GÜVEN BAYAR:ORDU RUMLARINDAN İLİAS MAKRİDİS'İN İSTANBUL YILLARI (1901–1912)
Paul Magdalino ile yollarımızın kesişmesini sağlayan konu ise akademik çalışmalarından ziyade aile bağlarıdır. Magdalino'nun kendisi gibi Bizans tarihçisi olan eşi Profesör Ruth Macrides’in (1949–2019) büyük amcası olan Ordulu Rum tüccar İlias Makridis’i
ORDU RUMLARINDAN İLİAS MAKRİDİS'İN İSTANBUL YILLARI (1901–1912)
Güven BAYAR
Paul Magdalino, St Andrews Üniversitesi'nde görev yapmış, ayrıca Koç Üniversitesi'nde de ders vermiş dünyaca ünlü bir Bizans tarihi profesörüdür. Özellikle 6. ve 13. yüzyıllar arasındaki Bizans dünyasının sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı ile Konstantinopolis'in (İstanbul) kentsel gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Koç Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanan ve Barış Cezar'ın Türkçeye kazandırdığı Ortaçağda İstanbul: Altıncı ve On Üçüncü Yüzyıllar Arasında Konstantinopolis'in Kentsel Gelişimi adlı eseri, İstanbul tarihi üzerine çalışanlar için ilham verici bir başvuru kaynağıdır.
Paul Magdalino ile yollarımızın kesişmesini sağlayan konu ise akademik çalışmalarından ziyade aile bağlarıdır. Magdalino'nun kendisi gibi Bizans tarihçisi olan eşi Profesör Ruth Macrides’in (1949–2019) büyük amcası olan Ordulu Rum tüccar İlias Makridis’in (1888–1977) yaşam öyküsü ve tanıklıkları 1.453 sayfalık bir hatıratta toplanmıştır. Bu değerli aile arşivi, uzun yıllar boyunca Ruth Macrides tarafından titizlikle korundu. Ruth Macrides'in 27 Nisan 2019'daki vefatından önce, hatıratın Yunancadan İngilizceye çevrilerek yayımlanmasını arzuladığı biliniyor. Paul Magdalino'nun da, Ruth'un kardeşi Michael Macrides'in muhafaza ettiği el yazmasının bir kopyası üzerinde uzun yıllardır çalıştığını ve metnin İngilizce çevirisini sürdürdüğünü biliyoruz. Ancak İlias Makridis'in anılarının yayımlanma süreci kolay ilerlemedi. Eserin ne şekilde ve hangi kapsamda yayımlanacağı konusunda aile içinde bir görüş birliği sağlanamaması, projenin yıllardır beklemesine sebep oluyor.
Ayrıca hatıratta Ordu özelinde geçen kişi adları, aileler, mahalleler ve mekânlar üzerinden yerel ölçekte bizim de bir ön okuma yapmamızın çalışmaya bir derinlik ve zenginlik katacağı kanaatindeyim. Bu da başlı başına ayrı bir araştırma süreci anlamına geliyor. Makridis ailesi ayrıca Orduya sinemaya getiren ve ilk gösterimi yapan ailedir. Bunun üzerine bir makale yazmıştım ve bugüne gelebilen bir bilet örneğini yıllar önce yayınlamıştım o yüzden yazının kapak fotoğrafını bu yeni gelişmeler üzerinden kurulan bağa ithafen Ordu Makridis Sineması’nın bilet fotoğrafı yaptım.

(ΚΙΝΗΜΑΤΟΓΡΑΦΟΣ ΜΑΚΡΙΔΗ Yani Makridis Sineması, ΘΕΩΡΙΟΝ Loca, Yanında B Γρ. 12 Locanın harf ve numarası, Sol dış çerçevede yukarı doğru Oρδού. “Ordu” yazısı okunuyor.)
Tamamı 1453 sayfadan oluşan el yazması hatırat, sayfa sayısıyla olduğu kadar içerdiği eşsiz tarihi detaylarla da de dikkat çekiyor. Osmanlı'nın son döneminde Pontus'tan İstanbul'a, Anadolu'dan Yunanistan'a uzanan bir hayat hikâyesini barındıran bu çalışmanın bir gün Paul Magdalino'nun İngilizce çevirisiyle Londra’da yayımlanacağını, hatta bu sürecin artık uzak olmadığını biliyorum ya da hissediyorum diyelim...
