SUSANLARIN ÇIĞLIĞI VE HALKIN KAYBOLAN GÜNDEMİ
Bugün ülkenin gerçek gündemi; açlık sınırının altında yaşamaya çalışan aileler, borç yükü altında ezilen esnaf, kredi kartı borçlarını çevirmeye çalışan çalışanlar ve gelecekten umudunu kesmeye başlayan gençler olmalıdır.
SUSANLARIN ÇIĞLIĞI VE HALKIN KAYBOLAN GÜNDEMİ
Nevzat Akata
Türkiye’de siyaset uzun zamandır halkın gündemini konuşmuyor. Konuşuyormuş gibi yapıyor.
Milyonlarca insan hayat pahalılığı altında ezilirken, emekliler ay sonunu getiremezken, gençler işsizlik ve gelecek kaygısıyla boğuşurken, çiftçiler ürettiklerinden para kazanamaz hale gelirken, televizyon ekranlarını ve sosyal medyayı kaplayan tartışmaların büyük bölümü siyasi partiler içindeki koltuk mücadelelerinden ibaret kalıyor.
Bugün ülkenin gerçek gündemi; açlık sınırının altında yaşamaya çalışan aileler, borç yükü altında ezilen esnaf, kredi kartı borçlarını çevirmeye çalışan çalışanlar ve gelecekten umudunu kesmeye başlayan gençler olmalıdır.
Ancak siyaset sahnesine bakıldığında bambaşka bir tablo görülüyor.
Özellikle son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi çevresinde yaşanan tartışmalar, kurultay hesapları, grup mücadeleleri, ekip savaşları ve karşılıklı suçlamalar, toplumun dikkatini gerçek sorunlardan uzaklaştırıyor. Aynı siyasi gelenekten gelen insanların birbirleriyle giriştiği iktidar mücadelesi, adeta ülkenin bütün sorunlarının önüne geçmiş durumda.
Bu süreçte kaybeden ne bir siyasi grup ne de bir siyasi liderdir.
Kaybeden halktır.
Çünkü siyaset kendi içine kapandıkça halkın sesi duyulmaz hale gelir.
Siyasetin merkezine halk değil de siyasi kadroların kendi hesapları yerleştiğinde, toplumun büyük çoğunluğu yalnızlaşır ve temsil edilmediğini düşünmeye başlar.
DÜŞÜNMEYEN TOPLUM İSTENİYOR MU?
Bir ülke için en büyük tehlikelerden biri ekonomik kriz değildir.
En büyük tehlikelerden biri düşünmeyen, sorgulamayan ve itiraz etmeyen bir toplumun oluşmasıdır.
Bugün insanların önemli bir bölümü sürekli siyasi gürültüye maruz bırakılıyor. Her gün yeni bir kavga, yeni bir tartışma, yeni bir polemik üretiliyor. Sonuçta vatandaş gerçek sorunları konuşamaz hale geliyor.
Düşünsel yorgunluk büyüyor.
İnsanlar zamanla “Kim gelirse gelsin değişen bir şey olmuyor” noktasına sürükleniyor.
Bu duygu ise demokratik toplumlar açısından son derece tehlikelidir.
Çünkü umut kaybolduğunda hak arama mücadelesi de zayıflar.
Hak arama mücadelesi zayıfladığında ise teslimiyet kültürü büyür.
Teslimiyet büyüdüğünde vatandaş yurttaş olmaktan çıkar, yalnızca seyirci haline gelir.
Oysa demokrasiler seyircilerle değil, katılan ve sorgulayan yurttaşlarla ayakta kalır.
SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde çok sayıda tartışmalı süreç yaşandı.
Farklı dönemlerde gazeteciler, siyasetçiler, hukukçular, akademisyenler, askerler ve aydınlar çeşitli soruşturmaların ve yargı süreçlerinin konusu oldular.
O dönemlerde yaşananların önemli bir bölümü toplumun farklı kesimleri tarafından farklı şekillerde değerlendirildi.
Bugün ise birçok çevre yeniden aynı soruyu soruyor:
Bir başkasının hakkı ihlal edilirken sessiz kalmanın bedeli nedir?
Selahattin Demirtaş, Selçuk Kozağaçlı, Can Atalay ve geçmişte Balyoz ile Ergenekon davalarında mağdur edildiğini düşünen çok sayıda insan yıllarca kamuoyunun gündeminde yer aldı.
Ancak toplumun farklı kesimleri çoğu zaman yalnızca kendi mahallesindeki mağduriyetlere ses verdi.
Belki de bugün yaşanan en büyük sorun budur.
Adaleti kişiler için istemek.
İlkeler için değil.
Oysa hukuk bir gün bir başkasına, ertesi gün size lazım olabilir.
Bugün “Susma, sustukça sıra sana gelecek” çağrısı yapanların bir kısmı, geçmişte başkaları benzer çağrılar yaptığında sessiz kalmış olabilir.
Bu durum da toplumda şu sorunun sorulmasına yol açıyor:
Dün sessiz kalanların bugünkü çağrısına neden yeterince karşılık verilmiyor?
Belki de bunun cevabı yine geçmişte saklıdır.
Çünkü insanlar yalnız bırakıldıklarını düşündükleri zaman hafızalarına kaydederler.
TOPLUMUN KAYBETME LÜKSÜ YOK
Türkiye’nin yeni siyasi kamplaşmalara değil, yeni çözümlere ihtiyacı vardır.
Yeni sloganlara değil, yeni fikirlere ihtiyacı vardır.
Yeni polemiklere değil, yeni umutlara ihtiyacı vardır.
Halkın gerçek gündemi yeniden siyasetin merkezine yerleşmediği sürece, siyasi partiler arasındaki veya parti içindeki mücadelelerin kazananı olmayacaktır.
Çünkü siyaset kendi içinde kavga ederken hayat devam ediyor.
Gençler yaşlanıyor.
Emekliler yoksullaşıyor.
Üretici tükeniyor.
Çocuklar geleceksizleşiyor.
Ve ülke, konuşulması gerekenleri konuşamadığı her gün biraz daha zaman kaybediyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.