"Hukukun tekerleğine çomak sokuyorlar"
Sevgi ve Dayanışma Partisi (SEDAP) Genel Başkanı Yavuz Uysallı " Değerli partili arkadaşlarım bu bildiriyi dikkatle okumanızı, not almanızı ve çevrenizde ki her arkadaşınızla, dostunuzla ve münasip ortamlarda vatandaşlarımızla paylaşmanızı dilerim. Çün
Sevgi ve Dayanışma Partisi (SEDAP) Genel Başkanı
Yavuz Uysallı " Değerli partili arkadaşlarım bu bildiriyi dikkatle okumanızı, not almanızı ve çevrenizde ki her arkadaşınızla, dostunuzla ve münasip ortamlarda vatandaşlarımızla paylaşmanızı dilerim. Çünkü ülkemiz, planlı ve programlı olarak cumhuriyet döneminin en ağır sorunlarıyla karşı karşıya bırakılmakta, kademe, kademe uygulanan hain planlarla güven kaleleri yıpratılmakta, varlığın koruyucuları, göz bebeği kolluk kuvvetleri karşı karşıya getirilmek istenmekte, hukukun tekerleğine çomak sokulmaktadır" dedi.
Uysallı askeriyenin bilerek yıpratıldığını vurguladığı açıklamasının devamında şunlara değindi.
"Değerli partili arkadaşlarım bu bildiriyi dikkatle okumanızı, not almanızı ve çevrenizde ki her arkadaşınızla, dostunuzla ve münasip ortamlarda vatandaşlarımızla paylaşmanızı dilerim. Çünkü ülkemiz, planlı ve programlı olarak cumhuriyet döneminin en ağır sorunlarıyla karşı karşıya bırakılmakta, kademe, kademe uygulanan hain planlarla güven kaleleri yıpratılmakta, varlığın koruyucuları, göz bebeği kolluk kuvvetleri karşı karşıya getirilmek istenmekte, hukukun tekerleğine çomak sokulmaktadır.
Bu her an göz önünde ve yaratılmış gündemlerle oynanan tehlikeli oyunlara halkımızın daha fazla seyirci kalması, bir iç kargaşa denemesinin, hatta daha da vahim felaketlerin sebebi olabilir. Geç kalınmadan herkesin ve her kesmin eteklerdeki gazap taşlarını, beyinlerdeki şeni düşünceleri tez elden terk etmelidir.
Bu tespit çok ağır ve istenmeyen yakışıksız bir durumdur. Ancak, Mayıs 2007 de kuruluşumuzu tamamladığımız tarihten bu yana, yapılan toplantılarımızda, yayınlanan bildiri, basın bültenlerinde halkımıza, siyasi partilere, resmi yazılarla ilgili kurumlara ve durumların müsebbiplerine buram buram tütmeye ve her noktadan, (kuvvetler ayrılığı ilkesinin dumura uğraması, terör, siyaset, ekonomi, diplomasi, hukuksal zaaflar ve kurumlar arası güven kaybı) başlayan ülke yangının kokusunu, yapmayın etmeyin diye feryat figan ederek duyuran, birçok şeyi göze alarak karşı çıkanız. Henüz seçime katılma hakkını kazanmamış bir partiyiz. Ancak, Türkiye"nin faal partisi olduğumuz yasallaştığı andan itibaren, kuruluş amacımızın ve programımızın bize yüklediği misyonu yerine getirmekte gayretli olduk. Kuşkularımızı, olup biteni halkımızla paylaştık, paylaşmaya devam etmekte boynumuzun borcudur.
Perşembenin gelişi çarşambadan belli bu olumsuzlukları, bize bir şey olmaz, ülkemiz refah içinde sorunumuz yok demek, gerçekleri günü birlik yalanlarla gizlemek, şişirilmiş mutlu yarınlar vaat edilerek oyları, gelecekleri çalınıp, umarsız duruma düşürülen Türk Halkına karşı büyük haksızlık, yüz karası, fenalıkların en katmerlisidir.
Ülkemiz, Hata-puş siyasetçiler, aymaz vatandaşlar, kötülükler ve ülke-insan sevmez ile bölücülerle kuşatıldı. Atalarımızın, kan-can pahasına yoktan var edip bize armağan ettiği güzel vatanımızın şah damarlarına ayrımcılığın dayanılmaz acıları şırınga edildi. Daha üç zaman önce amansız saldırılara, mikroplara dayanabilmiş güçlü kalbini parçalara bölmek istiyorlar. Türkler-Kürtler-Aleviler-
Kemalistler, İslamcılar, muhafazakârlar, ikinci cumhuriyetçiler, komünistler, antikomünistler, anti sosyalistler, neoliberaller, tarikatlar, FG cemaati ve daha niceleri de bu başıboşluktan ve ayrışımlardan pay kapmalıydılar. İmkânları, taraftarları olan bu yapılar arayış içinde olan, özde samimi ama olan bitenlerden şaşkın ve korumasız insanları, din, ırk, ideoloji, manevi değerler, vaatler ve maddi yaklaşımlarla istedikleri potaya sokmakta geri kalmadılar ve ayni geminin içindeki halkımızı, kötü niyetli kaptanların peşi sıra tehlikeli sulara sürüklemekte yarış ediyorlar.