Magdalino yakın zaman önce bir sürpriz yaptı ve hatıratın içinden, İlias Makridis'in 1901–1912 yılları arasındaki İstanbul yıllarını anlattığı bölümü sekiz sayfalık bir makale halinde yayımladı. Bu kısa bölüm bile Ordu'nun çok kültürlü geçmişi ve Osmanlı İstanbul'undaki Rum toplumunun gündelik yaşamı hakkında son derece kıymetli bilgiler içeriyor. Bu birkaç sayfayı okumak dahi heyecan verici. Çünkü karşımızda sıradan bir tarih anlatısı değil; Anadolu'nun Karadeniz kıyısındaki bir taşra kentinden çıkıp imparatorluğun başkentine gelen genç bir Rum'un gözünden İstanbul var. Yakın zamanda bu hatıratın tamamını okuyabilmeyi diliyorum. Çünkü İlias Makridis'in hikâyesi yalnızca bir ailenin hikâyesi değil; Ordu'nun, Pontus'un ve geç Osmanlı dünyasının hikâyesidir. Aynı zamanda farklı dillerin, dinlerin ve kültürlerin yüzyıllar boyunca bir arada yaşadığı çok katmanlı Osmanlı coğrafyasına açılan eşsiz bir tanıklıktır.

(İlias Makridis'in el yazması hatıratından bir sayfa örneği
(İlias Makridis'in Maceralı Hayatının Hatıraları, s. 60).
Paul Magdalino
“Makridis Freres (kardeşler) ticaret şirketi, İlias'ın babası Georgios ile amcası İoannis tarafından Ordu'da kurulmuştu ve Konstantinopolis'te de bir şubesi vardı. İstanbul şubesini yöneten İoannis'in 1901 yılında ölümü üzerine yerine büyük oğlu Aristotelis geçti. Bunun ardından Georgios ve Aristotelis, Aristotelis'in on dört yaşındaki kardeşi Telemakhos ile on üç yaşındaki İlias'ın lise öğrenimi için İstanbul'a gönderilmelerine karar verdiler.
İki çocuk ilk olarak ilkbaharda ve yaz başında İstanbul’a bir ön ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret sırasında İlias giriş sınavını başarıyla geçerek Zografyon Lisesi'ne kabul edildi. Eylül 1901'den Haziran 1908'e kadar Zografyon'da öğrenim gördü. Her yaz tatilinde ise Ordu'ya dönüyor ve tatillerini çoğunlukla Çambaşı yaylasında geçiriyordu. (Ordu’da yaşanan sıtma hastalığı sebebiyle aileler yaz aylarını Çambaşı Yaylası’nda geçirirdi.) Sonunda aile işlerine yardım etmek amacıyla eğitimini istemeyerek de olsa bırakmak zorunda kaldı. Buna rağmen 1910 ve 1912 yıllarında iki kez daha İstanbul'u gelip bir süre kaldı.
İlias'ın İstanbul'daki yaşamı üç merkez etrafında şekilleniyordu ve bunların tamamı Pera-Galata bölgesinde bulunuyordu: okulu, evi ve aile şirketinin yerel şubesi.
Okulu bugün hâlâ Turnacıbaşı Sokağı'nda faaliyet gösteren Zografyon Lisesidir. Evi ise Tarlabaşı Bulvarı'nın bugünkü konumunun tersinde kalan Simitçi Sokağı'nda, Throumoulopoulos ailesinden akrabalarıyla birlikte kiraladıkları bir konuttu.
1905 yılında kuzeni Aristotelis, Makridisler için yakınlarda bulunan Harman Sokağı'nda üç katlı bir ev kiraladı. Daha sonra ise yeni eşi Zapheiro'nun ailesine yakın olmak amacıyla Kontoskalion'daki (Kumkapı) "Keventsoglou Evleri"ne taşındı. Eşi Zapheiro, şirketin muhasebecisi ve sekreteri olan Mişel Dimitriadis'in kız kardeşiydi ve Kumkapı Fransız Kız Okulu'ndan mezun olmuştu. İlias ise görünüşe göre yeniden Simitçi Sokağı'na dönmüş ve Leontidis Apartmanı'nın zemin katında yaşamaya başlamıştır.
