ÖZGÜR ÖZEL’İN"MUHALEFET" İLLÜZYONU, :"ÖĞRENCİ LİDERİ" EDASIYLA PARTİ YÖNETİLMEZ
Özgür Özel’in, sermayenin ve burjuvazinin bu elit organizasyonunda, Cumhur İttifakı'nın ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli ile yan yana oturması, sergilediği aşırı samimi görüntüler, el sıkışmaları ve kurduğu diyalog, hafızalara o meşhur atasözünü getirmek
ÖZGÜR ÖZEL’İN "MUHALEFET" İLLÜZYONU, HUKUKİ HESAPLAŞMA VE SÖNÜMLENEN TOPLUMSAL ENERJİ: "ÖĞRENCİ LİDERİ" EDASIYLA PARTİ YÖNETİLMEZ!
Nevzat AKATA
Siyaset sahnesi, kitlelerin haklı öfkesini ve değişim iradesini meydanlarda toplayıp, ardından adeta bu enerjiyi nötralize etme ustası haline gelen aktörleri çok gördü. Bugün bu siyasi çizginin en çok tartışılan uygulayıcılarından biri olarak karşımıza CHP Genel Başkanı Özgür Özel çıkıyor.

Meydanları dolduran, haksızlığa ve ekonomik yıkıma karşı sesini yükselten kitlelerin toplumsal muhalefet dalgasını büyütmek yerine; bu biriken enerjiyi sistem içi "normalleşme" masalarında eriten bir liderlik profili izliyoruz. Kamuoyunda sıkça dile getirilen ve iktidarın zirvesiyle doğrudan iletişim kanalları kurulduğu yönündeki iddialara ve dedikodulara bugüne kadar net, kararlı ve tatmin edici bir cevap veremeyen Özel, muhalefetin yönünü iktidarla kökten bir hesaplaşmaya değil, uzlaşı kapılarını aralamaya doğru kırıyor. Sokağın ve tabanın yükselttiği bu toplumsal mücadeleyi, işçi direnişlerini genişleterek büyütmek yerine uzlaşma yollarını gözleyen bu anlayış, adeta toplumsal muhalefetin önünde bir bariyer gibi duruyor.
Nitekim bu durumun en somut ve düşündürücü yansıması, geçtiğimiz günlerde Koç Topluluğu’nun düzenlediği toplantıda ayan beyan ortaya çıkmıştır. Özgür Özel’in, sermayenin ve burjuvazinin bu elit organizasyonunda, Cumhur İttifakı'nın ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli ile yan yana oturması, sergilediği aşırı samimi görüntüler, el sıkışmaları ve kurduğu diyalog, hafızalara o meşhur atasözünü getirmektedir: "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar."
Toplumun önüne çıktığında, sokakta ve meydanlarda Bahçeli’nin ve AKP’nin politikalarına zehir zemberek karşı çıkıyormuş gibi yapan bu iradenin; kapalı kapılar ardında, burjuvazinin organizasyonlarında gayet samimi, diyalogçu ve adeta işbirlikçi bir tavır sergilemesi geniş kitlelerin zihninde derin soru işaretleri yaratmaktadır. Bu çelişki, sadece bir üslup sorunu değil; kitlelerin gözündeki inandırıcılığı sıfırlayan yapısal bir samimiyetsizlik problemidir.
Üstelik bugün gelinen noktada mesele sadece siyasi bir basiretsizlik değil, aynı zamanda göz ardı edilen hukuki ve ahlaki bir sorumluluktur. Bilindiği üzere, Kemal Kılıçdaroğlu’nun dönemiyle ilgili ortaya çıkan butlan kararı, sadece kendisinin hukuki statüsünü değil, o dönem tasfiye edilen eski yöneticilerin de haklarını ve eski pozisyonlarını aynen iade etmiştir. Yani bu karar, partiyi yeniden ayağa kaldıracak liyakatli kadroların görevine geri dönmesi için tarihi bir fırsat kapısı açmış, eski yöneticilere eski pozisyonlarını geri vermiştir.
Şimdi sormak gerekiyor: Madem mevcut düzene ve AKP iktidarına karşısınız, madem bu ülkede bir değişim fitili ateşlemek ve bu iktidardan bir an önce kurtulmak istiyorsunuz; elinizde böylesine güçlü bir hukuki zemin varken partiyi bölmek, dağınık bırakmak kime hizmet ediyor? Bu ülkeyi AKP karanlığından bir an önce kurtarmanın yolu, Koç Holding salonlarında iktidar ortaklarıyla samimi pozlar vermek değil; Kemal Kılıçdaroğlu ve partinin kurucu/deneyimli hafızasını temsil eden diğer aktörlerle parti içi uzlaşmayı derhal sağlamaktan ve bu dağınıklığı önlemekten geçer. Bu dağınıklığı önlemek, bu ülkeye ve bu partiye gönül veren her bir ferde karşı en büyük borcunuzdur.
Ancak Genel Merkez koridorlarında ne yazık ki makul, mantıklı, sabırlı ve kararlı bir devlet adamı profili göremiyoruz. Karşımızda, Türkiye’nin ana muhalefet partisini yöneten sorumlu bir aktör gibi değil de adeta bir üniversite amfisinde ajitasyon ve propaganda yapan bir öğrenci lideri gibi davranan bir figür var. Siyaset kitlelerin gazını alma, sermaye odaklarının gölgesinde slogan atma ve günü kurtarma yeri değildir.
Bu teslimiyetçi, uzlaşmadan uzak ve sadece şova dayalı çizginin arkasında siyasi bir hesap olduğu açıktır. Ancak unutulmamalıdır ki, tabanın ve sokağın yükselttiği bu enerjiyi sönümleyenlerin, partiyi tarihsel misyonundan uzaklaştıranların halka ve siyasi tarihe vereceği çok büyük bir hesap olacaktır. Ve o hesap günü, sandıkta ve tabanın vicdanında er ya da geç gelecektir!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.