Sadece törenin çığlığı değil
Manzara, savaşlarda bile göremeyeceğimiz ölçüde ürkütücü, korkutucu, utandırıcı, yürek yakıcı ve öfkelendirici idi. Duyulan çığlıklardan, yakılan ağıtlardan, içinde bulunduğumuz sosyolojik yapının ne ölçüde sakat ve hasta olduğunu anlayabiliriz.
SADECE TÖRENİN ÇIĞLIĞI DEĞİL
ABDULLAH AYDIN
[email protected]
Mardin Mazıdağı ilçesinin Bilge köyünde tanık olduğumuz katliam, insanlık tarihine yüzkaramız olarak geçecek. Manzara, savaşlarda bile göremeyeceğimiz ölçüde ürkütücü, korkutucu, utandırıcı, yürek yakıcı ve öfkelendirici idi. Duyulan çığlıklardan, yakılan ağıtlardan, içinde bulunduğumuz sosyolojik yapının ne ölçüde sakat ve hasta olduğunu anlayabiliriz. Sadece bizi değil, Dünya"yı sarsan bu çığlıklar, yüzümüze çarpan şamar gibi bizi uykudan uyandırmalı ve kendimize sormalıyız: Biz ne yapıyoruz? Göreceğiz ki: uğraştığımız birçok konu geri kalmışlığımızın işaretlerini verecektir
Katliamın sürati ve sayısı, katledilenlerle katledenler arasındaki kinin, garezin, intikam duygusunun ve düşmanlığın yoğunluğunu ve boyutunu gösteriyor. Bu katliamın nedenini, sadece töre ve geçmişte olan bir adavete (düşmanlığa) bağlamak yanıltıcı olabilir. Bu katliam, bilimsel olarak araştırılması gereken bir olaydır. Yetmez; sosyolojik bir tez konusu olarak gözlemlenmeli ve raporlaştırılmalıdır. Bu katliamın bilimsel araştırma sonuçları, gelecekte akademik ders konusu olabilecek ölçüde önemlidir ve bu konunun üzerinde mutlaka titizlikle durulmalıdır. Bu konuda Üniversitelerimize ve bilim adamlarımıza büyük görevler düşüyor
Bilge köydeki çığlık sadece töre çığlığı değil; bu çığlığın, bu acımasız katliamın birçok nedeni ve itici gücü olmalı. Nedenler ne olabilir?
1-Bu ülkede "Töre" denen sosyal illet, ne yazık ki bazı yörelerimizde yaşam biçimine dönüşmüş durumda. Kişileri ve grupları çeşitli yönlerde şekillendirmek için kullanılan, önemli bir etken. İnsanları doğumundan ölümüne kadar, yazılmamış kuralları çerçevesinde şartlandırıyor, şekillendiriyor, hatta bazı görevler veriyor. Görev verilenin reddetme gibi bir hakkı asla yok
2-Ülkemizde süregelen kan davalarının kökeninde yatan neden de, "Töre" anlayışından kaynaklanıyor. Ailesinden birisi öldürülen kişi, bu olayın intikamını dozu arttırarak almaz veya alamazsa, çevresinde hakarete uğruyor, hakir görülüyor, aileden ve toplumdan dışlanıyor. Bu konumda olan birçok insanın yaşadığı yöresini terk ettiği herkesçe bilinen bir gerçek
3-Bölgenin feodal yapısı bütün acımasızlığı ile devam ediyor. Toprak mülkiyeti az sayıda feodalin elinde bulunuyor. Tarım alanında yaşayan halkın büyük bölümü toprak ağasının mülkünde maraba olarak çalışıyor. Halkın yaşam hakkı, ağanın, şeyhin ve aşiret reisinin iki dudağı arasında gidip geliyor. İnsani bütün onur ve güvencelerden yoksun bırakılan kişinin, ölme ve öldürme konusunda fazla düşünme hakkı yok
4-Eğitimsizlik ülkemizin baş sorunu olduğu gibi, bölgede daha da bozuk ve acı verici bir durumda. Kamu hizmeti konusunda en yetkin görevlilerin hizmet vermesi gereken bölgeye, anlaşılmaz bir uygulamayla, genç, mecburi hizmetli veya sorunlu görevliler gönderiliyor. Bu uygulamalar hizmet üretimini aksattığı gibi, Devlet-Halk ilişkisinin kurulmasında da aksaklıklara ve güvensizliğe neden oluyor
5-Bölgenin ekonomik kalkınması Türkiye ortalamasının çok altındadır. Bölgenin işveren ve işgörenleri yaşadıkları yere yatırım yapmıyorlar. Bu konuda mevcut ekonomik sistem gereği Devlet de fazla müdahaleci olamıyor. Sevimli(!) liberal ekonomik modelimiz gereği, Devlet de insanlara iş sağlayacak yatırımları yapmıyor. Oluşan yoksulluk, insanların her türlü kötülüğün içinde bulunmalarının alt yapısını oluşturuyor
6-Bölgedeki nüfus artışı akıl almaz ölçüde yüksek. Ortalama aile fert sayısı Türkiye Ortalamasının iki katı. Bazı aileler çocuklarının adını öğrenmekte bile güçlük çekiyorlar. Kadın alınıp satılan bir meta muamelesi görüyor. Başlık ve Berdel geçerliliğini koruyor. Kız çocukları okumaktan özellikle uzak tutuluyorlar. Buna rağmen, ülke yöneteni "en az üç çocuk yapın" diye akıl almaz tavsiyelerde bulunabiliyor
7-Teröre karşı oluşturulduğu söylenen koruculuk sistemi, avantadan geçim kaynağına dönüşmüş durumda. Ağaların, aşiret reislerinin, şeyhlerin korucu aylıklarının bir kısmına el koydukları herkesçe bilinen rivayetler arasında. Bu işe hayır demek mümkün değil; çünkü kırsalda yaşayan yurttaşlarımızın, feodalin isteği hilafına o yörede yaşamasının hiçbir dayanağı yok
Bilge köyde yapılan katliamı tarih mutlaka belgeleyecektir. Bu utanç verici kıyımı yapanlar her türlü cezayı hak ediyorlar. Yapanlar hiçbir mazeret öne süremezler. İnsanlık her zaman onları lânetliyecektir... Ancak: Ülkede feodaliteyi tasfiye edemeyen, Toprak Reformu yapıp, toprak ağalığına son vermeyen, aşiretleri, tarikatları oy deposu olarak gördükleri için devamına göz yumanlar, altmış yıldır bu halkı kandırarak egemenliklerini sürdüren siyasetler o katliamı yapanlardan daha mı masumlar, daha mı az suçlular? Sevgili halkım, bu konuda sen ne diyorsun?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.