Makridis Kardeşler'in İstanbul bürosu ise Çamlı Han'da, bir süre de Pera Telefon İdaresi'nin karşısındaki Cedid Han'da (1895 tarihli Cedid Han’ın mimarı Ioannis Karagiannis’tir. Yapı, günümüzde Tahtakale Ticaret Merkezi “Elektronikçiler Çarşısı” olarak bilinmektedir. Karaköy’de bulunan Küçük Cedid Han’ın da mimarı Ioannis Karagiannis’tir.) faaliyet göstermekteydi. İstanbul tarihçileri açısından İlias'ın hatıraları üç temel bakımdan önem taşımaktadır. Birincisi, şehrin topografyasına ilişkin bilgiler vermekte; özellikle Beyoğlu'ndaki, kısmen de sur içindeki işletmeler ve kurumlar hakkında mevcut bilgileri tamamlamakta ve muhtemelen yeni veriler sunmaktadır.
İkincisi, okul ve aile çevresi aracılığıyla kurduğu sosyal ilişkileri anlatırken İstanbul Rum toplumunun yapısına ışık tutmaktadır. Özellikle de ekonomik ve sosyal açıdan en üst düzeyde bulunan kesimler arasında dahi taşıdığı güçlü taşralılık duygusunun ve hemşehrilik ağlarının ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. İlias, Pontuslu bir çocuk olduğunu hiçbir zaman unutmadığı gibi çevresi de bunu ona sürekli hatırlatmıştır. Ancak tam da bu hafif dışarıdan bakış açısı, onu çekici bir anlatıcı hâline getirmekte; içine girdiği kültürel çevreyi hem duyarlı hem de mesafeli bir gözlemci olarak tasvir etmesini sağlamaktadır.
Üçüncü ve en önemlisi, anılar Rum burjuvazisi ile Osmanlı yönetici sınıfı ve devlet otoritesi arasındaki ilişkilere dair kişisel deneyimleri aktarması bakımından tarihsel değer taşımaktadır. Bu anlatılar özellikle II. Abdülhamid ve İttihatçı dönemin kritik yıllarında yaşanan karşılaşmaları gözler önüne sermektedir. Anlatının değeri tam da kişisel ve anekdot niteliğinde olmasından kaynaklanmaktadır.
Beşiktaş'ta Yasak Bölgeye Girmek (Mart 1902)
İlias, Zografyon'daki (16 Mart 1848) öğretmenleri ve ders programını anlatırken, Bizans tarihi derslerinden söz ettikten sonra şu olayı nakleder:
Öğrencilere Bizans tarihi ders kitapları kullanılmadan, yalnızca sözlü olarak ve not tutturularak öğretiliyordu; çünkü bu konu resmi olarak yasaklanmıştı. Bir gün, Kırk Şehitler Yortusu'nun (Hıristiyanlık tarihinde Kırk Azizler (veya Kırk Aziz Şehitler) ismiyle anılan, 320 yılında Sebaste’de (Sivas) Hz. İsa’ya inandıkları için Roma Valisi tarafından öldürülen 40 Romalı askerin adına, bu tarihten sonra dünyanın çeşitli yerlerinde anıt yapılar inşa edilmişti. Bunlardan biri de Beşiktaş’ın Vişnezade mahallesinde, aynı ismi taşıyan ayazmaydı. (Taşlık mevkiinde, Vişneli Tekke Sokak üzerindeki bu ayazmanın tarihi 13. yüzyıla kadar uzanıyor.) Bayram, Diplokionion'daki (Beşiktaş semti, Bizans döneminde "Çifte Sütun" anlamına gelen Diplokionion ismiyle anılıyordu.) küçük bir şapelde kutlanıyordu. İlias da törene gitmeye karar verdi. Tesadüfen Bizans tarihi notları cebindeydi.