İnsanları, devleti, vatanı ile sorunlu, programlanmış melanetlerin takipçisi guruplar, yapılanmalar bir yana sorunlu, marazlı demokrasinin iktidara taşıdığı siyasal yapılarda, 3 adım ileri, bir adım geri taktikleri ve deneme yanılma yöntemli benzer girişimlerinde önemli başarılarılar kazandılar. Yeni kamplaşma, bölünme yöntemlerini devreye soktular. Kim olursa olsun bizden olsun mantığı ile mesleki geçmişe, ehliyete bakılmaksızın yaptıkları tayinlerle hedef noktalarını ele geçirildiler. Başlıcaları, MEB, emniyet, vali, kaymakam gibi idari kadrolar, belediyeler, TÜBİTAK, AEK, YÖK HSYK ve benzerleridir. Bu örneklerde olduğu gibi usulsüz uygulamalarla üst yönetim kadroları ile güvenlik güçleri arasına nifaklar sokuldu, çatışma zeminleri hazırlandı. Devletin vaz geçilmez güvenlik noktalarına zamanı geldiğinde pimleri çekilmek üzere fünyeler konuldu, kırgınlıklar yaratıldı.
Partiler yasasının hemen tamamını hiçe sayarak bölücü terör örgünün peşinden kendi toplumuyla birlikte tüm ülkeyi ateşe atmaya âdete yeminli parti, (partiler) planladıkları bağımsız! Devletin hudutlarını, yönetim biçimlerini, bayrağını, mahalli yapılanmalarını yaptıkları toplantılarda alenen tartışabildiler. (DTP. 26.10.2007 Dıyarbakır Böl. Top. 8.11.2007 kongre ve takip eden toplantı ve mitingler) olmaz söylemler, mitingler yapıldı, Türk Devletine, bayrağına kutsallarına hakaret edildi. Bütün bu yasa dışı fecere işlerin cesareti mevcut iktidarın yapısından ve farklı bölünme odaklı siyasetinden alındı. O farkı bölünme odakları da, kurt dumanlı havayı sever ata sözünü boşa çıkarmama gayretiyle, TBMM de, her fırsatta kendi marjinal davranış biçimleri ile yukarda bahse konu edilen kazanımlarını gündeme taşıyarak taraftarlarına işlerine devam etmeleri için ortam yarattılar.
Ayranları kabaranlar, 1960 ların, odunu aday yapsam kazanır, siz isterseniz hilafeti dahi geri getirebilirsinizle başlayıp, Saaidi-Nursi"nin elini öpmelere, (Prof. E.Kongar-Ö. İnce) vatan cepheleri kurmalara birebir uygun ve daha da beter işler yapacak cesarete ulaştılar. Şenaatli işlerin ustaları, birbirlerine düşürülen ana yapının sahiplerinin bir gün akıllarını başına devirip hesap soracağının da varsayımıyla, hukukun kılıcını kaptırmanın kaçınılmaz olduğunu çok iyi biliyorlardı. Adaletin kılıcı ile terazisi öyle yarı buçuk değil, tamamen emir ve komuta altında olmalıydı. Bu husus bağımsızlığı devamlı tartışmalı hâkimler, savcılar yüksek kurulunun yapısı bakımından çokta zor olmazdı ve yeni girişimler için önemli bir karine oluşturuyordu. Ne pahasına olursa olsun gereken yapılacak ve TBMM de parmak sayısı çokluğu veya gece yarısı baskını şeklinde çıkarılan kararnamelerin, yasaların, Anayasa maddelerine takılmaları önlenecekti.
2002 yılından buyana iktidarda ki parti bu şekilde muaheze edilen kararname ve yasaları ben yaparım olur mantığı ve sayı çokluğu ile kurullardan geçirmekten geri durmamaktaydı. Milletin (partinin) vekilleri, Devletin varlığını, bağımsızlığı, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, diye başlayıp hukukun üstünlüğünü Atatürk ilkelerine, toplumun huzur, refahına ve Anayasaya sadakatle bağlı olmaya namus ve şerefleri üzerine ant içtikleri yeminlerine karşı açığa düşürmekteydi. Bu durumlar ve ilerde olası hukuki sonuçlar önlenmeliydi. Hedef belli idi. Hazır Sn. Cumhurbaşkanı da ayni ekolden seçilmişti. ANAYASA mutlak değişmeliydi, İlk önemli atış AKP kapatma davasıyla Anayasa Mahkemesine oldu ve tam isabetle vuruldu. Y.C.Başsavcılığının, Anayasanın 68 maddesi ve siyasi partiler yasası, (102-103) laikliğe aykırı fiillerin odağı olmak gerekçesiyle açtığı dava neticesinde AKP nin odak noktası olduğu mahkemenin 11 üyesinden 1 nin ret, 10 nun evet oyu ile ispatlı oldu. Ancak, evet odak noktasıdır diyen 4 üyenin, hangi saikle olduğu görebilen, hissedebilenin malumun ilanı şeklindeki maddi ceza önermesi, bunu temin etmek için uğraş verenlerin gücünü ve maksatlarını kamuoyunun önüne koydu. (Odak olmak kapatma sebebidir. Kabul edip başka yöne oy kullanmak? Birileri bunu da oya sunmalı)
BÖLÜM 2
