Yeni Osmanlı'ya alışın!
Yeni Osmanlıcılık büyük bir hızla meşruiyet kazanıyor. İslamcılar memnun, milliyetçiler imparatorluk hayali kuruyor, liberaller ellerini ovuşturuyor. Türkiye güle oynaya felakete sürükleniyor...
Yeni Osmanlıcılık büyük bir hızla meşruiyet kazanıyor. İslamcılar memnun, milliyetçiler imparatorluk hayali kuruyor, liberaller ellerini ovuşturuyor. Türkiye güle oynaya felakete sürükleniyor.
Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta İsrail'e tavır alışının ardından, Müslüman halkların hamisi olarak öne çıkarılmasıyla başlayan süreçte, AKP yönetimindeki Türkiye'ye de muktedir bir devlet imajı biçiliyor. Basında özellikle Ortadoğu halklarının "Osmanlı'ya özlem"inin sık sık dile getirilmesi ve Başbakan Erdoğan'ın icraatleri, kişiliği ve hatta dış görünüşü bakımından başta II. Abdülhamid olmak üzere Osmanlı paşalarına benzetilmesi, bu imaj çalışmasının önemli bileşenleri.
"Osmanlı geri gelsin, Erdoğan halife olsun"
Önceki gün Hürriyet gazetesinde "Ortadoğu'yu Yeni Osmanlı kurtarır" başlıklı bir haber çıktı. Hürriyet muhabiri Metehan Demir'in Gazze'de devlet yetkilileri ve vatandaşlarla yaptığı röportajlara yer verilen haberde, Başbakan Erdoğan'ın ve Türk yardım kuruluşlarının tüm Gazze halkının kalbini kazandığı, Filistinli siyasetçilerin ise kurtarıcı güç olarak artık Türkiye'yi gördükleri belirtiliyordu.
Başbakan Danışmanı Ahmet Yusuf "Osmanlı'nın dirilişi belki de Ortadoğu'da tüm sorunları çözer" derken, eski bir Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) üyesi de "Davos'ta olanları televizyonda izledim, ağladım. Bana babamın anlattığı Osmanlı'yı hatırladım" ifadelerini kullanıyordu. Bir müteahhit "Başbakan Erdoğan, Müslüman ülkelerin tek devlet başkanı olsun" diyordu.
Erdoğan'ın Davos çıkışının hemen ardından Türk gazetecilere açıklama yapan Arap gazeteci Cihad el Hazin, "Osmanlı'nın geri gelmesini, Erdoğan'ın da İslam aleminin halifesi olmasını isterim" demişti. Ertesi gün Gazze'de düzenlenen bir mitingde konuşan İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım, "Size Türkiye'deki 70 milyon Abdülhamid'den selam getirdim" diye seslenmişti.
"Yeni Osmanlı" bir yıldır gündeme getiriliyordu
Davos sonrası, ABD'de yayımlanan istihbarat ve ekonomi dergisi Stratfor'da çıkan bir yazıda, Türkiye'nin Arap coğrafyası, Balkanlar ve Orta Asya'da etkinlik kazanacağı, hatta Kuzey Afrika'da tutmak üzere bir deniz gücü oluşturabileceği, "yayılmacı bir vizyona" sahip olacağı öngörüsüne yer verilmişti.
Stratfor'un tanımladığı coğrafyadaki "çalışmalarıyla" bilinen Adnan Oktar, geçen yılın başından beri "Bütün İslam aleminin ileri gelenleriyle görüşüyoruz, onlardan bilgiler alıyoruz. Hepsi aynı şekilde Türkiye'nin liderliğini istiyor", "Dünyanın yeni bir Osmanlı'ya, modern bir Osmanlı'ya ihtiyacı, insanın suya ihtiyacı gibi" açıklamalarında bulunuyordu.
"Yeni Osmanlı" ifadesi, bu kavramsal çerçeveyle geçen yılın başından itibaren yabancı basında sıkça yer bulmaya başladı. 2008'in Ocak ayında New York Times gazetesinin yaptığı bir değerlendirmede, ABD'nin 2016'da süper güç olma özelliğini yitireceği, Çin ile birlikte güç kazanacak olan AB'nin bir parçası olarak Türkiye'nin "bir tür Osmanlı misyonu ile" kendi bölgesinde etkin güç halini alacağı belirtiliyordu.
Haziran 2008'de Türkiye'nin Suriye ile İsrail arasındaki dolaylı görüşmelerde arabuluculuk yapması üzerine Fransız le Figaro gazetesinde yer alan bir haberde, Türkiye'nin "Yeni Osmanlıcılık" olarak nitelendirilen yeni dış politikasının kültürel ve tarihi bir gelenekle bağdaştığı, Müslüman ülkelerle iyi ilişkileri güçlendirmeyi amaçladığı ifade ediliyordu.
Yine geçen yılın ortalarında çeşitli basın organlarında açıklamalarına yer verilen eski MİT ajanı Mahir Kaynak, Türkiye'nin gücünü kaybeden Avrupa Birliği'nden uzaklaşacağını ve ABD ile Rusya'nın etkisi ile Osmanlı'daki gibi "emperyal vizyon" politikasına geri döneceğini söylüyordu. Kaynak, "ulusalcıların bu süreçte tasfiye edileceğini" de ekliyordu.