Kilise iki katlı bir evin içindeydi. Alt katta ayin yapılıyor, ayrıca bir ayazma bulunuyordu. Üst katta ise kafesli pencereleri olan bir Türk ailesi oturuyordu. Patrikhanenin eski imtiyazları sayesinde burada yılda yalnızca bir kez o da yortu gününde ibadet yapılabildiği söyleniyordu; ertesi gün yeniden kapanıyor ve bir sonraki yıla kadar kullanılmıyordu. O gün büyük bir kalabalık toplanmıştı. Hristiyanların yanında, peçelerinden ayırt edilebilen çok sayıda Türk kadın da bulunuyordu.
İlias ve üç okul arkadaşı; Kouirinis, Theodoratos ve Sapountzakis ayine katıldıktan bir süre sonra ayrıldılar. Yokuş yukarı uzun süre yürüdüler; buğday ve arpa ekili tarlaların arasından geçtiler. Sonunda çok yüksek ve uzun bir duvarın dibine ulaştılar. Oraya oturup sohbet etmeye ve hayal kurmaya başladılar. İlias birkaç gün sonra yapılacak ders için Bizans tarihi notlarını cebinden çıkardı ve arkadaşlarına yüksek sesle okumaya başladı. Aradan yalnızca birkaç dakika geçmişti ki 40-45 yaşlarında iki adamın kendilerine doğru geldiğini fark ettiler. İlias korkuya kapıldı ve notları ekinlerin arasına sakladı.
Adamlar ellerinde tabancalarla yanlarına geldiler ve sert bir ses tonuyla ayağa kalkmalarını, kendileriyle birlikte Beşiktaş karakoluna gitmelerini emrettiler. Neyse ki tarlada arama yapmadılar. Karakolda çocukları teker teker dövdüler. Daha sonra başkomiserin önünde ayrı ayrı sorguya çekildiler; Orada ne işiniz vardı? Sizi kim gönderdi? Başkomiserden de bir dayak yedikten sonra gece vakti polis nezaretinde Galatasaray'daki merkez komutanlığa götürüldüler. Burada yeniden sorgulandılar ve nezarete atıldılar.
Bir süre sonra okul müdürü Aleksandros Zamarias (1901 ile 1913 yılları arasında İstanbul Beyoğlu'nda bulunan tarihi Özel Zografyon Rum Lisesi müdürlüğü yapmış olan önemli bir eğitimcidir.) komutanın makamına çağrılarak çocuklar onun huzuruna çıkarıldı. Komutan önce öğrencilere dönerek sordu: Karşınızda oturan kişinin adını ve mesleğini biliyor musunuz? Hepsi bir ağızdan cevap verdi:
Evet. Kendisi okul müdürümüz Aleksandros Zamarias'tır. Bunun üzerine komutan müdüre döndü: Bu çocukları tanıyor musunuz? Müdür onların kendi öğrencileri olduğunu söyleyince komutan şöyle dedi:
Eve gidin. Bu ilk suçunuzu müdürünüze olan saygımdan dolayı affediyorum.
Ertesi gün teneffüste müdür dört öğrenciyi odasına çağırdı. Önce başlarına gelenlerin çok daha kötü sonuçlanabileceğini söyledi. Ardından bir daha o bölgeye yaklaşmamalarını tembihledi. Çocuklar şaşkınlıkla sordular: Neden efendim?
Müdür: Çünkü oturduğunuz duvar Sultan Hamid'in Yıldız Sarayı'nın duvarıydı. Oraya izinsiz yaklaşmak idamla cezalandırılabilecek bir suçtur.”
Bu ilk anı, II. Abdülhamid döneminin güvenlik rejimi hakkında çok şey anlatır. İlias ve arkadaşları aslında sadece gezen okul çocuklarıydı; ancak Yıldız Sarayı çevresi o kadar sıkı korunuyordu ki, saray duvarının yakınında oturup konuşmaları ve üstelik Bizans tarihi notları okumaları bile ciddi bir tehdit olarak algılanmıştır.
Devam edecek...
Kaynak: Paul Magdalino, “The Istanbul Experience of Ilias Makridis, 1901–1912”, YILLIK: Annual of Istanbul Studies, 6 (2024), s. 119–125.
Yazar Notu: Yazıda yer alan çeviri metin içerisinde parantez
"( )" içinde verilen açıklamalar, yer adları ve değerlendirmeler okuyucuya kolaylık sağlamak amacıyla eklediğim notlardır; özgün metinde yer almamaktadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.