Ülkenin her noktasında, iş hayatında, ceplerde ve yüreklerde yangın var. 2002-2008 ve 2009 ilk altı ayı ekonomik verileri bu yangının rakamsal boyutunu açıkça ortaya koyar. Bu tablolar burada derç etmenin anlamı yok. Halk bu tabloların ne anlama geldiğini, mutfakta, çarşı pazarda, benzin pompalarında ve yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama savaşında yüreğinin başında, umutla ceplere saldıran ellerin boş kalmasından çok iyi biliyorlar. Ekonomik krizin sadece, % 4, (USA) %4.5 (İng.) küçültebildiği ülkeler, olayı asrın en büyük ekonomik felaketi ilan edip inlerken bizim necip ve Kasımpaşa kabadayılığı ile İsrail Başbakanına posta koyan! Başbakanımız, yine malum üslupla, mitinglerde bindirilmiş taraftar kıtalarından oluşan kalabalıklar karşısında, %14 küçülen, kayıt dışılarla birlikte 13 milyona yaklaşan işsizlerini, işten atılmaları, icralık borçlardan yüzünden intihar eden vatandaşlarını ve her türden çürümüşlüğü yok sayabilmekte, kendisine bu durumu hatırlatan seçmenine ananı da al git buradan lan diye efelenebilmekte, krizin ülke ekonomisini teğet geçtiğini, şen, şakrak ve hamd olsun iyiyiz diyebilmekte ve benzer her konuda zeytinyağı gibi üste çıkmaktadır. (Ülkemin başbakanına bu tabiri kullanmak içimi sızlatıyor ama yaptıklarına bulabildiğim en hafif tanımlama budur,)
Milletinin, ülkesinin selameti için ettikleri yemine sadık, akil kişilerden oluşan partinin, TBMM de, (demokrasinin mabedinde) çoğunluğu yakalamaları, ülke için ve kendilerini seçenlere vaat ettiklerini yerine getirme şansı açısından bulunmaz nimettir. Demokrasi mabedimiz, Atatürk dönemi hariç, (elbette çok önemli olumsuzluklar yaşanmış olmasına rağmen O"nun dirayeti ve görevlerine sadık vekillerin sağduyularıyla işlerin üstesinden gelinmiştir.) ender yakalanan bu önemli fırsatları heba etmiş, genelin değil, partinin dolayısıyla, taraftarlarının sonu hüsranla biten, ülkeyi ileri değil onlarca yıl geriye götüren arzularını yerine getirmek için kullanmışlardır. AKP iktidarı da, hafızalarda hala çok taze izlerle yaşayan bu melanetli işlerin dersini almamışçasına yanlış işlere bulaşmaktadır. Bunlardan bazıları; Anayasanın dokunulmaz maddelerine dokunmak, Anayasa Mahkemesi üyelerinin TBMM tarafından parmak çoğunluğuna sahip siyasi görüşün, ideolojinin seçilmesi, TSK nın süratle güvenilir kurum olmaktan çıkarılma gayretleri, adli kurumlara müdahale, irticai ve Atatürk ilkelerine karşıt davranış biçimleri, Kürt açılımı! Devletin stratejik ve geri dönüşümü olanaksız kurumlarını, arsalarını haraç mezat satılması, vaat edilen seçim ve siyasi partiler yasasının değiştirilmemesi, dokunulmazlıkların kalması bir yana, TBMM de bekletilen 400 adet suç dosyasının işleme alınmamsı, Ergenekon adı ile ilk 2 iddianame ile 5 bine ulaşan, gelecek 3-? İddianamelerle on binleri bulacak, çoğunluğu ucu açık iddia ve ihbarlardan olduğu varsayılan ve adeta korku flimleri olarak halkın gündemini işgal eden adli süreçtir.
Burada dikkatinize önemle sunmak istediğim husus önümüzdeki günlerde, aylarda AKP hükümetinin TSK nın öz yapısına doğrudan müdahale şeklindeki muhtemel zemin arayışlar ve girişimler içinde olacağıdır. Değerli arkadaşlarım, demokrasinin hedeflediği özgürlükler ve sivil yönetim biçimleri, sivil alanlarda üniformalı dolaşımlara, imalı müdahalelere sıcak bakmaz ve hatta uluslararası hukuk platformlarında yaptırım uygular. Demokrasisi, siyasi ve sosyal hayatı, hukuku, insan hakları, eğitim düzeyi, yaşamsal standartları her yönde ve boyutta rayına oturmuş, kurumların sadece kendiişlerine baktığı, ülke bütünlüğüne, bağımsızlığına ve devletin yönetim biçimine karşı herhangi karşı çıkışlara, silahlı terör örgütlerinin saldırılarına uğramayan ve farklılıkları fark edebilen toplumlar için bundan doğal bir yaklaşım olamaz.
TSK. Ne Franko"nun, Salazarın, Yunan cuntasının ne de Güney Amerika devletlerinin çıkarları için bu günden yarına erken kalkanın darbe yapan ordularına benzer. Avrupa ülkeleri, asiller, derebeyleri yada benzer sivil ayaklanmalar, ihtilaller, Arap ülkeleri, sömürgeci büyük devletler tarafından, Amerika iç savaş sonucunda kurulmuşlardır. Cihan İmparatorluğu Osmanlının şeriat esaslı feodal küllerinden ve yine istilacı emperyal Cihan devletlerinin işgal ettikleri vatan topraklarını kurtararak Müslüman Alemin ilk cumhuriyetini kuran siviller değil, başta Başkomutan M.Kemal olmak üzere diğer komutanlar, askerler yani TSK dır. Bu bakımdan Kurtuluş Savaşını kazanan ordunun devamı olan bu günkü Türk Ordusu, kurduğu ve bekası için savaşmaya devam ettiği TC Devletini her türlü olumsuzluğa karşı korumaya azimli ve yeminli bir ordudur. Bunda garipsenecek bir durumda yoktur. Çünkü bu ordu kuruluşundan itibaren devleti ilgilendiren bütün stratejik konularda ve hatta siyaset belirleyici bir rol oynamış, bu yasal durumların ötesinde bir içtihat (teamül) oluşturmuştur. TSK.nın iç hizmet yasalarında da bu hususlar ön plandadır ve titizlikle uygulanmaktadır.
