Necdet TOPÇUOĞLU
YEMEN TUZAĞINDAKİ PEYNİR
YEMEN TUZAĞINDAKİ PEYNİR
Necdet Topçuoğlu
ABD ve İsrail, İran karşısında çıkmaza girince, Ortadoğu da yeni tuzakları kurmaya başlamıştır. Şer İttifakı savaşın başından beri, Türkiye'yi bir şekilde savaşın içine çekmek istemektedir. Çünkü Kürtlere yapmış oldukları yatırımlar boşa çıkmıştır. ABD ve İsrail vekâlet savaşlarında Kürtleri kullanmayı planlamıştı. Ancak SDG güçleri silahları ve paraları almalarına rağmen İran'a karşı savaşmaktan kaçınmışlardır. İran'daki Pejak adı verilen Kürt grupları ise Devrim Muhafızları Ordusu karşısında bir varlık gösterememişlerdir.
ABD Hürmüz Boğazında İran'a karşı savaşı kaybetmesine rağmen bir türlü yenilgiyi kabul etmemektedir. Körfez ülkeleri ise ABD'nin kendilerini koruyamadıklarını görünce, büyük bir güven bunalımına girmişlerdir. ABD ve İsrail bölgedeki dağınıklığı toplamak için, farklı alternatiflere yönelmişlerdir. Bunlardan birincisi İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki üstünlüğünü kırmak için, Türkiye ile Irak arasında "Kalkınma Yolu Proje Anlaşması"nı imzalatmışlardır. Böylece petrol ve doğalgazın Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması düşünülmüştür. Acil eylem planı olarak da Suudi petrolünün bir boru hattı ile Kızıldeniz kıyısındaki stratejik "Yenbu Limanı"na aktarılması sağlanmıştır.
Ancak bu defa da, Yemen'deki İran yanlısı Husiler Kızıldeniz su yolundaki tankerleri tehdit etmeye başlamışlardır. Bunun üzerine Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Husiler üzerine ortak harekât düzenlemişlerdir. Birleşik Arap Emirliklerine bağlı aşiretler gerekli direnişi göstermeyince, Suudi Arabistan bir anda kendisini savaşın içinde bulmuştur. Hatta Husilere karşı önemli kayıplar verdiği haberleri gelmektedir. Bunun üzerine ABD ve İsrail'in telkinleri ile Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında Mekke Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre, her üç ülkeden birisine saldırı olursa, saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılacağı açıklanmıştır.
Söz konusu anlaşmada NATO anlaşmasının 5. Maddesi gibi bir madde olmadığından, Birleşmiş Milletler Yasasının 50. Maddesinin esas alınması kabul edilmiştir. Ancak Husiler bir devlet olmadıkları için, yapılan saldırıların bir terör saldırısı olarak değerlendirilmesi söz konusudur. Konuya bu şekilde yaklaşan Türkiye ve Pakistan henüz anlaşmanın gereğini yerine getirememişlerdir. Üç devletin Dışişleri Bakanları yapılan son toplantıda bu birlikteliğin adını "Mekke İttifakı" olarak değiştirmişlerdir. Aslında söz konusu ittifak, Yemen ile savaş tuzağına konulmuş bir dilim peynir durumundadır. İttifak devletlerine fare muamelesi yapılarak tuzağa çekilmek istenmektedir.
Bu arada Husilerin kim olduklarına bir bakmak gerekir. Yemen nüfusunun %35'ini oluşturan, şiiliğin zeydi mezhebine ait olan İran yanlısı bir gruptur. Dağlık bölgelerde yaşayan savaçı insanlardır. Yıllarca Suudi Arabistan'ın saldırıları karşısında inim inim inlemişlerdir. Yemen nüfusunun %65'i Şafi mezhebindendir. Yönetim bu grubun elindedir. Ancak son çatışmalar yönetimin Husilerin eline geçeceğini göstermektedir. Türkiye ve Pakistan'ın bu mezhep çatışmalarında taraf olması doğru değildir. Bu konuda Türkiye'de bir tepki olmamasına rağmen, Pakistan da halk sokaklara dökülerek Yemen'e asker gönderilmesine karşı çıkmaktadır.
Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki savaş yoğunlaştıkça, ABD İran'a yapılan saldırılara ara vermiştir. Savaşın İran ile Mekke İttifakı ülkeleri arasında devam etmesine davetiye çıkarmaktadır. Bu savaş Türkiye'nin Savaşı değil, emperyalizmin savaşıdır. Tarihten ders alan bir Türkiye'nin Yemen çöllerine tekrar asker göndermemesi gerekir. Böyle bir savaşa dahil olmak, İsrail'in saflarında savaşa girmek demektir. Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada adeta savaşa girilmesini istemektedir. Böylece söz konusu talebin ABD'den geldiği anlaşılmıştır. Milletimiz bu konuda en azından Pakistan Milleti kadar duyarlı olmalıdır.
(14, Ekim, 2026-Ordu)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.