları tanıyan herkese anlattım ( Bu arada eklemeliyim: Bana göre o güçlü ve muktedir tarafta olduğu için anlattıklarımda ne kadar haklı olsam da beni dinleyenlerin hiç biri bana ne sözle ne gözle, ne beden dilleriyle duygu ve düşüncelerini belli etmedi, “haklısın” “üzüldüm” hissi vermedi hiçbir zaman, kendi çıkarları için anlık almaları gereken pozisyonu aldılar her defasında) Sadece etrafımdakilere de o süreci anlatmadım, o süreci anlatan türkü formatında sözler yazıp, besteler yapıp youtube da da paylaştım. Ülke genelinde binlerce beğeni aldım ama onları tanıyan, olayları bilen ama “Aman ha Bülent Bey’i beğenirsek, yorumda bulunursak işimizden oluruz” diye duymamış görmemiş gibi yapanları gördüm.
Şimdi bu CHP’li belediye mahkemeleri de bir gün bitecek ve bin yılla yargılananları bile serbest kalacak. İşte o gün tıpkı bana tuzak kuran kişiler gibi onların da yanlış yaptıklarını, yanlışlarının bedelini fazlasıyla ödediklerini söyleyecekleri günleri bekliyorum. Nasıl bedel ödediklerini bilmesem de tanrının hiç birini öncelikle çocuklarıyla sınamamasını, hiç birine temel insani ihtiyaçları olan beslenme, barınma gibi konularda imkansızlık çektirmemesini ama günün yorgunluğu sonrası sekiz saatlik dinlenme zamanı olan uykularında onlara sabah ezanına kadar cehennem azabı çektirmesini ve bunu halka itiraf etmelerini diliyorum.
Haklıysanız, götünüz yiyorsa bu işi mafya usulü değil benim taktiğim gibi şahitlerin huzurunda, halkın gözü önünde halkın aklına ve vicdanına güvenerek yapın da göreyim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.