Atatürk, dünyada ölümünün üzerinden 70 yıl geçtikten sonra dahi tüm özellikleri ve yaptığı devrimleriyle anılan, artan sevgi-saygıyla resimleri, heykelleri olduğu yerlerde kalan, her yıl 10 milyon seveninin ziyaret ettiği tek liderdir. 1920 de Abidinpaşa Köşkünde kurulan yeni Harp Okulu ile bu günlere ulaşan komuta kademesi, O"nun kurduğu laik cumhuriyeti ve devrimlerini korumaya yeminli olduklarının hatırlanmasında yarar vardır.
AB perspektifli evrensel demokratik düzen yaklaşımlarının her şeyden önce Türk İnsanı tarafından kabul görmesi, devletinin, laik cumhuriyetinin, demokrasinin ve özgürlüklerinin arzulananın en üst seviyesinde olduğunun güvencesin hissederek yaşaması, otoriter güçlerden etkilenmeden sivil demokrasinin nimetlerinden yararlanmasından daha güzel ne olabilir? Birçok şeyin özellikle, adam gibi adam olmanın hasretini çekenler için.
50 yıllık ve her anı aşağılanma, hor görülme içinde geçen AB sürecinin mevcut şartlarda ülkemiz için hayırlı bir sonuç getirmeyeceğini düşünüyor ve yakın zamanda iflası kaçınılmaz olan AB sevdasının sonlanarak, ülkemizin Orta Asya, Uzak Doğu eksenli yeni oluşumları dikkatle izlemesinin yararılı olacağını düşünüyoruz. (Programımızın 9 sayfasının son bölümünün konuyla ilgili kısmını hatırlayınız)
Ancak, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren, önceleri isyanların, irticai ayaklanmaların 1960 dan sonrada siyasal yapılanmanın, demokrasinin olması gerektiği şekilde gelişmeyen, geliştirilmeyen ülkede doğal olarak ortaya çıkan çalkalanmaların, anarşinin, kaosun ve iç savaş eşiğine gelen toplumun kurtarıcısı olarak müdahalelerin odağında bulunan ve her seferinde kurtarıcı olarak alkışlanıp sonrasında ağır eleştiriye tabii hatta dışlanmaya çalışılan orduya bu şekilde tepeden inme ve bütün yapıyı değiştirmeye yönelik baskılar, yaptırımlar uygulamaya konulmasının haksızlık olduğunu yanlış anlaşılmaların veya kırgınlıkların doğru olmayacağını ülkeyi yeni bir olumsuzluğa sürükleme ihtimalinin olduğunu belirtmek isterim. Bu ifadelerin sahibinin, 1999 yılından itibaren en yüksek kademeye, Türk Halkı kendi siyasetini, demokrasisini korumak için gerekirse bedel ödemeye razı olarak gereğini yapmaya gayretli olmaya hazırdır Diyerek mektuplar yazıp bu konuları TSK"nın dikkatine sunduğunu, 14 yıl dağ, bayırda demokrasi için kampanya yaptığını ve parti kurduğunu belirtmekte fayda görüyorum.
Bütün olanlar ve olacaklar için tabiî ki iktidar partisinin ve yöneticilerin çok değerli mesailerine ve diğer partilerle diyaloglara ihtiyaç duyması ve azınlık değil çoğunluk olarak değişmesi gerekenlerin üstüne birlikte ve hukukun gereğini yaparak gitmesinde yarar vardır. Ama anlaşılmaz bir şekilde ve parmak sayısı çokluğunun cazibesiyle mahfuf AKP İslami Milli görüşün devamı olarak geldikleri devlet yönetiminde yaptıkları icraatlarla bu görüşü benimsemeyen siyasi partiler, kurumlar ve geniş halk kitlelerini tahrik edecek işler ve uygulamalar yapmaya devam ettiler, etmeye devam ediyorlar.(Bir kısmı yukarda izah edildiği gibi)
Halkı yaşamsal sorunlarla uğraşmaya, boğuşmaya soyundurup, hiç yoktan yeni icat edilen gündemlerle ve vaatlerle, ücret artışları, ekonomik iyileşme haberleri ve eğlenceli, Baykal dalaşmaları, laf cambazlıkları, şiir şovlarıyla uyutarak! Hukukun siyalaştırması sürecini başlattılar. Gözlerini, vicdanlarını karartıp seçim yasalarını çiğnediler. Devletin, belediyelerin imkânlarını, kömür, yardım paketi, hazine yardımları, beyaz eşya, altın, yarısı devamında-banknot durumlarını da kanırta, kanırta kullanarak biçare ve yokluk içinde bunalmış seçmenleri bir kez daha aldatarak bir hafta sonra yapılan, 28 Mart yerel seçimlerini hakkında kapatma davası açılan parti ile kazandılar. Her şeye rağmen bu başarıları yadsımak mümkün değildir. Türkiye şartlarında geçerli olan vahşi seçim oyunları, orantısız güç kullanımı? Seçimlerin kazanılmasında ilk sebepse sonraki sebep, bu durumdaki seçmeni iyi okumak ve nabza göre şerbet vermekti. İktidar partisi bu becerisini önceki genel seçimlerde (2002-2007) ispat etmişti.