"Eski teb'amıza edep vermeye gidiyoruz"
Dün akşam Meclis'te yapılan oylamayla Somali'ye Türk deniz kuvvetlerinin gönderilmesi kararının alınması da Yeni Osmanlıcı politikalarla yakından bağıntılı. Pazar günkü Bugün gazetesinde Erhan Afyoncu'nun "Eski teb'amıza edep vermeye gidiyoruz" başlıklı yazısında "Aslında bugün bize yabancı olan Somali, bir zamanlar Osmanlı toprağıydı. Adını bile hatırlamadığımız şehit kaptanımız Emir Ali Bey Somali ve çevresini fethederek Somalileri Portekiz zulmünden kurtarmıştı" diyor ve yazısını II. Abdülhamid'den söz ederek bağlıyordu.
Abdülhamid hiç bu kadar sevilmemişti
"Yeni Osmanlı"nın imaj çalışmasına en çok kaynaklık eden kişi süphesiz II. Abdülhamid. Ölüm yıldönümünün düne denk gelmesi, Davos'tan beri gündemden düşmeyen Abdülhamid'e yapılan methiyelerin doruğa ulaşmasına neden oldu. Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi Gençlik Kolları tarafından Abdülhamid'in mezarı başında yapılan bir törende "Hepimiz Abdülhamid'iz" pankartı göze çarparken, dün Divanyolu'ndaki türbesinde yapılan anmada töreninde, "II. Abdülhamid'in siyonistlere Osmanlı tokatı indirdiği" söylendi ve "Abdülhamid'in kafasındaki İslam devletinin kurulması, hilafet bayrağınının tekrar yükseltilmesi" isteği dile getirildi.
Vakit gazetesinde II. Abdülhamid'in ölümünü konu alan haberde, Abdülhamid devrinde Osmanlı'nın dünyanın dört büyük gücünden biri olduğu ve "her şeye rağmen dimdik ayakta" kaldığı, "çeşitli entrika ve iftiralarla onu tahtından indirip ülke idaresini eline alan İttihatçılar'ın ise Osmanlı Devleti'ni hızlı bir parçalanma sürecine soktuğu" belirtiliyordu.
Gazete, Abdülhamid'i bu denli öne çıkarmalarının ipuçlarını yazıda açıkça veriyordu: "Bugünkü Ergenekon Terör Örgütü gibi, o dönemde de ülkenin başına bela olan İttihat ve Terakkiciler tarafından 33 yıl süren saltanatının ardından tahttan indirilen Abdülhamid Han, siyonistlerin de korkulu rüyası olmuştu." Ergenekoncuların devirmeye çalıştığı Davos Fatihi Erdoğan ile Sultan Abdülhamid Han arasındaki benzerlik bu kadar açıktı!
İsrail devletini kurmak amacıyla Filistin'den toprak almak için rüşvet teklif eden Yahudi heyetini kovarak siyonizme karşı mücadele veren Abdülhamid'in İttihatçılar tarafından devrilmesinin, İsrail devletinin kurulması yolunu açtığı ima ediliyor. Başbakan'ın Davos çıkışıyla eşzamanlı olarak piyasaya sürülen "Abdülhamid'in Mirası: Petrol ve Arazi" adlı kitapta, II. Abdülhamid'in ileri görüşlülüğü sayesinde Bağdat, Kerkük ve Musul'daki petrol yataklarını devlet çıkarları için satın alarak koruduğu belirtiliyor.
Hem siyaset hem ticaret
Yoksul ve mazlum Araplara kahraman pazarlayan Türkiye, zengin ve müreffeh Araplara da ışık yakmaktan geri durmuyor. Türkiye'nin ekonomik krize karşı Suudi Arabistan'dan gelecek sıcak parayı gözüne kestirdiği zaten biliniyordu. Başbakan'ın Davos'tan dönmesinin hemen ardından Suudi Arabistan'a bir gezi düzenleyen Cumhurbaşkanı Gül, beraberinde götürdüğü dev işadamı heyeti ile Suudilere "bize ihale verin" çağrısında bulundu. Gül, bunun yanı sıra Suudi yetkililere "sağlık, turizm ve eğitim için vatandaşlarınızı Türkiye'ye gönderin" dedi.
Arap coğrafyasına kültür ihracatı
Türkiye'nin son bir yıldır Arabistan'a pazarladığı en önemli şeylerden biri ise diziler. Birçok Arap ülkesinde, Türk dizileri izlenme rekorları kırıyor. Dizilerden sonra film ve yarışma programlarını satın alan Arap medyası, Türk-Arap ortak yapımları için kesenin ağzını açmış durumda. Yapımcılar ayrıca, Türk dizilerinin oyuncularını da ülkelerine çağırarak televizyon şovlarına çıkarıyor ve saraylarda ağırlıyorlar.
Yakın dönemde Yeni Osmanlıcılık etkisinin kültür sanat alanında daha fazla hissedilmesi bekleniyor.
Sol Haber
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.