Şu orantısız güç kullanma tabirini tahlil edersek, en çarpıcı örnek partimizdir. Anayasa Mahkemesinin değerlemelerine göre ülkenin en fakir partilerinden biriyiz. Henüz seçimlere katılma şansımız yok. Olsa idi ne olurdu? Sualinin cevabı çok nettir. %10 luk baraj sisteminde ve mevcut şartlarda diğer 60 küsur partinin başına geldiği gibi hiç bir şey, ya da kayda değmez şeyler. Öncelikle bilmek gerekir ki, radikal partilerin tabanı üzerine büyük sermaye ve hazır teşkilatlarla kurulan partilerin dışında bir partinin kuruluşunu müteakip seçimlerde başarı kazanması imkânsızdır. Ülkemiz siyasetinde doğruları konuşmak ayıplı iştir. Atacaksın, tutacaksın, bire bin katacaksın. Taraftarına devamlı sahte umutlar dağıtıp takıya yapacak ilk seçimde iktidarız falan diyeceksin. Çünkü insanların beklemeye, alın teri akıtmaya, idealleri için uğraşı vermeye hiç tahammülleri yoktur. Falanca parti güçlüdür, zengindir ekmek partinin kapısında hemen gidip kapmalıdır.
Demokrasi çığırtkanlığı yapan, oturduğu yerden ahkâm kesen, saray yavrusu lüks genel merkezlerin önünde haber veya haber olma adına tam teçhizatlı onlarca adam bekleten medyamız ise parasız, kendisine ilan, imkân vermeyen, magazin, reyting değeri olmayan demokrasi ile onun tanınmaz sıradan kurucuları ve kiralık ufak dairede tutunmaya çalışan partiler umurlarında değildir. Ağızlarıyla kuş tutsalar kıymeti-harbisi yoktur.
Bu kadar net olumsuzluk belirten bir parti kurucusuna ve senelerce çırpınıp duran komik neticelere rağmen hala bir yerlere tutunmaya çalışan partilere hayretle ve dudak büküşü eşliğinde sorulacak sual şudur. Peki, arkadaş, kayda değmez olarak tanımladığınız durum için kadar uğraşıya değer mi? Kendi kurucularınızı, üyelerinizi hangi gerekçe ile saflarınızda tutmaya devam edeceksin?
Türk Siyasetinin bu açmazlarını ve zorluklarını bilerek ve başarılı olmayı umut ederek kurduk partiyi. Kısaca, seçme hakkını kazanan her Türk Vatandaşı, kendini o yerde görüyor ise seçilmeye de değerdir. Gerçek demokratik düzende bu iş maddi imkânlı veya maddi imkânlıların koltuğunun altında, güdümünde olanların tekelinde olmamalıydı. Ama oluyor ve ne acıdır ki bu yakışmaz durumlar, sindirilmişliğin dayanılmaz hafifliği içindeki halkımız için doğal kabul ediliyor. Öyle ya, her şeyden önce, bir işçinin, köylünün, sıradan doktor, mühendis, bilim adamı, yazar, çizer entelektüellerin, (entel değil!) bir partiye kapılanabilseler dahi, seçim sürecinde partilere yapılması şart olan örtülü-örtüsüz yardımların dışında, seçilebilme umudu için, 50-250.000 bin liralık harcamaları yapmaları mümkün olamazdı. (Yukarda bahse konu edilen, sabıka dosyaları olup hapisten kurtulmak adına partilere yamananların harcamaları bu rakamları katlar) Eğer mümkün olabilseydi ve seçimlere girip kazanabilselerdi onların bir bölümünün de yapacağı iş en hafifinden! Yatırımlarının karşılığını alma adına, milletin malı deniz veya deniz feneri, yemeyen domuz hesabı, iş takipçiliği, tayin, teşvik ve tahsis çıkarma, kredi alma, daha büyüklerin bir gecelik kararname çıkarmalarına yardım edip parsadan pay alma vs. olacaktı. (Ünlü bilim adamı Pavlov"un klasik koşullanma teorisi)
Para birçok şeydir ama her şey değildir diyerek çıktığımız yolda, öncelikle işte o hiçbir zaman özgür, demokratik, hukuk düzenli bir vatandaşı olarak bende varım deme şansı olmayan insanlara ulaştık. Onların ataları da devrin monşerleri tarafından, Anadolu"nun baldırı çıplakları, köylüleri olarak aşağılanıyordu.
Onlardan, öncelikle kurucusu olacakları partinin, yakın zamana değil, becerebilir ve tabuları yıkabilirsek orta vadede başarıyı yakalayabileceğimizi, parti kurmanın meşakkatli yollarında ne hayal ediyorlarsa oraya gitmenin öncelikle yürek ve inançla mümkün olabileceğini kabul etmelerini istedik. Kurucularımızın, %80 ni alt gelir gurubunda, diğerleri de ancak kendine yeter, işçi, esnaf, köylü, emekli, Dr. Eğitimci olunca ülkenin en fakir partisi olunuyor. Bu bizim değil demokratik ve eşitlik ilkesi üzerinde kurulu olduğu söylenen Türk Devletinin sorunudur. Devlet hazinesi sadece iktidar, ana muhalefet, gurubu olan diğer iki parti yani 4 parti için süt veren anadır. Diğerlerin tamamı üvey evlat dahi değildir. Bu partilerin her birinin genel merkezi, diğer partilerin tüm varlığını satın alır ve 100 tane daha benzer parti kurar. Bunlardan malum olanı en zengini iktidardır, suyun başındadır. Diğeri ana muhalefet Atatürk"ün mirasını yer, bir diğeri ise yılların partisidir, koalisyon ortaklıkları yapmış, devlet pınarının kurnalarına ortak bekçilik yapmıştır. Ayrımcı partinin kaynakları dillerdedir. Yetmez yukarda bahse konu olduğu gibi analarının memelerini de (devleti) emerler ve bazıları emdikleri sütü inkâr edip anaya tekme atarlar. İşte orantısız gücün bize göre tarifi budur.
Türk Halkının, siyasal ve yasal önceliklerini belirlemek açısından, yukarda belirtilen olumsuzlukların, matematiksel, düşünsel ve geleceğe yönelik davranış biçimlerini analiz yapamamaları ile hukukun üstünlüğü, eşitlik, demokrasi kuramlarına karşı duyarlılık durumlarının göz önünde tutulması gerekmektedir. Ayrıca ve önemli olarak, işsizlik yoklukla mücadeleden yenik düşmüş, nana muhtaç olmalarının vatandaşın siyaseti, partileri, seçimleri ve neticelerini ne kadar umursadıkları da siyaset bilimcileri ile pisiko-analizcilerin tartışmalarına açık bir sonuç olarak neticelenmesi, dilimize persenk, baş tacı sözde demokrasimize! Ve siyasi geleceğimize ders olmasını temenni etmekten başka bir şey gelmiyor elden.
Biz Sevgi ve Dayanışma Partisi olarak bu dersleri alıyoruz almaya devam edeceğiz ve yapacağımız analizlerle de gerekirse hesap sormak için var olmaya devam edeceğiz. Tabi ki halkımızın bizi ve bizim gibi olanları da değerlendirmesi şarttır. Devam veya yok olmak sadece onun iradesindedir. Halkın, isterlerse hilafeti getirip getiremeyeceği çarpık hesapların işidir ama, partileri var edip etmeme, istediğini kulağından tutup devre dışı bırakması sadece onun tasarrufudur. Yeter ki haklımız oyunu yüreğinin, aklının ve geleceğinin hesabını yaparak kullansın ve demokrasinin sadece ve sadece kendilerinin serbest iradesi ve katılımları ile var olabileceğinin düşünsün. Ama bakınız sevgili halkım kimleri seçiyor?
Devletin bir numaralı müsteşarı intihal (akademik hırsızlık) yapıyor görmezlikten geliniyor. Ayni kişi milletvekili ve bakan oluyor. TBMM de 400 milletvekilinin, kaçakçılıktan, terör örgütü üyeliğinden, yardım ve yataklık etmeye, hilecilikten, yolsuzluğa, zimmete, devlet malına zarar vermekten, silahlı saldırıya, kız kaçırmaktan-tarikat üyeliğine, polise tokat atıp, silahını almaya kadar uzanan suçlardan dokunulmazlıklarının kalkması için (suç) dosyası var. Birçok isimli vurgun ve talan olayları vaka-i adiye olmuş. Cemaat holdingleri, yurt içi, yurt dışı çalışmalarında dinsel objeler ve söylemlerle trilyonları topluyorlar. Üst kademe yöneticilerin bu paraların transferlerinde rol aldıkları ve kazanımların partisel işlerde kullanıldığı, TV, ler, gazeteler alındığı iddia ediliyor. Yandaş müteahhitlere, şirketlere usulsüz kredi, arsa ve devlet malı aktarıldığı gündemlerde kafa karıştırıyor, işsizlik kavuruyor. Ülkede ilk defa açlıktan ölen, çöplerden, atıklardan yiyecek toplayan çocuk, kadın, yaşlı birçok insanın perişanlıkları tv lerde yürek yakıyor. TUİK, TMM0, ATO ve diğer sivil toplum örgütlerinin yaptığı, saha taramalı araştırmalarda, ülkemizde 50 milyon insanımız açlık sınırında yaşıyor. Tedbir alınmazsa bu insanlarımızın 20 milyonun açlıktan ölme noktasına gelmeleri söz konusu. Her günün sonunda bir milyon yoksul Türk Vatandaşı yatağa aç giriyor. Üniversiteli pırıl pırıl genç işsizler, bulabildikleri en kirli işlere dahi razı olup geleceğin umutları olmaktan, geleceğin kâbusları olamaya yöneliyorlar. Oysa ki,
İktidar partisinin büyüklerinin oğulları, damatları, yakınları, arkadaşları, parti ağaları, ağaların şakşakçıları, onların yakınları, bağlı belediye başkanlarının, imar komisyonlarının, onların yakınlarının, onlarında yakınlarının tüm o kentin iş sahalarında, ihalelerinde öncelikli oldukları ve o gurupların dışında, icazeti olmayan kimsenin iş alamadığı her evde, kahvede, sokakta konuşulandır.
BÖLÜM 3
Görünürde ve herkesin bilgisinde olan olumsuzluklara rağmen, Türkiye gibi vatanımız ve farklılıkların farklısı, olmayacak yerde ve zamanda bir pire için yorgan yakıp birbirinin gözünü oyan. Fakat öyle bir yer var ki, işte o yerde kenetlenip tek yürek olup her olmazlığın üstesinden gelip, dağları eriten yok olmaktan var olmaya, yokluklardan yeni ülkeler edinip devletler kuran bir milletin fertleriyiz.
Ülkemiz, coğrafi, tarihi ve jeopolitik yönden dünyanın merkezidir. Üç tarafı denizlerle çevrili turizm cenneti, sahip olduğu boğazlarla birçok ülkenin dünyaya açılan kapısı, suyoludur. Üç beş özellik arz eden ürün dışında, hayati ehemmiyete haiz her türden tarımsal ve hayvansal ürünlerin membaı, dünyada benzeri bulunmaz binlerce endemik bitkinin, hayvanın anayurdudur. Yer altı kaynaklarımız, madenlerimiz bize yeterlidir. Boraks ve kalitesi biraz düşük olmakla birlikte kömürde dünyanın en zengin rezervine sahibiz. İşletilmesi türlü tepkilere sebep olmakla birlikte önemli miktarda, altın ve gümüş yataklarımız vardır. Maksatlı olarak yok denen petrol sahalarımızın, yöneticilerimizin petrol tröstlerin etkisinden kurtulup gerekli atılımları yapmasıyla ülke ihtiyacının tamamını karşılayacak yeterliktedir. 90 milyonluk! Doğurgan! nüfusunun 4/2 si akıllı yönetimlerle üretime doğrudan katkı sağlayacak durumdadır. Geri kalan nüfusun 2/1 okul çağında ve gelecek neslin enerjisi ve alt yapının garantisidir. Sanayisi biraz gayretle her ülke ile boy ölçüşecek seviyededir. Argeye verilen önemle orantılı olarak bilimsel araştırmalar ve verilerde artışlar olmuş, bu durum yabancı yatırımcıların ilgisine ve bilişim teknolojileri ile KnowHow ihracına yol açmıştır.
Türk insanın enerjik ve değişime açık, homojen olmayan karakteri hareketli ve irticac yapıdadır. Çabuk öğrenir, yaratıcıdır. İstismara açık tarafı ise, duygusal ve tek taraflı da olsa sevgiye bağımlık ve tatminsizlik karşısında fevkalade demoralize olup, isyankârlıkla yanlışa yönelebilmesidir. Dinsel öğretiler açıdan dünyanın en saf, temiz, elinden geldiğince dini akidelere uyum göstermeye çalışan Müslüman toplumudur. Öğretiler ve öğreticiler tarafından daima istismar edilendir. Hocalara, hacılara, ulemaya ve ağzı laf yapan büyüklerine karşı zaafları vardır ve onların peşinden sorgulama ihtiyacı duymadan gitmekten geri durmazlar. Halkımızın büyük açmazı, demokrasi ve siyasal açıdan değerleme eksikleri ve hak hukuk aramada isteksizliğidir.
Bu yönden yaklaşımları dinsel objelere ve deyimlere yaklaşımları gibidir ve çoğunluk bakımından bu tavırlarında kendilerince bir fenalık yoktur. Bu samimi duygularla bahse konu objelere yatkın, deyim, yakıştırma, betimleme yapma kabiliyetleri olan ağzı laflı, kalıplı ve gösterişli kişilere çabuk odaklanır ve fazlaca düşünmeden tercihlerini onların istekleri doğrultusunda yaparlar. Dinsel söylemli partilere yönelmesinde bu düşüncelerin büyük yeri vardır. Tabii ki, karşıt partilerin durumları bu kararların çoğalmasında büyük etkisinin olduğunu da bilmek gerekir. Daha birçok artıları olan toplumumuzun eksik ve asla yakışık almaz yanı siyasi yönden çok savunmasız oluşu ve yukarda ifade edildiği gibi çok çabuk kanması ve bu konuda futbol takımı taraftarı gibi tutucu olmasıdır. Halkımız DEMOS=Halk, KRATOS=kendini yönetme, LAİKOS= Halktan yana yönetim üçlüsüne tam anlamı ile adapte olamadığından konuyu istismar edenlerin peşine takılabilmektedir. Demokrasinin ve kendini ifade etme özgürlüğünün bizlere bahşettiği haklar içinde bizler yöneticileri eleştiriyor ve bazen beklide haddi aşma durumlarını da sebep olabiliyoruz. Ancak bu hakkı teslim ederken, halkının önderi ve yöneticisi olmuş kişilerin bizlere kötü örnek oluşturduğu inkârsız bir tespittir.
İyisi ve iyi olmayan tarafları ile hiçbir başka topluma benzemez renkli ve sevimli, ayni zamanda zorda bırakılmış toplumumuz kendi akıl dümeninde demokrasisine, siyasetine, hukukuna, haklarına sahip çıkacak işte o zaman Türkiye, farklılıklarına farklılıklar katarak dünya merkezli bir ülke olacaktır. Demokrasi düşünseldir, ahlakidir, eşitlik sevendir, Yurt sevgisidir. Demokrasi hiç kimsenin halkın üstünde olmamasıdır. M.K.Atatürk
Ülkemizin süratle, demokrasiye yönelmesinin, yokluktan varsıllığa geçmesinin, kilidi ve onun anahtarı da avuçlarımızın ortasındadır. Kilit, ülke ve insan sevgimizi, çıkar amaçlı ideolojilere, bölücü etnik ve dinsel ayrımcılığa feda ederek birbirimize düşmek ayni bayrağın, toprağın, yerin-göğün insanlarını birbirlerine kırdırmaktır. Anahtarı ise, var olan ve ispatlı hasletlerimize tez elden geri dönmek, omuz omuza, vatan topraklarına ve asli benliğimize varlıklarımıza sahip çıkmak, sevgi ile kucaklaşmak, dayanışmayla atalarımızın-
Türk Halkının gelecek nesillere bırakmak için korumak mecburiyetinde olduğu birçok maddi-manevi ve diğer her türlü varlık ve mefhumlar içinde en değerlileri vatan toprakları, yer altı, yer üstü, tarımsal, hayvansal, bitkisel zenginliklerimizdir. Burada bahse konu edilecek hususun, terör örgütleriyle, düşman askerleriyle, bombayla, silahla ve benzer görünür tehlikelere karşı korunan vatan toprağı kavramıyla ilgisi olamayan başka bir şeydir. Kara bela vebadır. Tifodur. Bütün belalı grip salgınlarının tamamının birleşeninden beterdir. Onun adı, GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMA yani GDO dur.
Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışı bitkisel ve hayvansal canlılarla birleştirip türeme ve kısır bir ırk yaratılarak insanlığı kurtaracaklarını söyleyen dünya sömürücüleri, 1998 yılından bu yana soya, mısır, pamuk, konala ve daha birçok GDO lu ürün yağlarını. Patates, mısır, domates, karpuz vb. ürünlerin tohumlarını ülkemize, (bir bölümü kaçak milyonlarca ton ve milyarlarca $ değerinde) sokarak doğurgan, bereketli toraklarımızı kısırlaştırıp, petrol ve kimyasallarda olduğu gibi ülkemizi kendilerine bağımlı hale getirmeyi amaçlamışlar ve bunu büyük oranda başarmışlardır. Bu kontrolleri imkânsız ithalatların Türk Halkı üzerinde yarattığı sağlık sorunları, tarımla uğraşanlar üzerindeki olumsuz etkisi tartışılır durumda iken, şu sıralar kimden yana olduğu tartışılır olan AKP Hükümeti, ulusal biogenetik tasarısı adlı bir melanet yasasını imzaya açmıştır
Anadolu"nun bilinen tarihle birlikte milletleri, medeniyetleri barındıran, doyuran dünyada eşi emsali bulunmaz endemik bitkilerin anası, atası olan bağrına, doğurganlığına hançer sokulurcasına kısırlığa, verimsizliğe mahkûm etmeye çalışıyorlar. Bu GDO ların üretim artırma gibi bir marifetleri olduğu kanıtlanmış bir durum değildir. Bilinen tek şey, laboratuar ortamında, Yüce Yaratıcın her canlıya o ırkın farklılıklarının anahtarı olan DNA ları ve kök hücreleri ile oynayarak doğurganlığı olmayan tohumların yaratılması ve bu yolla tüm tabii canlı organizmaları yok etmektir. Gazeteci Amerikalı F.William Engdahl, ölüm tohumları adlı eserinde, GDO nun küresel yiyeceği ele geçirmenin ve bu suretle insanlığı kontrol altına almayı amaçlayan şeytanların planları olduğunu ve dünya nüfusunun %6.3 ile zenginliğin %50 sini elinde tutan Amerika"nın kısırlaştırılmış tohumlarla, kısırlaştırılmış milletler yaratmak gibi kirli planları olduğunu yazmıştır.
GDO dan elde edilmiş ürünlerin kısır çekirdeklerini kendi öz tohumlarımızda olduğu gibi tekrar ekemezsiniz. Bu kısır tohumlar laboratuar ortamında ve çok özel genetik ayrışım, birleşim ve kimyasal karışımlarla elde edilmektedir. Bu ürünü elde edebilecek laboratuarlar yıllarca önceden yapılan yatırımlar ve birikimler neticesinde 199o yıllarda ürün vermeye başlamıştır. Bu ürünleri dünyada Amerika ve İsrael olmak üzere 8-10 firma üretebilmekte ve bu GDO ların dünyaya tarımını tamamen tutması, yayılması halinde tüm ülkeler bu firmalara bağımlı olacaktır.
Buğday dâhil birçok yaşamsal değerde ürünün anavatanı olan ülkemiz için durum daha da vahimdir. İleri teknoloji ve bilgi isteyen GDO li tohum üretmek için toprağa değil laboratuarlara beyaz yakalı bilim adamlarına ihtiyaç vardır. Yani kendi tohumu ile ürün üretecek köylümüze, onları yerli tohumların ıslahı ile daha verimli ürün almaya yönlendirecek eğitecek ziraat mühendislerimize, veterinerlere ihtiyaç azalacaktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde yetişemeyen binlerce endemik bitki ve canlının anavatan toprakları da bu tohumla yozlaşıp değerini kaybedip kısırlaşacaktır. Bütün bu iç olumsuzlukların yanı sıra, dünya uğrayacağı bu tarımsal felaketten geri dönmek istese de bunda başarılı olamayacaktır. Çünkü kısırlaşan tarlalar dölsüz canlılara benzemiş olacaktır.
AKP, çoğunluğun değil ama, seçime katılan partilerin teker, teker hepsinden fazla oy alarak iktidara gelmiş bir partidir. Bizim ve bize benzer oluşumların muhalefet yapmak ve yanlışlarını eleştirmek ne kadar hakkımız ise onların iktidarına saygı göstermekte demokrasi gereği görevimizdir. Onları daha az eleştirmek veya alkışlamak icraatlarıyla ilgili bir husustur. Elimizden, bilgimizden geldiğince yazdığımız yanlışlar ve başta, Anayasa, TSK ve GDO lar ilgili konularda ve imzada olan ulusal biogenetik yasası hakkında daha duyarlı demokrat, ülke menfaatleri doğrultusunda davranış biçimleri sergilemesi gerekir. Tabiî ki bizim gibi fakir ve küçük! partinin alkışının ve eleştirilerimizin bir kıymeti var ise.. .
Sonuç olarak bizim, Sevgi ve Dayanışma Partisi olarak özlemimiz, ülkemizin insanımızın selamette olması ve hakkaniyet içinde yönetilerek milli beraberliğin tekrar özlenir duruma gelmesidir. AKP de bu ülkenin, milletin partisidir. Kurucuları yanlış yapıyor da olsa bizlerden, askerde, camide, cenazede, bayramda omuzdaşlık yaptığımız insanlardır. Laik Cumhuriyetin, İstiklal Marşının Nameleri ve Türk Bayrağının altında ayni samimi hislerle sevinip veya yeriniyorsak, bu birçok şeyin üstesinden gelmenin mutlu sonucu olur... "
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.